Yazı

Zamansız Ölüm Kader Değildir
Zamansız Ölüm Kader Değildir 

Özcan Nevres

İzmir'e giderken Truva yol ayırımına vardığımızda yanı başımızda çok büyük bir patlama oldu.

Önce patlamanın bizden kaynaklandığını anlayamadık. Arabam sola çekmeye başlayınca lastiğimizin patladığını anladım. Bereket yavaş gidiyorduk. Eğer hızlı gidiyor olsaydık ve lastiğimiz viraja girildiğinde patlamış olsaydı neler olacağını düşünmek bile istemiyorum. Menemen'e vardığımızın ertesi günü arabamın dört lastiğini de değiştirttim. Her ne kadar eski lastiklerimde dişler silinmemiş olsa da belli ki yıllar lastiklerin yıpranmasına neden olmuş.
Kuzenim Aşağışakran'da satın almış olduğu iki dönüm arsa içindeki kerpiç evle ilgili benden bilgi istiyordu. Amcamın oğlu, eniştemle birlikte dört kişi Aşağışakran'a gittik. İyi ki gitmişiz. Ne hikmetse evi onartacağı usta binanın temelsiz olduğunu fark etmemiş. Ev tamamen tek parça bir kayanın üzerine oturtulmuş. Kapı önünde bir düz alan yaratmak için kayanın bir parçasını kırmaya karar vermişler. Sakın ha dedim. Kırarsanız hemen yıkılmasa da bir gün üstünüze yıkılır. Düzlük elde etmek için ustalığa gerek olmayan bir taş duvar yapmalarını önerdim. Pisem pisem yağan bir yağmur altında geri dönüş başladı. Aliağa'yı geçip Yenifoça kavşağına epeyce yaklaştığımızda bir kamyonetin yolumuzun üzerine doğru uçtuğunu gördük. İkinci taklayı attığında üzerimize düşmesine ramak kalmıştı. Nedense sürücüler bir türlü ilk yağmurda yolların kaygan olacağını düşünemiyorlar. Dahası su yastıklarından dahi haberleri yok. Yok ki kamyonet su yastığına hızla girince direksiyon hakimiyeti kalmamış. Adeta uçarak karşı şeride geçmişti. O kişinin hız tutkusu yüzünden şansımız yaver gitmeseydi belki de dört kişi o kamyonetin altında parçalanacağımızdan şimdi hayatta olmayacaktık.
Bir trafik manyağı yüzünden yaşama veda etmek mutlaka çok kötü bir ölüm şekli olur. Yaralı kurtulunup aylarca hatta yıllarca acı çekilebilir. Peki bu hız manyaklarına kim dur diyecek. Bu gün Selimpaşa pazarına giderken bir hız manyağı arabaların arasından akrobasi yaparak yeşil ışığın yanmasını beklemeden adeta uçarak gözden kayboldu. Plakasını bile almaya fırsat kalmadı. Eğer plakasını okuyabilseydik vatandaşlık görevimizi yapıp hız manyağını polise ihbar edecektim. Nedense bu gün hep trafik magandalarıyla karşılaştık. KİPA dan evimize dönerken iki arabanın yarışına tanık olduk. İkisinde de hız yüz atmış kilometreden aşağı değildi. Şehir içinde bu denli hız yapmanın ne kadar tehlikeli olduğunu herkes bilir ama nedense trafik sorumluları bilmiyor. Şehir içindeki hızı kontrol edecek kameralar konulacak olsa masrafını bir günde çıkaracağından eminim.
Trafik öldürüyor da marketlerde satılan yiyecekler öldürmüyor mu? Arada küçük bir fark var. Trafik hemen öldürür. Marketlerde satılmakta olan hileli gıdalar süründürerek öldürür. Bir hiper alış veriş marketindeki zeytinlere bakıyorum. Yanılmıyorsam yedi çeşit zeytin vitrinde görüntüye çıkarılmış. Her birinin fiyatları oldukça yüksek. Üstelik tümü kuzguni siyah. Tavaların üzerine denk gelecek şekilde tabaklar içine tadımlık zeytin koymuşlar. Tansiyon hastası olduğum halde inatla hepsinin tadına ve çekirdeklerine baktım. Kahve rengi olması gereken çekirdeklerin tümü simsiyah. Yani boyalı. Tavalardan bir tanesindeki zeytinler kahve rengi ağırlıklıydı. Denemek için yarım kilo aldım. Sabah kahvaltısında onun da foyası ortaya çıktı. Almış olduğum o pahalı zeytinin bile üçte biri boyalıydı. Bu zeytinlerde insan sağlığına zararlı, kanserojen etkili boyalar kullanıldığını, en az boya kadar tehlikeli demir oksit kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Sağlığımızı korumakla yükümlü olanlar da biliyor ama zahmet edip kontrol etmeye gerek bile görmüyorlar. Oysa Uğur Dündar'ın yapmış olduğu zeytin ile ilgili bir araştırmada insan sağlığıyla oynayanların kirli yüzlerini açığa çıkarmıştı. Yetkililer hemen harekete geçtiler. Tutulan kısrak harman döver derler. Çok az sahtekar yakalandı ve insan sağlığını tehdit eden zeytinlere el konuldu. Büyük bir bölümü ise bu kansorejen etkili zeytinleri bir süre sonra piyasaya sürmek üzere sakladı. Nasıl olsa tüketiciler balık hafızalıdır bunu da unuturlar diye beklemeye geçtiler. Uygun zamanı bulduklarında vicdanları sızlamadan piyasaya sürdüler. Zaten onlarda vicdan olsaydı satışa sunacakları zeytinlere ne boya ne de demir oksit koymazlardı. Zeytin tüccarlarında vicdan yok da sağlığımızı korumakla yükümlü olanlarda vicdan duygusu var mı? Olsaydı o kanserojen etkili zeytinler piyasaya sürülebilir miydi? Bir tarafta boyalı, demir oksitli zeytinler, diğer tarafta hormonlu, aşırı suni gübreli yiyecekler. En kötüsü pişirilmeden tüketilen roka, tere, maydanoz ve marul gibi sebzelerin nasıl bir su ile sulanıp yetiştirildiğini bilen bile yok. Ne insan yaşamı, ne de insan sağlığı hafife alınacak bir olgu değildir. Bunun için de görevlilerin görevlerini yapmaları gerekir.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com

20 Nisan 2009  19:09:35 - Okuma: (522)  Yazdır




İstatistik