Yazı

Yurdum insanı ilginç…
Yurdum insanı ilginç… 

İbrahim Becer

Bir televizyon kanalı saçma bir konu buluyor ve Türk insanına mikrofonu uzatıyor.

Konu şu: Mısır piramitleri Türkiye’den kaçırılmış, yorumunuz nedir?
Aslında son derece saçma bir teori. İlk başta reddedersiniz değil mi?
         Ama öyle olmuyor işte. Mikrofonu eline alan konuşuyor. Kimisi Turizm bakanlığını suçluyor, kimisi Devleti. Gümrük çalışanlarının rüşvet aldığını ima eden vardı ki, “yuh” dedim. Keops’u düşünebiliyor musunuz Habur’dan çıkarken?
         Keops’u Habur’dan çıkarmaya çalışana mesleğini sordular: Tarih Öğretmeniymiş arkadaş…
         Burada şimdi sallamak kolaydı aslında. Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz falan diye. Gel gör ki, adamın herhangi bir üniversiteden aldığı nal gibi bir diploması var.
         İşi “dağdaki çobanın oyu…” meselesine getirmek istemiyorum. Düzdekinin durumu da pek iç açıcı değil çünkü. Bütün bilgi girişinin televizyonlara teslim edildiği, bireylerin de tüm bilgi girişimlerinin televizyonla sınırlı kaldığı bir ülkede elbette daha iyi bir sonuç çıkmayacak. Gazete okunmuyor, kitap okunmuyor anlıyorum da bu ülkede âşık da mı olunmuyor?
         İnsan iki satır şiir ezberler sevdiğine meramını anlatabilmek için. Hadi şiir yazamazsın anladık. Çal hiç olmazsa. Ne anlatacaksın yoksa. Sen bu halinle sadece bir et yığınından öteye gitmezsin çünkü.
         Einstein’ın çok güzel bir sözü var: “Eğer bir adam, marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, O değersiz bir yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her nasılsa, yanlışlıkla bir beyni olmuştur.”
         Cehalet tamam, anlarım. Kötü olan şu: Önüne uzatılan her mikrofona neden konuşuyorsun. Hadi mikrofonu geçtim, neden konuşuyorsun?
         Bilgin varsa konuş, adam görsünler ama cahilsen de sus adam sansınlar. Sunucu sana, Türklerin pagan tarihi ışığında Anubis’in Türk olup olmadığını sormuyor ki. Sadece “olmaz öyle şey” diyeceksin o kadar. Ama onu bile demekten aciz. Anlatıyor da anlatıyor…
         Ben yıllar önce Ali Bulaç’ın bir yazısında bir cümle okumuştum. Şöyle diyordu Yazar: “İslam Pirizmi reddeder”. Pir, Şıh ve bunun gibi unvanlar reddolunur. İlk başlarda anlayamamıştım. Zamanla bazı taşlar yerine oturunca anladım. Eğer birine bağlanırsanız, Onun her dediği mutlak doğrudur doğal olarak. Sizin okumanıza, araştırmanıza gerek de yoktur, şartta. Siz de o andan itibaren bir birey olmaktan çıkar, kula kulluğun derin uçurumlarında, esfel-i safilin (Kur’an diliyle; sefillerin en sefili) bir hayat sürersiniz.
         Sizin için bir düşünen, bir bilen olduğunu bilmek rahatlatır Sizi. Belki çok büyük makamlara gelip de ihtişam içinde yaşayacaksınızdır. Fakat bir şeye sahip olamayacaksınız. Hiçbir zaman kendi fikriniz olmayacak.
         Çekilesi bir hayat mıdır bu? İki cümleyi bir araya getirememek, getirsen bile içinden cımbızla çekip çıkaracak bir bilgi kırıntısına ulaşamamak ne kadar acı.
         Belki kaderci bir yaklaşım olacak ama soruyu şöyle soralım: “Bizim kadar körkütük cahil bir toplumun başına gelen bunca bela mukadder değil midir?”

10 Mayıs 2009  17:42:59 - Okuma: (1437)  Yazdır




İstatistik