Yazı

Medrese-i Yusufiye!
Medrese-i Yusufiye! 

İbrahim Becer

Tamlamadan da anlaşılacağı üzere “Yusuf Medresesi” demek, hapishane yani…

Yusuf Peygamber’in, suçsuz yere zindana atıldığı zaman, başına gelen bu bela karşısında asla ümitsizliğe kapılmayıp sabırla tevekkül etmesini ve zindanı bir medreseye çevirmesini işaret eder.
Mısır zindanlarında yıllarca kalır Yusuf Peygamber. Geride ağlamaktan gözleri kör olmuş bir baba ve çok sevdiği kardeşi Bünyamin’i bırakarak. Sabırla bekler kurtulacağı günü. Kurtuluşunun teminatı olan Allah, sabredenlerin de en büyük yardımcısıdır. Onu, bin bir plan ve desiselerle zindana atanların olduğu bir dünyada, elbette ki o planları alt eden bir kudret olacaktı.
Öyle de oldu zaten. Yusuf peygamber haksız yere atıldığı zindandan çıkarıldı ve gün geldi Mısır’a sultan oldu. Kader ağlarını örer, ya da kadere o ağları ördürürler. Gerisi teferruattır ve bir sebebe bakar. Yusuf Peygamber’e sabrı karşılığında, adaletle hükmetmesi istenen bir Mısır Sultanlığı emanet edilir. Bir de namı olmuştur artık: Mahpusların Piri…
         Bir de Sokrat’ın duruşu güzeldir. Gençlerin dimağını zehirlemek suçundan hapse atılan ve baldıran zehiri içirilmek suretiyle idamına karar kılınan bu büyük Filozof’u da saygıyla anmak gerek.
         Eşiyle hiç geçinemezmiş. Hatta bu konuda güzel bir de sözü vardır: “Evleniniz, iyi bir eşiniz olursa mutlu, kötü bir eşiniz olursa da filozof olursunuz”. Yine de eşi öldürüleceğini öğrendiği zaman Ona : “En çok üzüldüğüm nokta, suçsuz yere öldürülmen” deyince gülerek cevap vermiş: “Ne yani Ksantip, bir de haklı yere mi öldürülseydim.”
         Sokrat’ın ölüme mahkûm olduğunun ertesi günü Apollon’un doğum bayramını kutlamak üzere Pire’den bir gemi Delos’a hareket etmişti. Atina kanunları dini bayram devam ettiği sürece, yani bu gemi geri dönene kadar şehirde kan dökülmesini yasaklıyordu. Bu da otuz gün demekti. Bir sabah ihtiyar dostu Kriton Onu ziyarete gelir ve isterse kaçırabileceğini söyler. Çünkü Kriton zengin ve itibarlı bir kimseydi. Sokrat gülümseyerek arkadaşına şöyle der: “Kriton, Kadim dostum! Ya biz buradan kaçarken bir Atinalı bizi ve görse ve: “Ey Sokrat, yıllarca Atina kanunları sayesinde mutlu bir hayat yaşayan Sen, Şimdi bu kanunlar aleyhine işleyince neden çözümü kaçmakta buldun” derse ne cevap veririz?
         Kaçmaz ve baldıran zehrini içerek can verir. Son sözü: “Eskülab’a bir horoz borçluyuz, kurban etmeyi unutma Kriton” olur.
         Bakın, Size muhteşem bir örnek daha vereyim. İsmet Özel’in de aynı adlı bir kitabı var (Waldo, Sen neden burada değilsin?):
         Thoreau, ABD’nin Meksika’ya karşı yürüttüğü savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi “ödediği dolar bir adamı öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın” gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapis yattı. Kendisi gibi özgürlükçü bir insan olan ve çok şeyi paylaştığı dostu, sırdaşı Ralph waldo Emerson telaşla arkadaşını ziyaret gittiğinde aralarında şu konuşma geçer:
         -Henry, neden buradasın?
         -Waldo,Sen neden burada değilsin?
         Bu kadar büyük ruh asaleti örnekleri gösterebilmek için belki de ya peygamber, ya bir filozof ya da Henry Thoreau olmak gerek dersem abartmış olurum. İnsan, eğer ki masumiyetinden eminse kader ağlarını o andan itibaren örmeye başlıyor.
         Bu ağlar bir peygamber’i zindandan çıkarıp Mısır’a sultan yaparken, Bir Filozof’u da baldıran zehiriyle idam ettirebiliyor. Eğer ki davanızda haklıysanız, yüzyıllar boyunca isminiz yaşıyor. Bu konuda sizin gayret göstermenize bile gerek kalmadan hem de. Nitekim, Yusuf “as” kıssasını Kur’an’ dan, Sokrat’ın hikayesini ve onurlu direnişini ise öğrencisi Eflatun ve Çağdaşlarından öğreniyoruz.
         Ben aslında bambaşka bir şeyden bahsedecektim. Gariptir ilginç bir yere geldik. Oldu olacak, kırıldı nacak böyle bağlayalım artık. Varmak istediğim nokta, Tuncay Özkan’ın, sabah akşam “yağdırdığı” ABD ve onun başkanı Obama’ ya yazdığı ileri sürülen “kurtar bizi Baba” modundaki mektuptu.
         Yusuf peygamber’den, Sokrat’tan, Thoreau’dan bahsettik o kadar. Bu saatten sonra gitmez artık. Zaten yazı da uzadı, Her mahpus da zirve olmak zorunda değil ya…
         Her şeye rağmen, tüm “masum” kader mahkûmlarını Allah kurtarsın…


6 Nisan 2009  12:34:44 - Okuma: (811)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik