Yazı

Cennet’in Doğusu–2
Cennet’in Doğusu–2 

Asil S. Tunçer

Gelebeç ve Karine

Cennet’in Doğusu’na yaptığımız gezimizde yolumuz üzerinde çok sayıda önemli turistik istasyon ve merkezler bulunuyor. Buraları görmek ve görüntülemek için bazen arka yollara bazen de tepelere ve bayırlara dolanıyor rotamız. 
Anayoldan pek de sapmadan uğradığımız yerlerden biri de Gelebeç Aziz Nikola Kilisesi. Priene ve Milet antik kentlerine giderken içinden geçtiğimiz Güllübahçe Köyü’nden sağa sapılarak gidilen bu 19.yy.dan kalma kilise içler acısı halde; ayakta kalma mücadelesi veriyor. Hâlihazırda bulunan aynı yerde bulunan bir başka kilise yapısının üstüne 1821 yılında inşa edilen bugünkü bina oldukça metruk vaziyette. Bina Anadolu’da Noel Baba adına inşa edilmiş ikinci bir kilise olması bakımından çok önemli. Aslen Patara (Gelemiş)’da doğan Nikolas ya da nam-ı değer Noel Baba, Myra (Demre)’da inşa edilip kendisine atfedilen asıl kilisenin yanında burada da Gelebeç (Güllübahçe)’te yine bir kiliseyle taçlandırılması çok anlamlı.
1955 yılındaki depremden sonra Yukarı Gelebeç tamamen terk edilmiş, sadece kilisenin etrafındaki Gürsu Mahallesi kalmış ve köy daha aşağıya, bugünkü yerine taşınmış; adı da Güllübahçe olmuş. Mübadele öncesi Türk ve Rum nüfusun bir arada yaşadığı kasabada Rumlardan kalma kilise halen ayakta ve ziyarete açık. Ziyaret açık açık olmasına ama binanın durumu içler acısı. Özellikle Osteofilak (Kemiklik)’ta kemikler ortalıkta ve çok çirkin görüntü veriyor. Dar mezarlıklarda önceki ölenlerin kemiklerinin toplanıp bir binada toplanması için inşa edilmiş yapının alt katı işte bu durumdayken kutsal eşyaların korunduğu üst katı da çok kötü halde ve çok acil tadilata ihtiyacı var. Bu duyarsızlık ve ilgisizliğin sebebini anlamak mümkün değil ve sebebi ne olursa olsun mazeret kabul edilemez.
Kilisenin Rumların gitmelerinden sonra bir süre cami ve ardından okul olarak da kullanıldığı biliniyor ama bu süre zarfında da herhangi bir tamirat yapılmadığı anlaşılıyor ki bu kadar bakımsız. Kemiklik binasındaki insan kemiklerin orta yerde olmaları ve etrafta köpeklerin cirit atması “en azından üstünü bari örtseydiniz” dedirtecek cinsten. Dileğim şu ki; ne kültürümüzle ne de dinimizle bağdaşan bu ayıbımızı birileri yüzümüze vurmadan biran evvel örtmemiz. Yapılacak esaslı bir restorasyonla hem bir tarih kurtarılır hem de Demre’deki “büyük ağbisi” gibi Noel Baba yortusundan burada da ikinci bir çekim merkezi yaratılabilir. Yanlış hatırlamıyorsam Güllübahçe Belediyesi bu binayı restore etmek için talip olmuştu; sonuç ne oldu bilmiyorum. Herhalde o da bürokrasiye takılmıştır. Yalnız unutmayalım! Bizler bürokrasi canavarıyla boğuşurken ülkemizin nadide kültür varlıkları bir bir yok oluyor.
Buradan ayrılıp doğru Eski Doğanbey’e yani Domatça’ya kırıyoruz direksiyonumuzu. Karina bölgesinde, Tuzburgazı Köyü'nü geçtikten sonra, Yeni Doğanbey Köyü'ne gelmeden önce sağa sapan bir yolun solunda ulaştığımız bu eski Rum yerleşimi, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra büyük oranda Yeni Doğanbey Köyü’ne taşınmıştır. 1992 yılında, köye has özgün taş evlerini koruma amaçlı ‘kentsel sit’ ilan edilen köy yenilenen eski binalarıyla her geçen gün yeni yüzüne kavuşmakta. Köyün güzelliğinin yanı sıra bir başka doyumsuz manzarası da güneyinde yer alan Karine Dalyanı. Milli park olan bu alanda Flamingo ve Tepeli Pelikan gibi kuşları seyretmek doyumsuz; ama yakından değil uzaktan. Zira yakınına geldiğinizde karşılaşacağınız manzara korkunç. Neden mi? Çünkü neredeyse tüm kıyı ve yol kenarları çöp dolu. Acaba gördüklerim gelen geçen araçlardan rast gele sağa sola atılan meşrubat kutusu veya sigara paketi türünden şeyler mi diye ama değil; ne tuhaflıktır ki çoğunluğu kentsel atık. Burada karşımıza daha felaket bir tablo çıkıyor. Açıkçası, köyün çöpü buraya taşınmış hem de sanki başka yer kalmamış gibi o güzelim “cennet” gibi koyun bağrına atılmış. Bu nasıl bir zihniyettir ve nasıl bir mantıktır anlamak mümkün değil. “Temizlik imandan gelir”se bu pislik neden geliyor? “Aslan yattığı yerden belli olur”sa bunu yapanlar sırtlan mı? Bunu kimse görmüyor mu? Kör mü olduk? Bu katliamı nasıl görmezlikten gelirsiniz?  
Buradan bizi idare eden sayın büyüklerimize sesleniyorum: Lütfen! Acil olarak çevre konusunda önlemler alın; başta doğal güzelliklerimiz olmak üzere kültür varlıklarımızı tehdit eden çöp ve her türlü atığı kontrol edin; geri dönüştürülmesi veya tümüyle yok edilmesi için gerekli yasa ve mevzuatı biran önce çıkartıp ihtiyaç duyulan donanımı kurun. Yoksa çok yakında kendi pisliğimizde boğulacak hale geleceğiz. Biz gelmesek evlatlarımız veya en olmadı torunlarımız… Beğenmediğimiz 25.000 km2.lik ve 2,2 milyonluk Makedonya Cumhuriyeti bunu başardı: ülkede naylon poşet ve plastik torba kullanımını yasakladı. Çöp ile ilgili mevzuat düzenledi. Biz ise maalesef. Bir Makedonya Cumhuriyeti kadar olamadık.  
İnsanoğlu ki; bazen cennette cehennemi bazen de cehennemde cenneti yaratabilir”. Biz hangisine giriyoruz?


12 Mart 2009  18:03:21 - Okuma: (1279)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik