Yazı

Cennet’in Doğusu–1
Cennet’in Doğusu–1 

Asil S. Tunçer

Göbeklitepe

Âdem ile Havva'nın yasak elmayı yediği için kovulduğu cennetin kalıntıları, 11 bin yıl geriye uzanan cennetin muhtemel izleri Türkiye'nin doğusunda bulundu. Burası Şanlıurfa’nın kuzeydoğusundaki bir yerleşim olan Göbeklitepe’nin ve çevresinin cennetin Türkiye'nin doğusunda olduğunun apaçık bir ispatı gibi. Âdem ile Havva'nın cennetten atılmasından sonra burada toprağı işlemeye başladığı ve ilk tarımın da burada yapıldığı belirtiliyor. Karacadağ eteklerinde bugün halen yetişen yabani bir buğdayın, günümüzdeki 70’e yakın çeşidinin ilk atası olduğu belirlendi. Yani buğdayın yetiştiği ilk topraklar Anadolu...
 
Bundan 11 bin yıl önce taş devrinde insanlar Türkiye, Suriye, Irak ve İran sınır bölgesinde avcılıkla yaşıyordu; daha sonra burada yerleşmeye, toprağı işlemeye başladı. Bununla birlikte medeniyet de... Dolayısıyla uygarlık yine yüksek seviyesine burada ulaştı; yaklaşık 80.000 m2lik Göbeklitepe'de… Kazılar sonucu ortaya çıkarılan tapınaklar bildiğimiz en eski örneklerinden de geriye gidiyor. Henüz çok azı ortaya çıkarılabilen Göbeklitepe’de yapılacak daha çok iş var. Son 12 yıldır ve yılın en fazla 2 ayında sürdürüle gelen kazıların tamamlanması bu hızla bir milenyum süresine yakın gibi…
 
Kutsal kitaplarda bahsedilen cennetteki dört ırmaktan ikisinin; Dicle ve Fırat Nehirleri olduğuna artık şüphemiz yok. Âdem, kutsal kitaplara göre ilk buğdayı burada öğüttü ve tarımın başlangıç temelini attı. Kabil burada çiftçiliğe başladı. Göçebe halinde ve avcılıkla yaşayan insanlar da ilk kez burada av silahlarını bırakıp toprağı işlemeye ve yerleşik olmaya başladı. Hayvanları evcilleştirip onlardan yararlanmaya başlayan insanlar kendisine ev ve yatak yapmayı, topraktan çömlek yapmayı ve kendi yetiştirdiği bitkilerden beslenmeyi öğrendi.
 
Türkiye ve Suriye'de yapılan son kazılar insanoğlunun göçebelikten yerleşik düzene nasıl geçtiğini açıkça gösteriyor. Bu süreç sanıldığı kadar kolay olmadı. (Ona bakarsanız daha geçen yüzyıla kadar halkımızın çoğu konar-göçer topluluklardan ibaretti. Bugün bile Türkmenler bu geleneği sürdüre gelmekte, Toroslar bahar ve güz aylarında oldukça hareketlenmektedir).
 
İnsanlık değişen her yüzyılda yaşam tarzı ve kalitesinde büyük evrim geçirdi: M.Ö. 10 bin yıl önce avcılıkla yaşayan insanlar zengin bir bitki örtüsünün bulunduğu bu bölgede avlana gelmekteydi. Bölge hayvan sürüleriyle doluydu. 7 bin 500lere gelindiğinde ise hayvanlar azalmaya başladı ve açlık sorunu baş gösterdi. Bunun üzerine insanlar bir araya gelerek köyler oluşturmaya, toplayıcılıkla beraber yetiştiriciliğe yönelerek bitkilerle de beslenmeye başladılar. Erkeğin ilk cerrah kadınınsa ilk ziraat mühendisi olduğunu söyleyebiliriz. Nasıl mı? Avlanmakla başlayan ve hayvanı parçalamakla ya da kesmek-doğramakla devam eden süreçte erkek bu işte; kapı dışına veya çöpe atılan kırıntılarla artıklardan tekrar yeşeren tohumları gözlemleyerek bir bitkinin nasıl oluştuğunu en iyi bilen kadın da bu sahada uzmanlaştı.  
 
Bu gelişimlerle değişen insan hayatı artık eskiden olduğundan daha çok şeyi bilmektedir: açlığı, ateşi, pişirmeyi, öğütmeyi, kış için saklamayı, paylaşımı ve ortak yaşamı… Örneğin buğdayı ekmek, hasat etmek ve unu öğüterek ekmek yapmak… Toprağı eğilerek işleme ve buğdayı sapından ayırma sonra da un haline getirme işi insanoğlunun iskelet biçiminin yeniden şekillenmesine neden oldu. Hayvanları evcilleştirmek işi ise ayrı bir durumdu: Çite hapsedilen hayvanların travma geçirmesi sebebiyle verimleri düştü. Ayrıca avlanmayıp süt içen kedinin diş yapısının değişmesi dağda özgürce çifte atıp koşan eşeğin yük taşımaya başlaması vs. hepsi birer evrimleşme sürecinden geçti.
 
Kaliteli çakmaktaşından yapılan malzemeler, bazalt taşından av aletleri ile kireçtaşından yapı öğeleri atalarımızın hiçte öyle bize ilkokullarda okutulduğu gibi kaba saba, kılı mıllı ve korkunç yüzlü vahşi yaratıklar olmadıkları kendi çağlarında kendi medeniyetlerini yaratacak yeterli akıl-zekâ ve teknolojiye sahip olduklarını gösteriyor. Bu yönüyle Göbeklitepe, arkeoloji dünyasını şaşırttığı gibi bulgularıyla bilim dünyasını da sarsacağa benziyor.  Göbeklitepe olmasaydı biz hala dünyanın en eski tapınağının M.Ö.5.000 tarihli ve Malta Adası’nda olduğuna inanmayı sürdürecektik.
 
Adana’dan Anavarza’ya, Karatepe’den Göbeklitepe’ye, Hasankeyf’ten, Cizre'ye... Bu topraklar tarihi yeniden yazıyor. Âdem ile Havva'nın Şanlıurfa Göbeklitepe bölgesinde yaşamış olabilecekleri gibi Nuh ve benzer tufanların bu coğrafyada meydana gelmiş olabileceği çok ihtimal dâhilinde.
 
Artık ilk başlangıç olarak kabul ettiğimiz Âdem ve Havva’nın yeryüzündeki serüvenlerinin başladığı toprakların Göbeklitepe ve havalisiyle özdeş olduğunu söylemek neredeyse mümkün. Öyle ki Âdem,’e elmayı Havva belki de burada sundu ve insan soyu dünyalaşma sürecini bu coğrafyada başlattı. İnsanlığın Âdem’den sonra ikinci atası kabul edilen yani yeniden varoluş süreci sayılan Tufan’ın da Cudi Dağı temel alınarak değerlendirilmesi yapıldığında Yukarı Mezopotamya yani Türkiye’nin Güneydoğusu’nun bu anlamda insanlığın başlangıç noktası kabul edilmesine çok az kaldı.    
 
Anadolu yine bir 'ilk'e imza atıyor: Bu seferki hepsinden çok daha önemli; çünkü ‘insanlık’…
 
(Sürecek)

3 Mart 2009  16:19:26 - Okuma: (1234)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik