Yazı

Ezber bozmak
Ezber bozmak 

İbrahim Becer

Ezber bozmak; Kişiden beklenen fiil veya sözün, herkesin kazancına olacak şekilde tam karşılığını yapmak veya söylemek.

Belki biraz karışık oldu ama en anlamlısı bu. Ekşi sözlüğe baktım, “deliliğin şanındandır” yazıyordu. Bir de açıklama yapmışlar tanımın altında: Ezber bozacak kişinin bilgisi, görgüsü, yetenekleri çok üst düzeyde olmalı. Aksi halde enkaz altında kaldığı yetmezmiş gibi küçük de düşer. Fatih Sultan Mehmet örneğini ele alalım. İstanbul’u almak zaten bir tarih ama gemileri karadan yürütmek ezber bozmaktır. Gemiler yürümeseydi bugün Fatih yoktu. Sadece İkinci Mehmet diyecektik.
Her gün yığınla haberi, filtre etme ihtiyacı duymadan belleklerimizden içeri almaktayız. Daha doğrusu bu misafir, buyur edilmeyi beklemeden çat kapı kendisi gelmekte. Ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ben, derin siyasi kulisler ve bitmek bilmez spor programları arasındaki o geniş yelpazede savrulur bir halde buluyorum kendimi nicedir.
Farkında olmadan ıvır zıvırla doldurduğumuz belleğimizin gün gelip de, en azından “bunama” belirtileriyle bize ihanet edeceği gün gibi aşikâr. Bolca manipülasyona bulanmış ve izleyenlerini adalete değil de, taraf olmaya çağıran haberler arzı endam etmekte her köşede. İşin garip tarafı da Benim gibi bu ülkenin ekserisinin sadece bir “1” oy hakkının olması. Yani ateş olsak cürümümüz kadar yer yakarız. Kartopu örneğini de vermeyiniz lütfen. Memleket güneşi ilk gördüğünde eriyen kardan adamlardan geçilmiyor.
Yine bir seçim dönemi geldi. O “adamlarla” yine karşılaşacağız. Ezber bozmak iddiasıyla yola çıkarken, yedeğine mantığını almak ihtiyacı hissetmeyen kardan adamlara karşı aklınıza mukayyet olun derim Ben. “Denizi getireceğim, teleferik çekeceğim, tramvay hattı vb.” vaatleri duyduğunuzda alkışlamayın lütfen. Çünkü “şeyh uçmaz, mürit uçurur”. Onlara da yazık…
Bizi şaşırtmalarına izin verelim ama ötesine geçmelerine asla.  “Aklım tutuldu, hadi canım Sen de, Yok ….” Gibi şaşkınlık ifade eden ünlemlere eyvallah, ama öteye geçersek o deyimin asıl hak sahiplerine haksızlık etmiş oluruz.
İnsanın ezberinin bozulması için çok daha önemli olaylara şahit olması gerekir sonuçta.
Güncel olandan başlayalım;
Mesela Sivas Spor… Milyon dolarlık bütçeleriyle sezona giren o anlı şanlı İstanbul sosyetesini kuyruğuna takıp, duvardan duvara vurarak, değil ezber bozmak; Türkiye’de futbolla ilgilenen cümle futbolsevere alfabeyi öğretmiş ve ayakta alkışlanmayı hak etmiştir.
Mesela, şu anda Sarı ziyaret’te, Hanke’de, Kanimasi’de, Bestler’de, Şihhan’da, Bejuh’da, Aktütün’de terörle mücadele ettiği yetmezmiş gibi, soğuk, dağ hayatı ve cümle dertlerin hepsini çayına katık eden, alınlarından teker teker öpülesi, dirilerinden medet umulası, şehitlerinden de af dilenesi garip, öksüz, kimsesiz Mehmetçikler.
Ya da, Çanakkale’de kaybettiği oğluna bir nefesle seslenen Bektaşi Haşim Baba: “Muhammed Ali’dir ismi oğlumun, şehitliğe koştu cismi oğlumun, Bize yadigârdır resmi oğlumun, Gözüme yaş diye geldin mi yahu ?” .
Kimsenin karşılaşmak istemeyeceği kadar büyük bir acıya karşı, evlat acısına karşı duruşuna bakar mısınız Haşim Baba’nın…
         Bir de şunu dinleyin: Çanakkale Savaşları biteli yirmi bir yıl olmuştu. Aradan geçen onca yıla rağmen Atatürk, Koca Seyit’i unutmuyor ve bulunmasını emrediyor. Amacı, şükran hislerini iletmek. Çünkü onlar her şeyden önce arkadaş. İki iyi arkadaş… Buluyorlar da neticede. Ekâbir takımı alıyor o dağ gibi Seyit Onbaşı’yı önce hamama sokuyor, saçını sakalını düzeltiyor, En son da Nahiye Müdürünün elbiselerini giydirip huzura alıyorlar akılları sıra. Koca Seyit içeri girince, Paşa’nın “ezberi bozulmuyor” ama şaşırıyor ve soruyor zamanında yedi düvelin “ezberini bozan” adama: “Seyit, bu elbise sana çok yakışmış, onu nereden aldın?”. Paşam diyor Seyit “Geldiğiniz duyunca çok sevindim, hele ki Beni aratmışsınız ziyadesiyle memnun oldum. Sağ olsun nahiye Müdürümüz böyle uygun gördü ve giydirdi”.
         Bunun üzerine Atatürk orada bulunanlara sitem ederek şöyle diyor: “Siz!Vatanı için, namusu için, milleti için canını ortaya koyan böyle insanları bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer siz Onları tanımazsanız; geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi bilemezsiniz”.
         Ezber böyle bozulur… Seksen sene önce yazılan ve bugün de aynı lezzette okunan bir efsaneyi bir takım elbiseye sığdırmaya kalkan görgüsüze iki çift laf edersin ezberi bozarsın. Yoksa,   yapamayacağın şeyleri söyle, hele ki karşında buna teşne bir güruh da varsa sal yakasını gitsin…
Biliyorum, Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil ama ah, ah! Hiç olmazsa zekâlarımıza hakaret etmelerine izin vermesek.  Lakin “kamu âlem günahsız, cümle kusur hep bizdedir” demiş ya Eşrefoğlu… Çok doğru.
         Neyse, yine şiir:
         “Bir külah kapmaksa şayet bunca hırsın gayesi,

          Kendi namusun olur ergeç onun sermayesi…”



21 Şubat 2009  20:53:46 - Okuma: (696)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik