Yazı

Maalesef
Maalesef 

İbrahim Becer

Güneydoğu’dan yine Acı haber geldi. Lice’de mayın saldırısı, Şemdinli’de ise taciz ateşi sonucu on vatan evladımızı daha toprağa verdik. Hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

  Binbaşı Ahmet Cem Ersever ismini duyduğunuzu varsayıyorum. Duymadıysanız da iki “tık” ötenizde. Araştırın, ilginiz çekecektir.
Soner Yalçın, Ersever öldürülmeden önce onunla bir röportaj yapıyor. Daha sonra bu röportaj, “Binbaşı Ersever’in itirafları” adıyla kitaplaştırıldı. O kitapta bir bölüm var. Meselenin özü gibi gelmiştir bana her daim. Sizinle paylaşmak isterim.
Cem Ersever anlatıyor: “…size bir anımı anlatayım. Tarih vermiyorum, o zamanlar Şırnak’ta alay vardı. Giriş ve çıkışlarda aramalar olurdu. Şırnak’a giren, çıkan vatandaşın yolu burada kesilir, arabadan indirilir, kimlik kontrolü yapılır ve giriş, çıkış saatleri bir deftere yazılarak gönderilirdi.
Bu aramaların vatandaşa eziyetten başka bir işe yaramadığını göstermek istedim. Üç tane kimlik hazırladık, üç de ayrı plaka. Kimlikleri Abbas Duran Kalkan, Selahattin Çelik ve Cemil Bayık Adına hazırlattık. Üçü de Örgütün merkez komite üyeleri o zaman. İki asker dikmişler Şırnak’ın girişine. “Dur” dediler. Durdum ve Kimliğimi göstererek, “Şenoba’ya gidiyorum” dedim. Deftere “Selahattin Çelik” diye yazdılar. Arabanın plaka numarasını aldılar. Birkaç saat sonra geri döndüm. Aynı askerler. Girişte bu sefer “Cemil Bayık” kimliğimi gösterdim. Plakayı değiştirmişiz ama araba aynı. Onu da yazdılar.
Ertesi gün gittim. “Dün ihbar geldi, Cemil Bayık ve Selahattin Çelik buradan geçiş yapmışlar” dedim. “Olmaz öyle şey” dediler. “Defterinize bakın”dedim. Adamların adları yazılı. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Dönemin sıkıyönetim Komutanı Aşir Özözer’e kadar intikal etmiş olay. Beni çağırdı, ne yapacağız diye. Durumu anlattım. “Siz ne aradığınızı, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz” dedim…”
Cem Ersever’in bahsettiği tarih aralığı muhtemelen doksanlı yılların başı. Terörle mücadelede, insan kalitesinin önemine ve bu işle uğraşacak olan kişilerin profesyonelliğine işaret etmesi açısından önemli bir örnek. Memleketin bir ucundan gelmiş yirmi yaşında bir adamın bu isimleri bilmesi Sizce de yurdum insanı için fazla lüks sayılmaz mı?
Neden sıradan askerle olmuyor, olamıyor sorusuna cevap arıyorsak eğer, gelin Sizi doksan sekiz yılının, karlı bir Şırnak sabahına götüreyim.
Şenoba ve Şihan; Şırnak-Hakkari karayolu üzerinde iki köydür. Benim görevim de bütün bir gece, o yola bakan tepeyi tutmak ve yolun güvenliğini sağlamak. Gece bitip de sabah olunca Yakındaki taburdan bir “mayın arama askeri” detektörle gelirdi. Sonra, önde bu asker arkadaşımız, arkada yaklaşık kırk kişi olan Biz yola revan olur, sabahın o ayazında mayın arardık.
İlk günlerin acemiliği geçip de etrafı daha eleştirel takip etmeye başlayınca bir şey dikkatimi çekti. Bizim detektör hiç ötmediği gibi, bu arkadaşımız “paşaya kelle yetiştirir” gibi hızlı adımlarla yürüyordu. Oysa ki tam tersi olmalıydı.
Burası Şırnak’tı. Her metrekaresinde bir kurşun çekirdeği bulmak son derece normalken hiçbir metale rastlanmaması içime kurt düşürmüştü. Üşenmedim, gecenin bir yarısı yola uçak savarla üç el ateş ettim ve sabahın olmasını bekledim. Artık o yolda üç adet 12.7 mm çekirdek olduğunu biliyordum.
Yine sabah oldu ve mayıncı arkadaşımız geldi. Benden “başla” komutunu aldıktan sonra mayın kontrolüne başladık. Onun hiçbir şeyden haberi yok tabi. Yürüdük, yürüdük, yürüdük ve Benim gece ateş ettiğim yere geldik. Orada, asfaltta üç adet çekirdek var. Adım gibi biliyorum.
Ötmedi, yine ötmedi…
Dur” dedim. Çevre emniyetini aldırdım ve konvoyun en başındaki bu arkadaşımızın yanına gittim. “Neden ötmedi” diye sordum. Cevap son derece pişkinceydi: “Bir şey olsa öterdi!”. Ayağımla asfaltın üzerindeki karları küredim ve kısa bir uğraştan sonra o üç çekirdeğinde yerini tespit etmekle kalmadım, bir de geçen arabalardan düşmüş olabilecek bir pim buldum.
Bir ölüm sessizliği oldu. Telsizlerden yolun açılıp açılmadığını soran anonslar yapılıyordu. Çünkü Devletin yolu eğer temizse araçlar hareket edecekti. Bizden cevap bekliyorlardı.
Bir müzik sesi geldi kulağıma önce. Sonra sesin karşımdaki arkadaştan geldiğini anladım. Kafasındaki kar başlığını çıkardım, kulaklıklar kulağındaydı ama detektörün kulaklıkları değil, bildiğiniz walkman kulaklıkları. Arkadaş yol boyunca müzik dinliyormuş. Müslüm Gürses çalıyordu hiç unutmuyorum, “Ben bu yüzden oldum dertler insanı…” diyordu.
Neden, bu ihanetin ?” dedim. “Asfaltta mayın olmaz” dedi.
Kendini düşünmüyor. Anasını, sevdiklerini düşünmüyor. Arkadaşlarını düşünmüyor. Oradan geçecek bir aracın olası bir mayın tehlikesine karşı savunmasız olacağını düşünmüyor.
O yoldan Cem Ersever geçti, olmadığını gözleriyle gördü. Sekiz sene sonra Ben geçtim, Ben de gördüm. Umudum geçen yıllarda bir şeylerin değişmesi.
Lakin On tane vatan evladı vermişiz. Bu saatten sonra lafın da hükmü olmaz…


1 Mayıs 2009  22:11:25 - Okuma: (728)  Yazdır




İstatistik