Yazı

İlahi Adalet
İlahi Adalet 

Ümran Songun

Sevgili Batuhan,

Çocuklar hikâyeleri çok sever, tıpkı senin gibi. Çocukluğumda ben de çok severdim. Hala da seviyorum.
          Babaannemin iki kitabı vardı. Her gün kanepeye oturur birkaç saat onları okurdu. Bazen onu izlerdim. Başucunda durur, okuduğu kitaba bakardım. Garip çizgiler ve şekiller vardı, anlamazdım. Ama o, saatlerce  kitaplarına dalar, sanki başka bir alemde yaşıyormuş gibi  gözü hiçbir şey görmezdi. Ve bir zaman sonra kitaplarını okuyup bitirirdi. Ertesi gün aynı kitapları   tekrar  okumaya başlardı. Üzülürdüm. Keşke babaannemin daha çok kitabı olsa derdim. Her gece yatağıma yatmadan önce avuçlarımı gökyüzüne kaldırıp dua ederdim: “Allah’ım ne olursun büyüdüğüm zaman  babaanneme pek çok kitap alabilmem için çok param olsun.”
          Sonra bir gün ona sordum: “Ne okuyorsun babaanne?”  Bana: “Allah’ın kitabını okuyorum.” dedi. Kitapların kalın olanında insanların yapması ve yapmaması gereken hareketlerin yazdığını, ince ve uzun olan kitapta da pek çok hikâyelerin olduğunu söyledi. Benim ilgimi hikâyeler çekmişti. Onları bana da okumasını istedim. Babaannem bana her gün kitabında okuduğu hikâyeleri anlatmaya başladı.
          Her gün babaannemin o hikâyeleri bana anlatmasını sabırsızlıkla bekler oldum. Sonra onu soru yağmuruna tutar, anlattığı hikâyeyi defalarca tekrarlatırdım. Aradan yıllar geçti, büyüdüm. Dualarım gerçek oldu, ona çok kitap aldım. O son günlerini benim ona verdiğim kitapların içinde yaşadı.
Ama ben onun okuyup anlattığı hikâyeleri hiç unutmadım.
            Bir gün Hazreti  Musa Allah’ a sormuş...
   “Allahım, ben senin adaletini anlamıyorum. Senin adaletin nedir? Nasıldır?”
Allah Hazreti Musa’ya bir çeşme göstermiş.
  “ Git ve o çeşmenin başında olanları izle. Ama sakın olanlara müdahale etme ve de görünme.” demiş.
 Musa bir çalının arkasına gizlenerek çeşmenin başında olacakları izlemeye başlamış.
            Uzun bir süre sıcakta beklemiş. Gelen giden yok derken, bir atlının çeşmeye yaklaşmakta olduğunu görmüş. İyi giyimli, zengin bir adama benziyormuş. Çeşmenin başına gelince atından inmiş. Atını bir ağaca bağlamış. Belindeki  kuşağının altından içi altınla dolu   kesesini çıkarıp çeşmenin yanına bırakmış. Elini yüzünü yıkamış, çeşmeden kana kana su içmiş. Sonra uzanıp biraz dinlenmiş ve daha  sonra  atına atlayıp oradan uzaklaşmış. Bir süre sonra bir çocuk sesi duyulmuş. Oynayıp şarkı söyleyerek çeşmeye yaklaşmış. Su içip elini yüzünü yıkamış, biraz da su ile oynayıp ortalığı ıslatmış. Bir de bakmış ki çeşmenin yanında içi altın dolu bir kese. Keseyi alıp oradan uzaklaşmış.
            Hazreti Musa olanları izliyor, ne olduğu hakkında  kendince yorum yapıyormuş. O sırada elinde bir baston ile yaşlı ve kör bir adamın çeşmeye yaklaştığını görmüş. Adam güçlükle çeşmenin başına gelmiş. Önce iki yudum su içmiş ve elini yüzünü yıkamış. Sonra abdest almış ve hemen çeşmenin yanındaki ağacın altında namaz kılmaya başlamış. Yaşlı adam namazını kılarken dörtnala koşarak gelen bir atlı çeşme başına gelmiş. Bu atlı çeşmenin başında altın kesesini unutan iyi giyimli adammış.
          Atından inip hemen  altın kesesini koyduğu yere koşmuş. Altın kesesi yerinde yokmuş. Bakmış ki  yaşlı bir adam ağacın altında namaz kılıyor. Koşarak yanına gitmiş. Yaşlı adama:  “ Hemen benim altınlarımı  ver.”  demiş. Yaşlı adam şaşırmış: “Ben altın falan görmedim, görmüyor musun zaten ben körüm.” demiş. Bunun üzerine atlı adam çekmiş kılıcını: “ Burada senden başka hiç kimse yok, altınlarımı sen aldın!” diyerek ihtiyarın kafasını bir vuruşta gövdesinden ayırmış. Atına atlayıp oradan uzaklaşmış.
          Tüm bu olanları izleyen Musa şaşırmış: “ Allah’ım bu mudur senin adaletin?” demiş. “O ihtiyarın ne suçu vardı?”
        Bunun üzerine Allah:
“Ey Musa altınları alan çocuğun babası  atlı adamın yanında yıllarca çalışmıştı. Onun yanında yokluk içinde hakkını alamadan ölüp gitti. O altınlar zaten o yetimin hakkıydı ve aldı. İhtiyar adama gelince, yıllar önce  o atlının babasını öldürmüştü.  O da hak ettiği şekilde öldü.” 
        Batuhan’cığım, ben babaannemin bana anlattığı hikâyelerle büyüdüm. Gün oldu bu hikâyeler benim hayatıma yön verdi. Davranışlarım bu hikâyelerle yolunu buldu. Hayatım boyunca kıssadan hisselerin gerçekte var olup yaşandığını gözlemledim. İçinde bulunduğumuz şartları  düşünecek olursak. Hala aklı başına gelmeyen, uyanmayan, umursamayan ülkemin insanı  gerçeği anladığı an, hesap soracaktır.

         İçinde yaşadığımız karmaşık günlere sebep olan, kul hakkı yiyen, insanların onur ve haysiyetleri ile oynayan, şehit kanları ile sulanan vatan toprağını satan, çocuklarımızın geleceğini yok eden, kendi menfaatlerini milletinin üstünde tutan kişilere Türk Milleti asla hakkını helal etmeyecektir. İlahi adalet varsa ki varlığına inanıyorum. O adalet yerini bulduğunda inanıyorum ki onlar, asıl hak ettikleri yerde olacaklardır.

''Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur."

Mustafa Kemal Atatürk



27 Mart 2009  12:30:23 - Okuma: (2147)  Yazdır




İstatistik