Yazı

Yağmur yürüyüşü ve ağaç dikme etkinliği
Yağmur yürüyüşü ve ağaç dikme etkinliği 

Zirve Dağcılık

22 Mart 2009 tarihinde yaptığımız faaliyeti yağmur yürüyüşü olarak ilan ettik çünkü bütün gece gök gürültüsü ve rüzgâr eşliğinde yağmur yağmıştı.

Gündüz için yapılan hava tahminleri de az güneş çok yağmur olacağı yönündeydi. Sabah yataklarımızdan kalktığımızda bizi güneşli bir hava karşıladı. Buluşma noktası olan ADD Ahmet Ferahlı Parkına gittiğimde iki yeni katılımcı hariç kimse yoktu. Saat sekiz buçuk olduğunda ise Selçuk Zirve Dağcılık üyeleri birer ikişer gelmeye başlamıştı. Parktaki sessizlik yerini sohbet ve gülüşmelere bırakmıştı. İlçe merkezinden hareket ettiğimizdeki güneşli hava devam ederse Selçuk Orman İşletmeleri Şefliği ile haberleşerek ağaç dikilecek olan bölgeye gitmeyi planlıyorduk. Şehir merkezini geçip zeytinlik yollarına geldiğimizde ise rüzgâr ve yağmur birleşerek bize özelliklede yeni katılan birisi Amerikalı dört yeni Zirveciye hoş geldin karşılaması yaptı. İlk defa yağmurda yürüyenler daha önce yağmuru görüp yürüyüşe gelmediklerine pişman olmuşlardı. Traktörlerin geçmekte zorlandığı yokuştaki bir zeytinlik yoluna budanmış zeytin dalları serilmişti. Bu dallardan birine takılan Dr. Tanyeli Hanım dizini taşa çarpıp ufak bir kaza atlattı. Fakat kısa zamanda kalkıp hepimizi geride bıraktı. Sevgili doktorumuz neşesi ve Dilber hala taklitleriyle her zamanki gibi yürüyüşe renk kattı. Diğer bir vukuat ise küçük özgenin fotoğraf makinesini kaybetmesiydi. Neyse ki Bülent beyin yardımıyla fotoğraf makinesi de bulundu ve yolumuza devam ettik. Bir saatten fazla yürüdükten sonra zeytinlik yolları yerini patikalara bıraktı. Kireççili Köyüne geldiğimizde hava hala güneşliydi ve telefonla görüştüğümüz Selçuk Orman İşletmeleri Şefi Sayın B.Bülent Koyuncu bize hazır olduğunu ağaç dikebileceğimizi söyledi. Kireççili’deki köylüler bizim dışımızda iki yürüyüşçü gurup daha gördüklerini söylediler. Kireççili köylülerine iki sene önce aynı yerde söylediklerim gerçek olmuştu. Selçuk doğa yürüyüşçüleri için cazip bir ilçe haline gelmişti. Bizde Selçuk ve çevresinde düzenlediğimiz faaliyetlerde başka guruplarla karşılaşıyorduk. Zirve Dağcılıktan olduğumuzu söylediğimizde bize yakın ilgi gösteriyor ve yeni rotalar kazandırdığımız için teşekkür ediyorlardı. Bu hiç şüphesiz kulübümüz adına bizi gururlandırıyordu. Köyde hem moral depolayıp hem de ev yapımı şarap ve pekmezlerin tadına baktıktan sonra yolumuza devam ettik. Dikim yapılacak alana gittiğimizde başta şef olmak üzere diğer görevli arkadaşların her şeyi hazırlamış olduğunu gördük. Şef bize Selçuk ilçesi ve çevresinde yürüttükleri faaliyetleri anlattı. Kuşadası yolu üzerindeki ağaçlardaki hastalık söylentilerini ve yanmış gibi görünen ağaçların nasıl o rengi aldığını anlattı. Bilmediğimiz birçok konuda bilgilendik bizim için son derece yararlı oldu. Daha sonra asıl konumuz olan ağaç dikmeyi anlattı ve uygulamalı olarak gösterdi. Kazmasını kapan şevk ve neşeyle ağaç dikmeye başladı. Şüphesizdir ki kulübümüzün değerli rehberi İbrahim Dal ağaç dikmedeki en iddialı ismimizdi. Yörük olması ona bu konuda avantaj sağlıyordu. Eğitimcilik ve Rehberlik konusundaki becerisini ağaç dikerkende gösteriyordu. Ülkemizin fidanları olan öğrencilerini nasıl yetiştirip bu ülkeye kök saldırıyorsa fidanları da aynı ustalıkla dikiyor ve gerçek hayatta olduğu gibi karşısına çıkan zorluklara takılmadan görevini yerine getiriyordu. Her kez birkaç ağaç dikmişti ki gökyüzü karardı ve fidanların tutması için gerekli olan can suyu gökyüzünden yere boşalmaya başladı. Dikemediğimiz son birkaç fidanı oradaki görevlilerin usta ellerine bıraktık. Nede olsa bizim faaliyetimiz sembolikti ve asıl işi orman işçileri yapıyordu. Kısa bir süre de olsa onlarla bir arada olmak onları dinlemek ve yaptıkları işlere dikkat çekmek konusunda faydalı olduysak ne mutlu bize. Ağaç dikme işini de bitirdikten sonra yemek yemeyi hak etmiştik artık. Yağmur dinene kadar yürüdük hava açılıp güneş bizi selamladığında kocaman bir üzüm bağının yanından geçiyorduk ve bağın karşısında yemyeşil bir düzlük bizi yemek yememiz için adeta yanına davet ediyordu. Yağmur sularıyla ıslanan çimenler güneşin ışıklarıyla pırıl pırıl parlıyordu. Bir kısmımız ateşi yakmakla uğraşırken bir kısmımız fotoğraf çekiyorduk. Hepimiz ateş etrafında ıslanan giysilerimizi kurutup yemeklerimizi yedikten sonra toplu bir fotoğraf çekilip yola düştük. Şirince köyünden Çamlık Köyüne giden yolda kısa bir süre yürüdükten sonra sağa doğru dönüp bir patikaya girdik. Pollio Su Kemerinin hemen yukarısında kalan eski ve yeni demir yolunun bulundu yere doğru kestirme bir patikaydı bu. Yolda gördüğümüz papatya kaplı düzlükler fotoğraf çekilmek isteyenler için doğal bir dekor oldu. Fotoğrafla pek ilgilenmeyen diğer bir gurup ise patikanın kenarlarındaki otları toplamakla meşguldü. Tahmin edileceği gibi bu yürüyüşçülerimiz Girit kökenli ve kendilerine çanta dolusu yemeklik ot toplamışlardı. Bir yandan ot topluyor bir yandan benim tepkimi ölçer gözlerle yüzüme bakıyorlardı. Onlara ot toplayabileceklerini fakat yüzde beşini Zirve Dağcılık olarak keseceğimizi söyledim. İlk fırsatta geleneksel Girit ot yürüyüşü adı altında bir yürüyüş düzenleyeceğimi söyleyince de ot toplamayı bıraktılar ve yola devam ettik. Bir süre eski demir yolunda yürüdük ve ilk ayrılan faaliyetimize Acarlar Köyünden katılan mimar bir hanımefendi oldu. Acarlar yol ayrımından dönerek evine gitmek üzere yola koyuldu. Daha sonra evi yakında olanlar birer ikişer ayrılıp gittiler. Güzel bir hafta sonu doğa yürüyüşü daha başarıyla tamamlanmıştı ve artık şehir merkezindeydik. Ben ve ağabeyim kendimizi ödüllendirmek için baklavacıya gelmiştik. Dükkâna girdik ve içerdeki müşterin arkasında sıramızı beklemeye başladık Gaziantepli baklavacımız bir yandan işini yapıyor bir yandan da üstümüzdeki Zirve Dağcılık polarlarındaki logoyu süzüyordu. Bu sırada bizden sonra gelen müşteri bana baktı ve şöyle dedi; Zirve Dağcılık he… Bende evet dedim ve sordum kulübümüzü tanıyor musunuz? Evet, ağabeyim sizinle yürüyor dedi ve hatırlayamadığım bir isim söyledi. Biraz sohbet ettik ve abisinin İzmir şubemizle yürüdüğünü öğrendim. Bu arada sıramız gelmişti ve tezgâh arkasındaki Gaziantepli usta bir yandan tatlımızı hazırlarken bir yandan da oğlunu biraz büyüdüğünde bizimle yollayacağını söylüyordu. Ona bu yakınlığın ve dağcılara olan güveninin nedenini sorduğumda Gaziantep deyken kulübümüzü takip ettiğini Burak başkanı tanıdığını ve bizi topluma örnek insanlar olarak gördüğünü söyledi. Aslında bu baklavacıda konuşulanlar ve yaşadıklarım günün en güzel olayı olmuştu bütün yorgunluğum gitmişti. Zirve Dağcılık Kulübünün ve onun yöneticilerin paylaştığı hedefin ne kadar yakında olduğu anlamıştım.
 
Zirve Dağcılık Selçuk Temsilcisi
Özgür Aydoğan

24 Mart 2009  19:09:28 - Okuma: (617)  Yazdır




İstatistik