Yazı

Bizler gibi, Sizler gibi…
Bizler gibi, Sizler gibi… 

İbrahim Becer

Taraftarlık veya karşıtlık taban alınarak bir fikri savunmak ne kadar zor. Peki, ya karşı çıkmak? Ondan daha zor.

         Bir siyasi fikre kayıtsız şartsız angaje olduğunuz anda artık sadece Siz yoksunuzdur. Fotoğraf daha da büyümüştür. Kendi defolarınızı kollamak yetmez artık. Hayatınızda hiç görmediğiniz ve görmeyeceğiniz, üzerlerinde zerre kadar baskı kuramayacağınız insanların ağızlarından çıkacak kelimeleri zapt-u rapt altına almaya çalışmak da dâhil olmak üzere birçok anlamsız görevi üstlenmek durumundasınızdır artık.
         Gözler ve kulaklar sadece görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar bu saatten sonra. Adalet ve iyi niyetin kelime anlamını kaybedip de tası tarağı toplayıp gitmesinin ardından başlar asıl “bitmeyen, uzun, sükûtlu gece”.
         Kendi toprağını, kendi insanını tanımayanların kavgasıdır bu kavga. Bazen, Cami cemaatiyle, meyhane erbabına racon öğretme kavgasıdır bu kavga. Bir kara kedi sokma telaşı belki. Korku Cumhuriyeti kurulsun istenir çokça.
         Oysa her iki taraf da meseleyi çözmüşlerdir asırlar evvel. Bir tarafta, günde kırk kere alnı secdeye giden adam vardır. Bu adam, bakara Suresinin 256.ayetindeki “Dinde zorlama yoktur” ayetine uymak zorundadır. Diğerine gelince, O da masadan oturduğu gibi kalkmak zorundadır. Sofra adabını bilmekle mükelleftir, “ağzıyla içmek” zorundadır.
         Yalan, yanlış gösterilmesine rağmen bu topraklar hoşgörünün mümbit örnekleriyle doludur…
         Alın Size bu topraklarda anlatılan bir fıkra:
         “Gariban çiftçinin biri, ekinini biçmiş, güneşe sermiş ve kasabaya doğru yola çıkmış. Henüz yarım saat gitmemiş ki bir yağmur, bir fırtına… Koşarak gerisin geri gelmiş ki ekinler harap olmuş. Dama koşmuş ki eşeğini görsün. Eşek de Sizlere ömür. Neyse yapacak bir şey yok tabi. Ertesi gün de ramazan başlıyor. Bizim gariban gece sahura kalkıyor, bütün gün orucunu tutuyor, tam hoca minareye çıkıyor akşam ezanını okumaya, çıkarıp çubuğunu yakıyor bizimkisi. Derin bir nefes çektikten sonra, başını göğe doğru kaldırıyor ve şöyle diyor: Nasıl, gücüne gitti değil mi? Eşeği kurbana sayayım da Sen o zaman gör…”
         Bu toprağın köylüsü bile Allah’a şikâyetini bu kadar samimi anlatabilir.
         Ya bu ülkenin Padişahı?
         Yavuz Sultan Selim Han ölmek üzeredir. Başucunda da yaveri Hasan can vardır. Aralarında şu konuşma geçer:
         _ Hasan Can, bu ne haldir?
         Hasan Can kaçınılmaz sonun yakın olduğunun bilinciyle cevap verir:
         _ Hünkârım, dünya dağdağası encama (sona) erişti. Allah’la olunacak zamandır.
         Yavuz hafifçe doğrulur ve şu ölmez cevabı verir:
         _ Hasan Can, Ya Sen Bizi bunca zamandır kiminle sanırdın?
         Yasin suresini okumasını ister. Selam ayeti geldiğinde emaneti teslim etmiştir.
         Bizim bedbaht köylüden ne farkı var samimiyet konusunda? Öteki biraz daha sert girmiş o kadar. Cahil cesareti der geçeriz…
         Sözün özü: Düşüncelerin, izmlerin, ideolojilerin bir mengene gibi beynimizi sıkmasına müsaade ettiğimiz sürece bu şeytan taşlama kıyamete kadar devam eder.
         Hz. İsa’ ya bir gün taşlamak üzere bir zani (zina eden) kadın getirirler. Hz. İsa kadını yerden kaldırır ve öfkeli kalabalığa şunu teklif eder: “ ilk taşı, bu işe hiç bulaşmamış olan atsın”.
          Ne mi olur? Öfkeli kalabalık geri döner. Çünkü masum değildir hiç biri.
         Bizler gibi, Sizler gibi…

4 Mart 2009  00:13:48 - Okuma: (1014)  Yazdır




İstatistik