Yazı

İşçi bayramı ve kutlamalarda gördüklerimiz
İşçi bayramı ve kutlamalarda gördüklerimiz 

Etem Kutsigil

Yeniçağdaki Coğrafi keşifler, dünyanın ileri denizci ülkelerinde, yeni bir “sömürgeci” zengin sınıf oluştururdu. 19. yüzyılda başlayan “Endüstri Devrimi” ise, işçi ve işveren olarak, iki zıt sınıfın oluşmasıyla sonuçlandı.

 
O yıllarda vahşi kapitalizmin endüstrisi, işçileri günde 12 saat ve kötü koşullarda, insafsızca çalıştırılıyordu. 1856 da Avustralya’da, 1886 da ABD nde Chicago’da (Şikago) meydana gelen işçi eylemlerinin amacı, çalışma saatlerinin günde12 saatten, 8 saate indirilmesini amaçlıyordu. Zaman zaman bizde de olduğu gibi, bu gösterilerde çıkan olaylarda ölenler de olmuştu.
Ne var ki sonunda “İşçi Sınıfı” mücadeleyi kazanmış ve bu olayların başladığı 1 Mayıs gününü, “İşçi Bayramı” olarak pek çok dünya ülkesine kabûl ettirmiştir.
Bu meyanda Türkiye Cumhuriyeti’nde de 1923 yılında, bu gün “İşçi Bayramı” olarak kutlamaya başlandı. Ne var ki, o tarihten sonra oluşan bazı iç siyasal olaylar sonucunda, bu bayramın kutlanması yasaklanmıştır.
1935’ten sonra 1 Mayıs, bu kez “Bahar ve Çiçek Bayramı” adıyla, tekrar kutlanmaya başlandı. Gençliğimde 1 Mayıs gününü, resmî tatil olarak hep bu isimle kutlardık. 1950 li yıllarda insanlar komünizmden çok korkutulmuştu. Merhum dayımın, solcu bir arkadaşını işletmek için telefonu bana vererek, “İşçi bayramın kutlu olsun.” dedirttiğini bu kadar yıl sonra bile unutmadım.
Bu süreler içinde işçiler, yine de her zaman birtakım kısıtlamalarla bayramlarını kutlayagelmişlerdir. Bu kısıtlamaların sebebi hep, 1 Mayısın “Komünist Bayramı” olarak nitelendirilmesindendi.
1977 yılındaki “Kanlı Pazar” kutlamasından bu yana ise, gelen her Hükümette “1 Mayıs İşçi Bayramı” hep tediginlik yaratmıştır.
Bu yıl TBMM, 1 Mayıs gününün “Emek ve Dayanışma Bayramı” adıyla, resmi bayram olarak kutlanmasını yasalaştırdı.

...VE İŞÇİLER BAYRAMLARINI KUTLADILAR
1977’deki “Kanlı Pazar”dan bu yana benzer olayların tekrarlanabileceği ihtimali yüzünden, özellikle Taksim Meydanı, kutlamalar için kutlanılamıyordu. Bu yıl sınırlı da olsa, burada kutlanmasına izin verildi. Sevindik. Gerçek işçi sınıfı, ufak tefek tartışmalar dışında, olaysız olarak Taksim meydanında bayramlarını kutladı. Ne var ki...

BAYRAMI BALTALAYANLAR
Gelişmeleri ilgiyle, endişeyle TVleri izlemeye başladık. Bir yanda Konfederasyonların onurlu yürüyüşünü yürekten alkışlarken, başka yerlerde havalar fırtınalıydı. Yakın geçmişte de zaman zaman gördüğümüz, ipten kazıktan kurtulmuşcasına oraya buraya saldıran, tahrip eden maskeli bir serseri gûruhu yine ortaya çıktı. İnsafsızca, merhametsizce, karşısındakilerin de birer insan olduklarını akıllarına bile getirmeden taşlarla, sapanlarla hatta kaldırımlardan kopardıkları döşeme taşlarıyla polislere saldırıyorlardı. Hızlarını alamayan bu serseriler bankalara, arabalara, vitrinlere, hatta bankamatiklere bile saldırıyordu. Ve işin acı tarafı, bütün bunları “İŞÇİ KİMLİĞİYLE” yapıyorlardı. Gençliklerine, insanlıklarına yazık!

POLİSLERİMİZ
Hep söylenir “Polisler olaylarda taraf değildir, olayları önleyecek görevlilerdir.” diye.
Fakat onların da birer insan olduklarını hep unuturuz. Polisleri, hem düzeni, hem de kendilerini korumak için, “biber gazı” kullandılar diye eleştiren TV kanalları bile vardı. Bunlar kimden yanaydılar bilmem... Öğrenci olayları dışında, bugünkü olaylarda da galiba, polise en çok kızanlar dahî, yasa dışı bu gösterici (ne göstericisi efendim düpedüz haydut) gûruha hak vermiş olamazlar.

SONUÇ:
Yazık bunları doğuran analara... Ve “YUH!”onları bu günlerde kullanmak için beyinlerini yıkayanlara...
Bu gibiler var oldukça, kutlamaları Taksim’de sınırlandırmasında, insanın Hükümete hak vermemesi zor.
Ve bu gidişle daha yıllarca zor günler geçireceğe benziyoruz, sevgili okuyucularım. Hele bu siyasetçiler varken...


2 Mayıs 2009  12:24:29 - Okuma: (600)  Yazdır




İstatistik