Yazı

Mamure Kalesi
Mamure Kalesi 

Asil S. Tunçer

Anamur’un 7 km güneydoğusunda Anamur Bozyazı karayolunun kıyıya en yaklaştığı noktada durduğunuzda önünüze inanılmaz güzellikte ve henüz ihtişamımdan bir şey kaybetmemiş büyük bir kale çıkar.

Anamur’un yanı başındaki Bozdoğan’da asırlara meydan okuyan Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerden biri olan Mamure (Anamur) Kalesi’dir gördüğünüz… 1221’de yıkıldıktan sonra Bizans’tan kalma temelleri üzerine yeniden inşa edilen kalenin adıyla sanıyla asıl 1300’den kalma bir Karamanoğlu kalesi olduğunu anlamanız güç değil. Kale fethedildikten sonra içine yine aynı tarihli bir cami ve dışına da (bugünkü asfalt yolun karşısında) bir hamam inşa edilerek daha mamur bir hale getirildiğinden bu ismi aldığı söyleniyor. 
Güneyinde denizle kuzeyinde yani kara tarafında hendekle çevrili kalenin tarihi izahatı; “Anamur ve Taşeli'nin kâfirler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300–1308) 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur” şeklindedir. Kalenin batı duvarının üzerinde bulunan tek yazıtta ise özetle; “Karamanoğlu Alâeddin oğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti. Bu tarih Mükerrem Şevval ayında yazıldı” ifadesi yer almaktadır.
Osmanlı döneminde birkaç kez elden geçirilmiş olan yapı bugün de onarıma muhtaç durumda. Örneğin iskelesi çok bakımsız. Sahili moloz ve mıcır dolu kalenin girişte solda yer alan kulesi ışıksız ve korkuluksuz. Burayı düşmemeden inip çıkmak için cambaz olmak lazım. Zaten çıkmanızı hiç tavsiye etmem çünkü ayağınız kaydımı doğruca en alttaki zindan denilen çukurlardasınız Allah muhafaza. İç taraftaki duvarlar hala güzel görünse de sağ tarafta bazı aşınmalar ilerde de yıkık dökük kısımlar gözümüze ilişiyor. Toplam 23.500 m2lik bir alana sahip kalenin içi denize paralel uzunlamasına bir görünüme sahip.
Bir hendekle çevrili kale birbirinden yüksek duvarlarla üç bölüme ayrılmış: Doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale ve bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş bir iç kale… Bu kısım yalnız yıkık durumda kısmen. Onarım çalışmaları halen devam ediyor. Surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol var. Yol dediğim de aşağıya düşmemek için sırtımı arkaya tam yaslayıp ilerlediğim bir küçük yürüme patikası. Baştanbaşa geçmeyi denediysem de tam orta yerinde ayak koyacak yerler iyice daraldığından tekrardan yere inmek zorunda kalıyorum dik merdivenlerden. Bu yol üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere toplam 39 kule yer alıyor.  
Güneyde, sahile bakan tarafta, kuzeydoğuda baş kule denilen yüksek ve çok katlı toplam beş gözetleme kulesi, köşe burcunun yanında üst tarafı yıkılmış ayrıca bir fener kulesi mevcut. İç avlunun kuzey batı sınırını oluşturan yüksek surda değişik şekilli yedi tane burç daha bulunmaktayken kuzey doğu tarafında kalanlar duvarla birlikte yıkılmışlar. 1988 yılında Anamur Müzesi Müdürlüğü’nce yapılan kurtarma kazılarında, M.S. 3.-4. yüzyıllara ait. “Ryg Monai” adını taşıyan bir yerleşimin yapı evrelerine rastlanmış. Bundan başka daha geç döneme ait dış tarafta hala ne işe yaradığı tam anlaşılamamış kısımlar bulunmakta. 
Batı avlusunda Karamanoğlu Mahmut Bey’in yaptırttığı halen ibadete açık cami kod farkıyla zemin seviyesinin altında kalmış. 1972–73 yıllarında esaslı bir onarımdan geçtiğini öğreniyoruz. Solda kalan sarnıç yapısı da kısmen korunabilmiş. Kuzey tarafında konuşlandırılmış çirkin görünümlü su bidon ve depoları tarihi yapıya hiç yakışmıyor. Kapısı kapalı olduğundan içeri giremediğimiz caminin cemaatinin kalede giriş parası ödemediği muhakkak. Akşam ve özellikle yatsı namazı kılınabilmesi için kalenin kapısı hep açık tutuluyor. Bizim ziyaretimiz biraz uzun tuttuğundan saati bile unutmuşuz ki çıktığımızda hem kapı açıktı hem de kulübedeki görevli gitmişti. Bu da kalenin ne derece korunduğu ve geceleyin güvenli olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Buna bir çare bulunması lazım.
Önündeki otoparka otobüs giremez; girse de çıkamaz. Ancak otopark var desinler diye yapılan bu daracık alana 5–6 binek otomobil sığabilir kanımca. Kocaman bir kalenin yanında oldukça minyatür kalan park yeri turistik anlamda yeniden ele alınmalı diye düşünüyorum. Bilet Gişesi’nin hemen karşı ve sağ çaprazında kalan duvarlardaki önceden yapıldığı belli olan özentisiz sıvalar açıkça sırıtıyor. Bedenin kuzeyini boydan boya çevreleyen hendek kirli ve içindeki canlı yaşamı tehdit eder seviyede bulanık akıyor. Özellikle kalenin içinden hendeğe açılan eski kapıdan da suya bakıyorum emin olayım diye; temiz değil.
Buradaki Bekçi Kulübesi yazın yılanların istilasına uğruyor. Öyle ki Osmancık filminin çekimlerinde kullanılan bir atı ısırıp öldürmüş. Ayrıca kışın çok soğuk yazın ise çok sıcak olduğundan içinde durmak ve iş yapmak neredeyse imkânsız. Isıtma ilkel yöntemlerle bir nebze çözümlenmiş. Eskiden fakültede okurken öğrenci evlerinde bu tip icatlarla ısınırdık; asmolene rezistans sarardık yani… Isınmayı, hadi bu şekilde çözdük peki, serinlemek için ne yapmalı? Bekçi bu yüzden yazın gölgeden gölgeye koşuyor. Yeni seyyar tuvaletler çok şık durmuş ama bir tesisatçının gelip sızdıran taharet musluk ve borularına bir göz atması lazım. Görevli hanıma hatırlattık ve belki de şimdilerde onarılmıştır.
Kale’nin hemen karşısında yer alan derme çatma kulübemsi lokanta ve restoranlar pek sağlıklı görünmediği gibi sanki daha çok küçük gruplara hizmet verebilecek kapasitede ve akşamları eş-dost yemeklerine yönelik yerler görüntüsü veriyor. Öte yandan yanındaki ve karşılarındaki bu tarihi mekânları gölgeleyip daha fazla yok olmalarına ev sahipliği yapıyorlar sanki. Tam orta yerde kalan kaleye ait tarihi hamamın görüntüsü içler acısı ve oldukça metruk durumda; çok acil yenileme bekliyor. Bir önceki tamirat iyi yapılmadığından sanırım içinde yer alan boyalı alçı süslemeler çok zarar görmüş. Son yağmurlarla da tavansız olan yerlerden içeriye su dolduğundan yerler vıcık vıcık. Gelen giden herkes tuvaletini buraya yaptığından mıdır nedir içi çok pis kokuyor. Yapının arka tarafına dolaştığımda birçok atık ve kullanılmaz eşyayla dolu olduğunu görüyorum. Sanki sağda ve solda yer alan kâffe ve restoranların deposu gibi kullanılmakta ve dolayısıyla tahribatı beraberinde getiriyor.   
Anamur’un ‘sıkması’ meşhur. İçi çökelek lorlu bir tür saç böreği olan ve yuvarlanıp dürüm gibi yenilen sıkmanın yanında genelde ayran tavsiye edilse de ben hakkımı çaydan yana kullanıyorum. Daha çok seçenek beklentisi içindeyseniz şayet yemek işini şehir merkezinde halletmek en akıllı çözüm. Burada alınacak herhangi bir yemeğin fikrimce özellikle Amerikalı ve İngiliz gruplarında çok vasat kalacağını hatırlatmak isterim. Mamure görülmeye değer ve korunması gerekli bir kültür hazinemiz…
İyi Turlar.


18 Mayıs 2009  21:53:08 - Okuma: (632)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik