Yazı

Neler oluyor?
Neler oluyor? 

Yaşar Varış

Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi ve köşe yazarı Mustafa BALBAY yaklaşık altı ay önce bir gece yarısı operasyonu ile evinden alınmış, günlerce süren sıkı bir sorgudan sonra mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. O tarihte mahkeme savcıların yaptığı itirazı da reddederek Sayın Balbay’ın tutuksuz yargılanmasına karar vermişti.

         Geçtiğimiz günlerde yine bir gece yarısı evinden alınıp İstanbul’a götürüldü. Basına da yansıyan ve 24 saat süren sürekli bir sorgudan sonra sevk edildiği mahkemece “ hükümeti devirmek için silahlı çete kurma” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine kondu.
         Sade vatandaşlarımız bile Sayın Balbay’ın böyle bir suçtan tutuklanmasını bir türlü anlayıp, içine sindiremiyorlar. Bize soruyorlar, “her gün köşesinde yazılar yazan, önemli bir gazetenin Ankara temsilcisi olan, kaçma şüphesi olmayan ve düşüncelerini gazete ve televizyonlardan bildiğimiz, demokrasiden başka bir şey düşünmeyen bir insan neden tutuklanır” diye.
         Biz de hukukçular olarak anlamakta zorlanıyoruz.
         Bir kere aynı iddialarla bu adam gözaltına alınıp sorgulanmış, hakkında isnat edilen suçtan dolayı tutuklanmasını gerektiren bir suç kanıtı bulunamayıp serbest bırakılan bir kişi, yeni bir delil olmadan, aynı delillerle neden tutuklanır?
             İkincisi İstanbul’da 24 saat süre ile aralıksız sorgulama nasıl yapılır.? Yapılırsa yasalarımıza göre baskı altında, manevi işkence ile yasak sorgu yöntemi ile alınan bir ifade olmaz mı?
           Yasak sorgu yöntemleri ile alınan ifadeler delil sayılmadığı yargıtayımızın ve Avrupa insan hakları mahkemesinin kararları ile sabit iken bu insan nasıl tutuklanır?
         Hukuk devletinde böyle yasadışı uygulamalar olduğunda ülkemiz dışarıda itibar kaybetmiyor mu?
         Bu kişiler Avrupa insan hakları mahkemesine gittiklerinde Türkiye mahkûm olursa ki hep oluyor, bunun cezasını ülkemiz, dolayısıyla bizler ödemiyor muyuz? Sayın savcılarımızın ve yargıçlarımızın bu konularda daha titiz davranmaları gerekmiyor mu?
         Bu tür sorular kafamızı karıştırırken her gün buna yenileri ekleniyor.      
         Dün akşam duydum. Başbakan Sayın Erdoğan Mersin’e yapacağı gezi Öncesi daha önce başbakana derdini anlatan ve başbakanımızın “ ananı da al git” diye azarladığı çiftçiyi polislerimiz iki gün karakolda misafir etmişler. Başka bir deyimle başbakan Mersin’e gelmeden bir gün önce karakola alıp gittikten sonra bırakmışlar.
         Gerekçe ise “ başbakanın mitinginde yeniden olay çıkarmasını önlemekmiş. Pes doğrusu. Hukuk devletinde böyle bir şey olur mu? Adamın suç işleyeceğini nereden biliyor polislerimiz? İşlerse cezasını bağımsız mahkemeler verir. Böylece polislerimiz hürriyeti tahdit suçunu işlemiş olmadılar mı?
         Başka bir gariplik de AYDIN’da yaşanmış. Aydın valimiz, yayınladığı bir genelge ile tüm İldeki devlet memurlarını Başbakan ve AKP genel başkanı T. Erdoğan’ın mitingine davet etmiş. Bu valilerimizi uyaran da mı olmuyor. Vali, devletin bir görevlisidir. Seçim öncesi böyle bir mitinge memurları nasıl çağırır? Çağırırsa suç olmaz mı? Tarafsızlığını yitirmez mi?
         Galiba tek başına ve ezici çoğunlukla hiçbir partiyi iktidar yapmamalı. Böyle durumlarda hükümet edenler kendilerini devletle özdeşleştiriveriyorlar. Tıp ki 1950 sonrası gibi. Tek başına iktidar insanların başını döndürüyor. Demokrasiyi ve hukuk devletini, üzerine yemen ettikleri anayasayı unutuyorlar. 10.03.2009

11 Mart 2009  01:21:28 - Okuma: (290)  Yazdır




İstatistik