Yazı

Cennet’in Doğusu–3
Cennet’in Doğusu–3 

Asil S. Tunçer

Gergas

Aydın İli, Söke İlçesi, Avşar Köyü sınırlarında kalan ve günümüzde Avşar Kalesi olarak bilinen köye varmak için anayoldan ayrılıp 11 km içeriye girmeniz gerekiyor. İlkin karşımıza Sarıkemer daha sonra da sizi 7 km.lik asfalt yola bağlayan bir köprü çıkar. Buradan itibaren yolu takip ettiğinizde Avşar’dan sonra bir 6 km daha giderseniz Yeşilköy ve sonrasında bir 6 km daha; Köprüalan ve 4 km ilerisindeki Karakaya köyleri…
 
Hepsi de ziraat ve hayvancılıkla geçinirler. Yalnız bunlardan Afşar Gölü yazın pamuk tarlası haline gelir sular çekilince kışınsa bir göl. O yüzden köylü yazın ziraatçı kışın balıkçıdır. Diyeceksiniz balık nerden gelir, gökten mi yağar? Tabi ki hayır. Kışın su baskınıyla sular altında kalan tarlalardan da taşan sel suları az ilerideki Azap Gölü’yle birleşince bu tarafa geçen balıklar bu sefer tarla sahiplerine kış ürünü olurlar. Çok ilginç değil mi?
 
Sola doğru 1 km yürüyünce bir zamanlar körfeziyle Ege Denizi’ne bağlı olan ve bu bağı kaybedince tarihten silinen Myus kenti görülür; Dionysos Tapınağı üstüne sonradan yapılmış Bizans Kalesi’yle ayakta kalmaya çalışıyor. Ülkesini terk eden Atinalı Komutan Themistokles’e Pers Kralı’nın Anadolu’da hediye ettiği üç kentten birisidir burası. Bu kentler ‘ekmek’ için Magnesia (Ortaklar), ‘şarap’ için Lampsakos (Lâpseki) ve ‘opson’ yani “katık” için Myus (Afşar)’tur. Et, balık, peynir veya zeytin gibi, ekmeğin yanına katık etmek kültürü Myus’la günümüze değin gelmektedir. Katığın yanında ekmek yiyen Avrupalının aksine biz Anadolulular gibi Myuslular da önce ekmek, eğer yanında bulurlarsa katık yani opson yerlermiş; tabi ne varsa ondan. Balıkçıda balık, zeytincide zeytin…
 
Afşar’a benzer bir başka yer de Söke’ye bağlı Akçakaya Köyü’nde yaşanmaktadır. Yazın bile gitseniz evlerin önünde kazığa bağlı kışı, suların yükselmesini bekleyen küçük sandal ve balıkçı kayıklarını görebilirsiniz. Akçayaka’ya gitmek için Azap Gölü’nü geçtikten sonra Yeşilköy’den Köprüalan tarafına değil sola dönerek Karacahayıt, Nalbantlar ve Pamukçular güzergâhını takip etmek gerekir. Ya da Söke’den sonra Bağarası’na gelmeden Burunköy’den sağa sapmak lazım. Gitmek isteyenlere toplam 20 km mesafedeki köyde pamuk tarlasında balık tutmanın keyfini yaşayabilirler. Olmadı, sarı sazan ve çapak balıklarını 2 ila en çok 5 TL arasında satın almaları da mümkün. Haydee! Tarla balığı bunlar...
 
Gergas Antik Kenti’ne gitmek için İncekemer Köprüsü’den yukarı çıkarak tırmandığımız eski güzergâh artık zor çünkü yaklaşık 9 yıldır inşası süren Çine Barajı yükseliyor. “Doruk yeri” ve “köy” anlamlarına gelen Gerga, 7 km içerdeki Ovacık köyünün yakınında bir tepe üzerinde yükselmekte. Helenistik ve Roma devirlerinden kalma antik kentin 16 ayrı yerinde duvarlara yazılmış Gergas ve Gergakome (Gerga şehri) yazılı. Yerel bir tanrıya ait olabileceği sanılan mezar odasına benzer yapının üzerindeki alınlıkta Helen dilinde "Gergas" yazılıdır. Çine Barajı, Büyük Menderes Nehri ve etrafında yaşanan yukarıda bahsettiğimiz benzer taşkınları önlemede bir çözüm olacağa benziyor. Gergas’ya yaptığım bu tırmanıştan sonra 1995’de yapımına başlanan ve 2020’da bitirilmesi planlanan Çine Barajı çalışmalarını da yakından görmek için bu sefer Gergas’tan Anayol’a doğru yürüyorum.
 
İçinden geçtiğim köyde (Kırksakallar-İncekenar Mahallesi) havlayan köpeklerden beni Hasan (Ağbi) Karabulut koruyor. Evine çay içmeye davet ediyor; eşi Dudu (Abla) sağ olsun pide yapmış. Anayol ve araçlar karşı tepede, görünüyorlar. Kızları (Yaşıcan) İzmir’e üniversite sınavına gitmiş. Birlikte baraja doğru yürüyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra dev barajın uçuruma benzeyen nehir yatağının başında vedalaşıyoruz. Hasan Ağbi, Anayol’a kestirme nasıl tırmanarak ulaşabileceğimi tarif ediyor. Kendisine tekrar teşekkür ettikten sonra Gergas’ta burktuğum bileğim nedeniyle topallayarak yoluma devam ediyorum.  
 
Anayola kestirme irimden çıkmak için resmen ya tazı ya da sincap olmak lazım. Bu kız sabah nasıl bu dik patikaya tırmandı merak ediyorum. Olası bir heyelanı önlemek için betonlanan yamaca ulaştığım anda dengemi kaybedip aşağı doğru sürükleniyorum. Allahtan üstümdeki kot pantolon ve montun sert kumaş olması koruyor bir nebze ama gelgelelim üstüm başım paralanıyor. Nihayet Anayola çıkıyorum ama görüntümden olacak kimse beni aracına almak istemiyor.   
 
Yaklaşık 45 dakika bekledikten sonra yol sormak için bir araç önümde duruyor ki benim için de bu kurtuluş demek. Durumumu izah etmek için tüm hikâyemi anlatmak zorunda kalıyorum. “Kafayı mı yedin be adam!” dercesine yüzüme bakıp beni Milas’a kadar götürüyorlar. Onlar Bodrum’a benim yolum ise Latmos (Beşparmak) Dağları’na...  
 
Sürecek…


24 Mart 2009  00:34:37 - Okuma: (1451)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik