Yazı

Cennet’in Doğusu–4
Cennet’in Doğusu–4 

Asil S. Tunçer

Latmos (Beşparmak) Dağları ve Bafa Gölü

Yazıma başlamadan evvel bir süre önce yitirdiğimiz Kapıkırı (Eski) Muhtarı Şerif (Amca) Gökcül’ü rahmetle anıyorum.
 
Sayıları 170 i bulan Latmos (Beşparmak) Dağları kaya resimleri, Anadolu’nun en eski aile tablosu olarak kabul ediliyor. M.Ö. 11 binli yıllara uzanan Neolitik Çağ öncesi dönem yani insanların yerleşik hayata geçip tarım ve hayvancılık yapmaları, Türkiye de Anadolu’nun güneydoğusunda diğer adıyla Yukarı Mezopotamya da başladı. Bu dönem Anadolu’nun orta yerinde 10 binle, batısında ise şimdilik 9 binle sınırlıdır. Daha geç devirlere doğru Yunanistan ve sonrasında batısında yani Avrupa da görülür. Peki, bu resimlerin özelliği ne? Bu da şu: insanlığın gelişim tarihi açısından aile kavramı çok önemli bir yer tutar çünkü yerleşik aile, evlilik, çocuk edinme, mülkiyet ve miras kavramları ile şehirciliği beraberinde getirir; bu da zaten uygarlık demek. İşte bu anlamda Latmos (Beşparmak) resimleri, bir ‘aile’yi resmetmesi ve hele Paleolotik zamandan Neolitiğe geçişi göstermesi yönüyle çok önemli. Üstelik bu sahnelerde savaş yok, av yok; sadece ‘aile var. Yalnız bu eşsiz eserler tamamıyla açık alanda, kaya oyukları veya yar kovuklarında doğal tahribata uğramakta çünkü kışın yağmur ve bazen taşmalar yazınsa güneş ışınlarına maruz kalıyor.
 
Tüm bu eşsiz güzelliği görmek ve yerinde yaşamak için yapacağınız tek şey hemen bir araca atlayıp Bafa Gölü nün kuzeydoğusunda konuşlanmış Gölyaka Köyü ne gitmek. Burada ‘Sazcı Mehmet (Ağbi)’i bulmak ya da Kapıkırı’na gelip Mustafa Ali Yıldırım’ı... Olmadı atın eşyalarınızı Karia Pansiyon’a, Klavuz Emin ile vurun dağlara… Kısa tur için en az 4 saate ihtiyacınız var. İçinize sinsin isterseniz bu sefer çok rahatlıkla bir öğleden sonrasını alır. Resimlerin birçoğunu görüp dağ yürüyüşü de yapmak istiyorum dediğinizde ise sakalınız elle tutulur hale gelinceye kadar dağda kalmak lazım… Gölyaka Köyü’ne girişte sağ tarafı oklarla gösteren mağara ve manastır tabelası sizi yanıltmasın; bu bir kılavuzun kurnazlığından başka bir şey değil…
 
Bafa, aslında gölün güneyindeki ya da anayol ile göl arasındaki belediyelik kasabanın adı. Eskiden Çamiçi iken sonradan gölün ismiyle yani Boffa, Baffa ve nihayetinde Bafa olarak anılmaya başlanmış. Konaklamak için tek seçeneğiniz Kapıkırı Köyü. Toplam 100 haneli bu şirin köyde hepsi hepsi 350 kişi yaşıyor. Turistik açıdan baktığımızda ise toplam 11 restoranın 9 u pansiyon aynı zamanda. Kalacaksanız şayet pansiyona akşam yemeği için ne istiyorsunuz dağa çıkmadan önce söylemeniz lazım yoksa Kapıkırılılar ünlü yemeklerinden birkaçını hazırlayıp önünüze koyarlar: balık çorbası, yılan balığı ızgarası, yaprak sarması ve Kapıkırı’na özgü köy ekmeği. Her hafta sonu keşkek yapılıyor ki başka bir şey istemez yanında. Sabahları zeytinyağlı çökelek, zeytin, kaymak, bal, tereyağı, tulum peyniri ve sıcak pide… Yağda yumurtayı hiç bir şeye değişmem ya neyse.
 
Balıkla aranız iyiyse eğer ve bir de zamanınız varsa sadece Bafa da yapılan dumanda yılan balığı ızgarasını mutlaka denemelisiniz: bunun için önce balığı pişirmeye yarayan üst üste konmuş iki kısımdan oluşan özel bir fırın gerekli; sonra da bu işin ehli bir usta. Başlarından kancalarla fırının içindeki demir çubuklara tutturulan temizlenmiş balıklar alttaki odun ateşiyle dolu kazandan çıkan ısıyla ortalama 150 derecede yaklaşık 1 saat süreyle pişiriliyor. Daha sonra pişmesini kolaylaştıran kabuklaşmış yağlı derileri soyularak yanında yeşil salatayla servis yapılıyor.
 
Kaldığınız pansiyonun şekline şemalına bakıp da yanılmayın: Bafa, 1989 da SİT, 1994’te de Tabiat Koruma Alanı ilan edildikten sonra haklı olarak inşaat yasağına uygun bazen derme bazen de çatma odalar da konaklamak mümkün. Köy 1.derece SİT Alanı olduğundan tamirat ve yenileme yapmak yasak. Ne banyo ne tuvalet ne akan çatı ne de yıkılan duvar; mevzuat gereği hiçbir şeye dokunulamıyor. Bu nedenle Kapıkırı insanı günlük yaşamını sürdüremez durumda. “Hiç olmazsa 3.dereceye indirilse ona da razıyız; bari yaşantımızı sürdürelim” diyor Kapıkırılılar… 2005 yılında ise gelip buraya betonarme yapılar ilave edildi. Agoranın ortasına yapılan tuvalet gibi çoğu bakımsız ve işlevsiz. Herakleia-Kapıkırı örneği tek değil yurdumuzda. Gökçeada Bademli ve Zeytinli köyleri ile Karpuzlu (eski adıyla Demirci Deresi) ve Alinda, Assos-Behramkale ve Kapadokya yerleşimlerinin neredeyse tamamında eski ve yeni yan yana…
Yani saydıklarımızın hepsi ve sayamadığımız bir o kadar köy ya da kasaba bugün tarihle, antikiteyle yani harabelerle iç içe görünüm sergiliyor. Bu biraz da sürekli yerleşime sahne olan ve kesintisiz yaşam barındıran Anadolu’nun kaderi sanki. Yurdumuzda birçok modern yerleşim eski yani antik kentlerin bir şekilde üzerine kurulmuştur. Bu ilk etapta tepki toplar koruma ve kurtarma adına ama bir açıdan da antikite ve modernite birlikte yan yana anlam kazanırlar farkında olman. Hemen aklıma gelen örnek Stratonikeia ve Eski Hisar’dır. SİT ve koruma uğruna hepimizin savunduğu bu kucaklaşma ve buluşmayı engelleme çabaları ne bileyim bazen de sanki acımasızlık ve çok teorisyenlik yapmak gibi geliyor bana. Oradaki eski taşları seviyorum ve ne pahasına olursa olsun koruyalım diyorum. Gelgelelim bir de madalyonun öbür yüzüne bakmak da gerekiyor bazen. Böyle olunca da orada yaşam bulmuş insancıkları ve yerde yatan sütun kırıkları veya mermer parçaları arasında oynayan bebeleri, çocukları düşünüyorum; kendimi onların yerine koyuyorum. Acaba beni de evimden, barkımdan, yurdumdan atsalar, kovsalar ne yapardım, nice yıkılırdım…
 
Büyük sorunlardan ikincisiyse; çöp ve kirlilik. Bafa bir çöp cenneti pardon cehennemi olmaya namzet bu gidişle. Göl kenarında bolca gördüğüm çocuk bezlerinin sebebini sorduğumda köylüler bana, ziyarete gelen çocuklu ailelerin çocukların tuvaletlerini göle yaptırtıp popolarını göl suyuyla yıkadıklarını ve çişli bezleri de göl kenarına bıraktıklarını söylediler. Güler misin ağlar mısın? Çöp sorunu yetkililerce tam çözülememiş ve yine DSİ’nin yanlış su politikalarından dolayı yazın kuruma aşamasına gelen Bafa’nın yer yer bataklığa dönüşen kıyı şeridi bu davetsizlere yer açıyor. İşte bu anda sivrisinek sorunu başlıyor! Yine de o eşsiz doğaya değer bir-iki sinek ısırığı.
 
Göl etrafında yaşayan bazı çiftçiler, tarım alanlarını sulamak için gerekli suyun yanı sıra küçük ve büyükbaş hayvanların su ihtiyacını da gölden karşılamaktalar çünkü eskiden göl kenarında bulunan yazlıkları (tek odalı ve su depolu kulübeler) eskisi kadar kullanılabilir değil ve su sorunu baş gösteriyor. Öte yandan uzun zamandır zeytinyağı fabrikalarının atıkları (zehirli kara su) arıtmasız olarak göle akıtılmaktaydı ama çok şükür bu konu bugünlerde Valilikçe halledilmeye çalışılıyor ve suiistimalcilerin üstüne gidiliyor. Balık yem fabrikalarınınki keza öyle... Gölün, Büyük Menderes ile olan bağlantısı Söke Ovası’nı sulamak için setlerle tamamen kesilmiş. Dolayısıyla tuzluluk oranı artmış. Su seviyesinin düşmesi ile yosunlar yüzeye çıkıp çürümesi yaz aylarında sıklaşmış. Tüm bu sorunlar gençleri köyden uzaklaştırıyor zira köyde neredeyse çivi çakmak yasak. Yakında Antik kent Herakleia üzerine kurulu Kapıkırı tamamen terk edilecek ve bir gün o da ‘Antik Kent Kapıkırı diye anılmaya başlanacak.
 
Bafa, tıpkı ülkemiz gibi bitki türü bakımından çok zengin. Türkiye, 25 Avrupa ülkesinin toplam mevcudu kadar bitki ve hayvan türü zenginliğine sahip. Türkiye de 80 bin tür hayvan çeşidi yaşarken, 25 Avrupa ülkesinde ise bu rakam sadece 60 bin civarındadır. Ayrıca son yıllarda Almanların yaptığı çalışmalarla Bafa\'da 10 yeni bitki türü tespit edildi. Latmos (Beşparmak)’tan Bafa manzarasını görseydi Fatih, belki Amasra için sarf ettiği ‘cennet misal sözünü burada söyleyecekti, kim bilir? Gerçekten tabiri caizse ‘cennet’ ayaklarınızın altında…
 
Yatağa uzanır uzanmaz yaklaşık 6 saatlik dağ ve göl macerasından sonra hemen uykuya dalacağınız kesin. Size şimdiden bir sır vereyim. Çarşaf ve nevresimin kokusu hoş ama bazılarınıza tuhaf gelebilir çünkü Kapıkırılılar çamaşırlarını defneyapraklı suda kaynatıyorlar. Hem yorgunluktan hem de akşam yapacak başka bir şey olmadığından erkenden yatağa girip biraz kitap okuduktan sonra uykuya dalarsınız. İlginçtir; turizmle iç-içe olan Kapıkırı nda internet yok ama turizmle pek alakası olmayan Karahayıt’ta var. Yani Kapıkırılılar biraz da siyasi veya ihmalvari kararlarla karşı karşıyalar. Hala bu zamanda interneti olmayan turistik bir yer! Bu eksiklik, kafa dinlemek ve alışkanlıklarınızdan bir-iki günlüğüne de olsa kopmak için bir fırsat da olabilir bir bakıma…
 
Doruklarında Akkuyruklu Kartal, kuytularında Kızkuşu besleyen Latmos (Beşparmak) Dağları, bir kültür varlıkları hazinesi. Dağın hem bu tarafı hem de öteki tarafı mağara, kale ve manastır dolu. Dedim ya; Latmos (Beşparmak)’a çıktın mı inesin gelmez. Yanına yolu bilen kılavuzunu ve de karnını doyuracak azığını aldıysan; hele hava da müsaitse o zaman deme gitsin. Geç devirlerde Piskoposluk merkezi olan kentte bu yüzden adacıklar üzerinde kilise ve manastır kalıntıları bolca bulunmakta. Helenistik dönemde Efes’i de kuran İskender’in Generali Lysimakhos tarafından yaptırıldığı sanılan 6,5 km uzunluktaki ve 65 kuleli şehir surlarının çevrelediği Herakleia, tanrı Herakles’e adanmış olduğundan insanları da yıllarca kendilerini ‘tanrıların koruduğuna inandılar belki de. Fakat bugün Kapıkırılıları artık korumaktan vazgeçmişe benziyor koca Herakles… “Bana ne yahu! Bıktırdınız; ne haliniz varsa görün!”' der gibi…
 
Yarısı Aydın diğer yarısı Muğla il sınırları içinde kalan gölle, Muğla Valisi Sayın Ahmet Altıparmak yakından ilgileniyor. Verilen sözler tutulursa ve istekler yerine gelirse 16.000 hektarlık ormanlık alanıyla ve 65 milyon m3 su rezerviyle Bafa Gölü 460 bitki ve 260 kuş türüne ev sahipliği yapmaya ve gerçek bir kuş ‘cennet i olmaya devam edecek.


Sürecek…


31 Mart 2009  00:24:41 - Okuma: (914)  Yazdır




İstatistik