Yazı

Bu Gidişin Sonu Kötü
Bu Gidişin Sonu Kötü 

Özcan Nevres

Televizyon haberlerinde sürekli işsiz kalan ve iş bulamayan insanların dramını izliyoruz.

Kimileri bana erzak kömür vermeyin. Bana iş verin. İş verin ki ben çoluğuma çocuğuma nafakalarını ben sağlayayım diyor. Kimi tüm umutlarını yitirmiş, köye geri dönmekten başka hiçbir umarım kalmadı diyor. Kolay mı geri dönmek? Nice umutlarla köyündeki mal varlıklarını yok pahasına satıp büyük şehirlerin yollarına düşmüşlerdi. Zira büyük şehirlerde bambaşka bir yaşam vardı. Büyük şehirlere yerleşecekler, büyük şehirlerin her türlü nimetlerinden yararlanacaklardı. Elektriği, suyu, yolu olmayan toprak damlı evlerinden köyün çamurlu yollarından kurtulacaklardı. Bu umutla biraz da havalı ayrılmışlardı köylerinden. Köyünü terk etmeyenlere küçümseyerek bakmışlardı. Şimdi durum tersine döndü. Pişmanlıklar yürekleri dağ gibi ezdi. Köye dönmekten başka umarları kalmadığında içlerini burukluk kaplıyor. Köye döndüklerinde giderken tepeden baktıkları köylülerinin yüzlerine nasıl bakacaklardı? Daha köye dönmeden köylülerinin alaycı bakışlarını yüzlerinde hissediyorlardı. Her şeye rağmen döneceklerdi. Zira dönmekten başka hiçbir umarları kalmamıştı. Yoğun göç yüzünden satamadıkları geniş avlulu evlerinin bahçesinde yetiştirdikleri sebzeleri yiyecekler. Sağdan soldan topladıkları çalı çırpılarla ocaklarını tüttürecekler ve ısınacaklar. Göç etmemişlerin alaycı bakışları yüzünden açlıktan ve soğuktan ölmektense bu alaycı bakışlara katlanmak zorundalar..
Bir ülke ki; dünyanın en verimli topraklarına sahip ama eğitimsizlikten ve devlet desteği yoksunluğundan çiftçileri para kazanamıyorlar. Kazanamadıkları için de köylerini terk etmek zorunda kalıyorlar. Bu nasıl bir ülkedir ki; henüz ne bir kalkınma programı var. Ne de teknolojik bir kalkınması. Her şey Allahım sen rast getire bağlı. Bu ülkede ne kadar meyve, ne kadar sebze ve ne kadar da tahıl tüketileceğine ve dış ülkelere satılabileceğine dair kesin bir bilgi var mı? Hangi arazide, hangi yörede nasıl bir meyvecilik, nasıl bir sebzecilik yapılması gerektiği biliniyor mu?
Bir zamanlar bağcıların ürettikleri kuru üzümlerin yüzüne bakan kalmamıştı. Umarsız kalan bağcılar bağlarını söküp o arada hangi meyve iyi para getiriyorsa o meyveyi veren ağaçlar diktiler. O kadar çok diken oldu ki ürettikleri meyveler elde kaldı. Bu kez bağlar söküldüğü için üzüm fiyatları yükseldi. Bu kez de bağcılığa hızlı bir dönüş oldu. Böylece o güzelim araziler yaz boz tahtası oldu. Bir meyve ağacının verimli hale gelmesi için en azından beş yıl gerektiğini düşündüğümüzde kaybımızın ne kadar büyük olduğunu anlarız.
Bir ara Ankara tavşanı yetiştirme salgını başladı. Ankara tavşanının tüylerinden angora adını verdikleri çok değerli bir dokuma ipi üretiliğinden yünleri çok değerliydi. Tekstilde Çin rüzgarı esince ucuza olan rağbet yüzünden angora yününe rağbet kalmadı. Son yıllarda ise zeytincilik ön plana çıktı. Zeytin ağacı geç yetiştiği için henüz büyük bir bolluğa neden olmadı. Aslında marketlerdeki, bakkallardaki ve pazarlardaki zeytin fiyatlarına bakıp yanılmamak gerekir. Sekiz on liraya satılmakta olan zeytinlerin hasat zamanında üreticiye verdikleri ücret elli atmış kuruş civarındadır. Zeytinden parayı üreticiler değil, aracılar kazanmaktadır. Tıpkı süt ürünlerinde olduğu gibi. Süt üreticilerinden sütü kırk kuruş ile elli kuruş arasında satın alırlar. Sütün yararlı olan bölümü olan kaymağı ve yağı alındıktan sonra kutulayıp, şişeleyip ortalama yüz yirmi beş kuruştan satarlar. Yine aslan payı aracılarındır. Belki üreticilerden biz sütü en sağlıklı bir şekilde işledikten sonra tüketiciye sunuyoruz deme cesaretinde olan olur. Buyursunlar bakalım. O sağlıklı sütlerinden yoğurt yapsınlar. Görelim bakalım oluyor mu?
Zeytinciliğin verimli olması için denize otuz beş kilometreye kadar ve beş yüz metre yüksekliğe kadar olan tarıma elverişli olmayan alanlarda yapılması gerekir. Beş yüz metreden yukarı olan alanlarda ise elma üreticiliği ön plana çıkar. Zira o yükseklikten sonra meyve zararlılarının etkisi çok az olur. Bu nedenle de insan sağlığı için çok zararlı olan tarım ilaçlarına gerek kalmaz. Peki bu bilgiler üreticilere veriliyor mu? Verilse bile çiftçilerimiz babadan kalma metotları yeğlemiyorlar mı? Babadan kalma metotlarla çiftçilik yapmak eğitimsizlikten kaynaklanmıyor mu? Keşke Köy Enstitüleri kapatılmasaydı ve o yıllardaki gibi köy okullarında tarımdan anlayan öğretmenler olsaydı ve çocukları eğittikleri gibi çiftçileri de eğitebilselerdi.
Tarımdaki ve hayvancılıktaki eğitimsizlik üretilenlerin ihraç edilmesinde en büyük engel. Zira ithalatçı ülkeler halklarının sağlığına büyük önem verdiklerinden ithal edecekleri ürünleri kılı kırk yararak satın alıyorlar. En küçük bir pürüz gördüklerinde malı geri gönderiyorlar. Türk tarımına en büyük darbeyi Gomeller vurmuştu. Ardından patlayan başka skandallarla ürettiklerimiz dış ülkelerde büyük itibar kaybetti. Eski itibarın yeniden kazanılması için üretilenlere çok sıkı bir kontrol uygulanması gerekir. Ne yazık ki dış ülkelerden sağlığa zararlı olduğu tespit edilerek geri gönderilen ürünler büyük bir sorumsuzlukla imha edileceğine iç piyasaya sürülmektedir. Yakın zamanda afla toksinli olduğu için iade edilen balların iç piyasaya verilmesi gibi.
Üretmek nasıl bir sanatsa, üretileni de pazarlamak sanattır. Üreticinin de pazarlayıcının da dünya standartlarına uyması gerekir. Bunu başardığımızda ürettiklerimize talep artar ve tarımda arzulanan gelişme sağlanır. Borç alan değil, borç veren bir ülke oluruz.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com


11 Mart 2009  13:42:52 - Okuma: (486)  Yazdır




İstatistik