Yazı

Düştüğümüz nokta
Düştüğümüz nokta 

İbrahim Becer

86 yılıydı herhalde.

Ferhan Şensoy ve ekibi Beyoğlu’ndaki gösterilerinin ardından, üzerlerindeki Nazi SS üniformalarını çıkarmadan İstiklal Caddesine inerler. Esas oyun da o zaman başlar zaten. Ekip elemanları, Almanca kimlik sorarlar ve kimse de itiraz etmeden paşa paşa kimliklerini ibraz ederler Nazi subaylarına.
Kimsenin aklına Nazilerin istiklal Caddesinde ne aradıkları, neden kimlik sordukları, en acısı da kendilerinin neden kimlik ibraz etmek zorunda oldukları gelmez.
“Sorgulamıyoruz !” desek fukara yellenmesi gibi gelir. İstedim ki tepkisizliğimiz ete kemiğe bürünsün. Yanlış da olsa bir kelime, bir itiraz gelmiyor kimseden.
Cemil Meriç’in çok güzel bir tespiti var: “Kalabalık her yerde ırzını teslim edecek bir kahraman arıyor” der. Kimsenin kahraman olmak gibi bir düşüncesi yok. Olanı da bacağından tutup alaşağı etmek bize ait bir haslet. Batıda, teldeki cambazı izleyenler “ne zaman geçecek?” diye; Doğuda ise “ne zaman düşecek?” diye izlermiş. Çıkıp denemek mi? Burası Türkiye!
Öykünme var bolca, ya da özenti diyelim. Ama o da yabancıya özenme. Niccolai Hel, Rastignac, Raskolnikov dedin mi, Aydın olmak için yeter şarta sahipsin. Hani ya Orhan Kemal ve Onun “eskici ve oğulları”?
Yakıştıramıyorsun kendi cahilliğini kendine. Hep bir kahraman aramak sevdası seninki. Yüzleşmekten korkuyorsun. Bütün yaptığın iş, Narkissos gibi Echo’nun aşkını reddedip sudaki kendi aksine âşık olmak. O da kendinden başkasını beğenmezmiş. En sonunda Nemesis alır Senin de canını olur biter. Bu kadar kibir, bu kadar kendinden başkasını yok sayma elbette bir yere kadar…
Hatalar yok muydu bu Ülkede? Hangisini sayalım. Bu Ülkede fikir adamları için sürek avları tertip edildi. Bak Nazım’a, bu topraklarda ölemedi; Akif Ona keza, Mısır’a sürgüne. Hadi ikisini geçtim diyelim, ya Faruk Nafiz? O belki diğerleri kadar fikir işçisi değildi ama hani şu sabah akşam söylenen, “ çıktık açık alınla…” marşının iki söz yazarından biri Faruk Nafiz? 27 Mayıstan sonra hapis yattığını biliyor musunuz? Yazdığı marş kendini bile kurtaramadı Şairin.
Ayran budalası gibi seyrediyoruz televizyonda. Git sor bakalım Serdar Ortaç ve Kenan Doğulu’ya bu gerçekten haberdarlar mı? Ama Onlara sorulmaz değil mi? Yeni devrin kahramanları ne de olsa Onlar.
Elde bayrak, hançereden ver coşkuyu, tazele imanı, sal yakasını gitsin…
Atatürk, birey oluşturma ve bir Ulus yaratma adına bir şeyler yapmaya çalıştı. Lakin üç acı gerçek vardı ki üçü de bir diğerinden çetindi. En başta eldeki malzeme; yılların savaş yorgunu, fakir, ve bezginiydi. İkincisi, bu milletin diğer milletler gibi bu süreci sindirecek birkaç yüz yıl zamanı yoktu. En önemlisi de, Kendisinin zamanı yoktu.
Kışlalı’nın güzel bir tespiti vardır: “Laiklik, Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik ilkelerinin 1789 Fransız ihtilalinden, Halkçılık, Devrimcilik ve Devletçilik ilkelerinin ise 1917 Sovyet Devriminden esinlendiğini; özetle, Türk Devriminin Liberalizm ile sosyalizmin sentezi olduğunu gösterdi.” Der.
En büyük problem zamandı. Başka Ulusların teker teker ve uzun vadede yaşadıkları bu süreç Bizde dar alanda kısa paslaşmalara döndü. Her şey bir birine karıştı. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinde kapital sahibi bir burjuva yoktu. Sosyalizmi desteklemesi gereken işçi sınıfı da yoktu. Bir Ruhban Sınıfı problemi yaşanmadı. Nasyonalizmin dayanacağı bir millet bilinci ise diğerleri gibi hala yok. Olmadığı gibi de, tam tersine ayrışmaya doğru gidiyor.
Aynaya bakmayı öğreneceğiz. Aynı bir Romancı gibi. Kimdir Romancı? Suda kendi aksini gören insan. Yani günahıyla, sevabıyla bizzat kendisi.
Nerede hata yaptık ve telafisi mümkün mü?
Cevap bekleyen sorular bunlar…
Çünkü kişi düştüğü yerden kalkar…


24 Mayıs 2009  22:51:08 - Okuma: (489)  Yazdır




İstatistik