Yazı

O kafa değişmez…
O kafa değişmez… 

İbrahim Becer

Allah biliyor ya ihtimal veriyordum. İnanmak istemesem de “acaba” diyordum.

“Bir ihtimal daha var” şarkısını terennüm etmek hala içimde bir ümit. Ama kabul etmek gerekiyor ki, ümitler günden güne azalıyor.
İttihat ve Terakki bu ülkenin anlama kılavuzudur. Yakup Cemil de o kılavuzun en önemli paragraflarından birisi. Meraklısı araştırsın, öğrensin. Soner Yalçın aynı adla bir kitap yazdı(Teşkilatın iki silahşoru-Yakup Cemil).
 Şu kadarını söyleyeyim; ikinci Bab-ı Ali baskınında binaya ilk girenlerdendi kendisi. “Siyasete girmeyecektiniz” diyen Harbiye Nazırı Müşir Nazım Paşa’yı şakağından tek kurşunla vurduktan sonra; “bu adama laf mı anlatılır bu saatten sonra” diyen de odur, sırf siyah tenli olduğu ve düşmana bilgi sattığından şüphelendiği Teğmen Şükrü’yü öldüren de odur.
Bilmiyordum, öğrendim. Tevatür de olabilir. Atatürk’ün kendisiyle ilgili sarf ettiği bir cümle var: “Eğer, bir gün ihtilal yaparsam yanıma ilk alacağım kişi Yakup Cemil’dir. İhtilalden sonra ilk asacağım kişi de Yakup Cemil’dir.”
Yakup Cemil kesin olarak idam edildi ama o zihniyeti kolay kolay söküp atamıyorsunuz bu topraklardan. O, Meclisi basıp Harbiye Nazırını öldürüyor, beriki yüz küsur yıl sonra Danıştaya saldırıp bir üyesini öldürüyor. Farkı var mı? Yok. Mantık ne ? “vatan elden gidiyor”…
İttihatçı zihniyet halkı her zaman “teba” olarak algılar. Söz sahibi olmasına tahammül edemez. Hele ki iktidar olması bahse konu bile değildir. Bakmayın Siz Atatürk’ün “Hâkimiyet kayıtsız şartsız Milletindir” sözünü dillerinden düşürmediklerine. İş o raddeye vardıysa, artık o söz “özde” değil “sözde” kalmıştır.
Düşman yaratır İttihatçı zihniyet. Bir kış komünizmi getirir, bir diğer kış da şeriatı. Aslında ne gelen vardır, ne de giden. Sırf kendisine önem atfetmek içindir bütün bu katakulliler. Her devirde düşman yaratılır bıkmadan, usanmadan…
Toplumsal farklılıklara rağmen dostça yaşamak yoktur onun literatüründe. Herkesi kendi anlayış kalıplarına çekip tek potada eritmek bitmek bilmez hülyasıdır onun. Yaradan’ın “Onları inanmaya, Sen mi zorlayacaksın?” ayetiyle bizzat teminat altına aldığı “inanç hürriyetini” utanmadan çiğnediği yetmezmiş gibi, sıkılmadan da iftira atar. O kadar utanmazdır ki bu zihniyet; Nazım’ a mezar yeri arar memlekette, başında da çınar ağacı olan. Sanırsın ki, Şairin rahle-i tedrisinden geçmiş. Ne zaman ki şair o mavi gözlerini dikip de: “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” der Nazım’ la da yolları ayırmakta tereddüt etmez. Çünkü işine gelmez.
İşine gelmez çünkü o hala aynı kafadadır.
Gerekirse daha da geri gider. Çok gerilere kadar. “Kardeş katli fermanı” bulunup, çıkarılır tarihin tozlu raflarından. Hani, şu “Devletin bekası için kardeş katli vaciptir” fermanı. 6–7 Eylül olaylarını yaratır ve bir şehrin demografik yapısını değiştirir. Zerre miskalde pişmanlık duymaz. Çünkü “vicdan” konusunda ne kadar siniri varsa doğuştan alınmıştır. Orijinal olduğu tek konu da budur zaten. Sorarsan da söyler: Vatanı en çok O sever!  
Konu yargıda olduğu için yazılmaz. Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur. Ama öyle hukukçular var ki bu ülkede işi yargıya bile bırakmadılar. Ne dedi Yar-Sav başkanı: “Sandık ne derse o olur. Hayır, hayır yok öyle bir şey”…
Bu şahıs Hukukçu, on gün sonra sandığa gideceğiz, Hâkimiyet kayıtsız şartsız Milletindir (Atatürk)…
Yukarıdaki üç cümleyi, Alt alta, üst üste, yan yana koyun ve geçin karşısına şu soruyu sorun:
“Öyleyse, Biz neden sandığa gidiyoruz ?”


23 Mart 2009  12:46:56 - Okuma: (1117)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik