Yazı

Çünkü eşek şimdiden gitti
Çünkü eşek şimdiden gitti 

İbrahim Becer

Don Kişot’u okuyorum son günlerde. Bana hep çocukça geldiği için ihmal etmiştim bu romanı. Yine de aklımda yoktu ama Cervantes ilgimi çektiği için okumaya karar verdim. Cervantes’in de hikâyesi biraz garip. İnebahtı’da Osmanlıyla savaşıyor, sakat kalıyor falan ama bugünkü konu o değil.

Don Kişot en baştan söyleyelim su katılmamış bir deli. Romanı okuyanlar bilir hayal dünyasında yaşıyor hazret. Mesela her gezginci şövalyenin olduğu gibi Onun da bir atı var; Rozinante koymuş atının adını. Don Kişot’a sorarsan, Rozinante bir küheylan ama gerçek o değil işte. Rozinante, sıradan, dişleri dökülmüş, beli bükülmüş, yaşını başını almış bir sütçü beygiri. Don Kişot, ne kadar romanlarda okuyup da öykündüğü şövalyeler kadar kahramansa, Rozinante de o kadar safkan bir küheylan.
Don Kişot’un hayallerinde yücelttiği bir de sevgilisi var; Tobossolu Dulcinea. Don Kişot’a göre tarifsiz bir güzellik. Sonço Panza’ya sorarsan en büyük numarası, Mancha’daki diğer kızlara göre daha iyi domuz tuzlaması. Yani en iyi yaptığı iş domuz tuzlamak. Don Kişot’un dediği gibi kraliçe falan değil yani. Hafif meşrep olduğu konusunda da tevatürler var ama orası magazin kısmı işin.
Gelelim en iyi yardımcı erkek oyuncuya. Sanço Panza da Don Kişot’un hayallerinden payını almış zavallı bir çiftçi. Efendisine kalırsa bir seyis ama hayatta sahip olduğu tek varlık zavallı eşeği. Efendisinin deli olduğunun farkında aslında ama kabul etmek istemiyor. Çünkü efendisi Ona reddedemeyeceği bir vaatte bulunuyor. Don Kişot bir adayı ele geçirecek ve kendisini de bu adanın valisi yapacak. Bu teklif karşısında gözü kamaşan seyis, efendisinin her deliliğine katlanıyor. Bu uğurda dayak yiyor, eşeğini kaybediyor, aç kalıyor ama asla gerçekleşmeyecek olan o tatlı hayalin peşini de bir an olsun bırakmıyor.
Romanın henüz yarısındayım. Sonunu gerçekten merak ediyorum ve biraz da bugüne kadar okumadığım için hayıflanıyorum. Yel değirmenlerine saldırması konusunda hep gülünç bir karakter olarak karşımıza çıksa da Don Kişot aslında acınası bir karakterdir. Yine de Ona mizah katan tarafı deliliğidir.
Zurnanın zırt dediği yere geldik…
Don Kişot’a kızılamaz. Çünkü ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Sütçü beygirini küheylan, Dulcinea’yı da kraliçe gören bir göz var Onda. “he” deyip geçmek gerek yani. Olmayanı var gibi gösterip, yapamayacağı vaatleri tek tek sıralayan adam ya yalancıdır, ya da su katılmamış bir deli. Eğer ki deliyse yapacak bir şey yok ama akıllıysa, üstüne üstlük bir de yalancıysa o adama “dur” demek için Sanço panza’dan daha yüksek bir karakter gerekir. Bu karakter öyle bir karakter olmalı ki; hiçbir menfaate tenezzül etmemeli, hiçbir ikbal endişesi taşımamalı, mutluluğunu başkasının hüsranı üzerine bina etmemeli.
Sanço o yüzden önemli işte. Sanço dürüst olsaydı efendisini rezil etmezdi. Onu asla küçük düşürmezdi. Efendisi çapını aşan işlere girmeden dur diyebilirdi. Fakat Onun da önüne geçemediği gelecek endişesi “şimdilik”eşeğini çaldırmakla neticelendi. Romanın sonu bize ne getirir bakıp göreceğiz…
Önümüz seçim malumunuz. Yani siyasetin tavan yapacağı bir ay yaşayacağız. Kösler vurulacak, davullar çalınacak, meydanlara inilecek…
Aman Dikkat! Olur da boyunu aşan laflar sarf eden Don Kişotlar çıkar, vaatlerde bulunur, Bizleri yine gözümüzün içine baka baka kandırır işte o zaman vay halimize…
Kimseden bir beklentimiz yok çok şükür. Hatta şairin dediği gibi:
“İstemem kimseden tek fatiha,
Mezar taşımı çalmasınlar yeter.”
Benim sorunum şu ki; romanın daha ortasındayım. Sonunun ne olacağını bilmiyorum. Don Kişot’da bu delilik, Sanço’da bu madrabazlık varken final pek hayırlı görünmüyor.
Umarım Sanço aklını başına toplar. Çünkü eşek şimdiden gitti…

8 Mart 2009  02:34:02 - Okuma: (802)  Yazdır




İstatistik