Yazı

SIFFIN SAVAŞI
SIFFIN SAVAŞI 

Etem Kutsigil

UYANIKLAR, YAPTIKLARI KÖTÜ İŞLERDE ALLAH’IN HER ZAMAN ARKALARINDA OLACAĞINI ZANNEDERLERSE DE, ALLAH’IN KENDİLERİNİ ER-GEÇ ÇARPACAĞINI BİLMELİDİRLER !

TARİHTEN BİR OLAY “SIFFIN SAVAŞI”, BİR ANIM VE SONUÇ
 
Hazreti Peygamber’imizden sonraki döneme “Dört Halife Devri” dendiği malûmunuzdur. Bu dönemde, yalnız Peygamberi mizin Kayınpederi Hz. Ebubekir eceliyle ölmüştür. Diğer Halifelerin hepsi, ne yazık ki, şehit edilmişlerdir. 
Ben sizlere bugün, yalnız Hz. Ali’den bahsedeceğim.
Hz. Osman öldürülünce, onun akrabası ve Suriye Valisi olan Muaviye, bu suikasttan Hz. Ali’yi sorumlu tutup, hem kendisini Halife ilân eder, hem de Hz. Ali’ye savaş açar. (Cemel Vakası M.S. 657) 
....Savaş, Muaviye’nin aleyhine dönmektedir. Muaviye son kozunu oynar. Has adamı Amr İb ül Âs’ın önerisiyle, KUR’AN’ı sayfa sayfa yırttırıp, askerlerinin mızraklarına bağlatır. Sonra, Hz. Ali’nin askerlerinin üzerine gönderir. Hz. Ali’nin askerleri “Biz Kur’an’a karşı gelemeyiz.” diyerek silâhlarını bırakırlar.
...Her iki taraftan birer hakemin, sorunu görüşüp halletmesi teklif edilir.
Muaviye, tarihe çok kıvrak zekâsı ve hileciliğiyle geçen Amr İbn- ül Âs’ı; Hz Ali de, saf, dürüst bir kişiliği olan Ebû Musa El Eş’arî’yi hakem olarak tâyin eder.
Bunlar bir çadıra girer ve “İslâm’ın üzerine çöreklenen bu ikiliğin, ancak ikisinin de Hilâfet’ten alınması ve yeni bir Halife seçilmesi” ile kökünden halledilebileceğine karar verirler.
Dışarıya çıktıklarında Amr İbn-ül Âs, daha yaşlı olması sebebiyle, ilk sözü Musa El Eş’ariye verir. El Eş’ari, kürsüye gelir ve; “Ben bu yüzüğü parmağımdan nasıl çıkarıyorsam, Hz. Ali’yi de Halife’likten öyle çıkarıyorum.”der. Söz alan Amr İbn-ül Âs da aynı sözleri söyleyecekken, O; “Ben de bu yüzüğü parmağıma nasıl geçiriyorsam, Muaviye’yi de öyle Halife ilân ediyorum.” der. Musa El Eş’ari gerçeğin öyle olmadığını söyleyince, olaylar bitmek bir yana, Hz. Ali’nin şehit edilmesine, oğlu Hz. Hüseyin’in öldürüldüğü “Kerbelâ Olayı”na kadar devam eder. O zamandan bu yana Hz.Ali taraftarlarına Alevî denir.
Günümüzde bu olaylar, AB ve benzeri kuruluşlar tarafından, bizleri bölmek için, halâ ısıtılıp ıstılıp, “Alevî- Sünnî Meselesi” olarak, çatışma sebebimiz yapılmasına çalışılır.
 
SONUÇ I : Hz. Ali tarihe şan, şeref ve dürüstlüğü ile geçerken, kendisini akıllı zanneden kurnaz, hilekâr, Muaviye, adı nefretle anılan, lânetlemiş biri olarak tarihe geçti mi?
El cevap: ??????????
 
                              BİR ANI
 
1970’li yılların birinde, Cumhuriyet Bayramı törenleri devam ediyor. Ortaokulun bir öğretmeni, “Günün anlam ve önemi” konulu konuşmasını elindeki kâğıttan OKUYOR...(!)
Derken omuz başımda bir ses ve aramızdaki konuşma;
“Ben de konuşabilir miyim efendim?”
“Siz kimsiniz kardeşim?”
“Ben Karpuzlu’ya yeni atanan imamım.”
Tertemiz bir yüzü olan bu gence konuşması için izin verdim. İmam, ELİNDE KÂĞIT OLMAKSIZIN (eskilerin tabiriyle irticâlen), imamlığın da verdiği alışkanlıkla, güzel bir konuşma yaptı. Ali Hoca ile tanışmamız böyle oldu.
Bir gün Ali Hoca Ortaokula geldi ve benden, yapılması düşünülen üç katlı bir öğrenci yurdu için bağış toplamak amacıyla, yardım etmemi istedi.
“İmamcığım, “Bir kapıya iki dilenci çok” derler. Ben Koruma Derneğiyle dolaşıp para toplamaya çalışırken, seninle de para toplamaya çıkarsam, beni bu köyden kovarlar. Kaldı ki, ben okulun cam parası, su parası gibi basit ihtiyaçları için bile para bulamıyorum. Böyle büyük bir inşaat için milletten para toplanabilir mi...” dedim gülüştük.
Fakat sevgili okurlar, üç katlı inşaat yerden biter gibi kısa zamanda ve en konforlu şekilde, mutfağı, tuvaletleri mermerlerle, yerleri halıflekslerle ve tertemiz kullanımıyla hizmete girdi.
Bir gün Ali Hoca’ya bunu nasıl başardığını sordum. İşini başarmış olmanın sevinciyle gözlerinin içi güldü ve;
“Müdür Bey, senin arkanda devlet var, benim arkamda Allah var. Olacak artık o kadar.” Dedi ve ekledi.
“Biz pamuk toplama zamanı tarlaları gezer, tarlanın sahibini buluruz. Efendice selâm verdikten sonra sorarız.
- Arkadaş sen bu pamuğun öşürünü verdin mi? diye.  Adam şaşırır.
– Öşür vergisi Cumhuriyetle birlikte kalkmadı mı arkadaş? Ne öşürü bu?
- Öşür dinî bir vergidir. Bu vergiyi vermezsen, kazanacağın paranın bereketini bulamazsın, deriz. Kimisi tarladan kovar ama çoğu bize pamuk verir. Onu paraya çeviririz.
Sonradan öğrendim ki, onun arkasında Allah’ın yardım etmesinin yanında, “Süleymancılık” diye anılan bir tarîkatın önemli miktarda parasal yardımı da varmış.
Tarikat yaptırmış dahi olsa, sonuç, devletin beceremediğini, tarikatın, binlerce köy çocuğunun zırcahil kalmasını önleyerek, çocukları topluma kazandırılması olayıdır.. Devlet bunu beceremiyorsa, o da devletin ayıbı. Onun bunun lafına bakıp, eşsiz emsalsiz KÖY ENSTİTÜLERİNİ kuşa çevirtmeseydi. KÖY ENSTİTÜLERİ ilk halleriyle devam etseydi, bu güne kadar, köy çocukları içinde okuyamayanı kalmazdı.......
Anlattığım bu örnek Yüce Dinimizde yeri olan “Vakıflar”ı çağrıştırıyor. Oradan yetişenler “yobaz” mı olur, “inanmış kişi” mi, buna büyüdükçe kendileri karar vereceklerdir. Ammmmmaaaaa;
Dinimizin Ulu Kitabı KUR’AN, bir kaç yerinde mealen “Benim üzerimden para kazanmaya kalkışmayın.” derken, bundan “Beni kullanarak kendinize menfaat sağlamayın.” der. Bu ve benzer yurt yapımlarında, toplanan para ceplere dağılmıyorsa mesele yok.
SONUÇ II: Yurdun açılışı töreni, siyasal ve kişisel menfaatlere yol açıp, siyasal propagandalara dönüşürse, bu Yüce Dinimizce makbul bir iş olur mu?
EL CEVAP:??????????
 
Yüce Dinimizi TÜRBANLA, TAKIYYELERLE DİNDAR CUMHURBAŞKANIYLA, İZLEDİKLERİ MAKYAVEL(*) POLİTİKALARIYLA MİLLETİ DİLENİR HALE GETİRDİKTEN SONRA, ONLARA REKLAMLI AFİŞLİ İFTAR ÇADIRLARINDA YEMEK YEDİREN, EVLERİNE YEMEK DAĞITAN, SONRA DA (**) BİR HAYIR İŞİNİ KİŞİSEL REKLAMINA MALZEME YAPAN BİR İKTİDARA OY VERMEK GÜNAH DEĞİL MİDİR?
   EL CEVAP; ??????????
 
SONUÇ IV : Bunları bir gün Yüce Allah çarpar değil mi? 
                    Sayın İktidar BUNLARI DA ULEMAYA SORALIM MI?                                                                           
 
 (*) Rönesans Döneminin ünlü kitabı “HÜKÜMDAR” daki ana fikirin siyasetteki adı. “Siyasette başarıya ulaşmak için yapılacak her şey (Hile, çamur atma, hatta cinayet) meşrudur.”  
(**) Mahallede herkesin milyarder olmaması doğaldır.
 


4 Haziran 2007  00:42:41 - Okuma: (726)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik