Yazı

FOÇA
FOÇA 

Özcan Nevres

Henüz Tam Keşfedilmemiş Bir Turizm Beldesi

            Foça 3200 yıllık geçmişiyle ve doyumsuz güzelliklere sahip koylarıyla dünyanın en güzel köşelerinden biri. Yaz aylarında insan kaynar Foça’da. Kış ayları, oldukça yumuşak geçmesine rağmen, insana hasret bir görünümde. Fransızların kurduğu tatil köyü dış ülkelerde Foça’yı iyi tanıtmış. Yanlışlıklar, kırgınlıklar yüzünden eski doluluğu kalmamış Foça Kulüp Med’in. Kurulduğu yıllarda iyi iş yapmış tatil köyü. Şimdilerde ise terkedilmiş bir köy görüntüsünde. Ancak yaz aylarında doluyor.  
Aslında Foça’nın geçmişinin 3200 yıl ile sınırlı olmaması gerekir. Zira M.Ö. 3000 yıllarında yaşadıkları sanılan, nereden gelip nereye gittikleri bilinmeyen, yalnızca bıraktıkları eserlerle varlıkları belirlenen Pelaslar ilk kez kurmuşlar Foça’yı. Dolayısıyla Foça’nın ilk kuruluşu 5000 yıllık bir geçmişe dayanır.
Dor(tor) istilasından kaçan Yunanlar iki koldan gelmişler Anadolu’ya. Güney Ege’ye İonlular (İyon) yerleşmişler. Kuzeye ise Eoly’liler.(Eoli) Foça Kuzey Ege’de olmasına rağmen İyonlular tarafından kurulmuştur. Tarihçilerin uzun araştırmalarına neden olmuş bu durum. Eolyalılar tüm Kuzey Ege’ye hâkim olmalarına karşın, neden izin vermişler Foça’nın orada kurulmasına diye.
Foçalılar denizci ve savaşçı idiler. Karadeniz’in bir çok yerinde koloniler kurarak Ege denizinin dışına taşmışlardı. Tarih kayıtlarında Eolilerle Foçalıların arasında geçmiş bir savaştan hiç söz edilmemektedir. Aslında Eoliler zaman zaman kendi aralarındaki iktidar kavgalarının dışında komşularıyla hep iyi geçinmeye çaba göstermişlerdir. Federalin üyesi Symerina İyonlulara, gizlice yapmış oldukları bir anlaşma gereği kapılarını açmış ve İyonlulara kenti savaşsız teslim etmişti. Daha sonra İyonlular kente bağımsız bir statü tanıyarak kenti terk edeceklerdi. İyonlular anlaşma kurallarına uymayarak kenti kendi federallerine katmışlardı. Eoli Federalinin en önemli kenti Symerina’nın İyonlular tarafından zapt edilmesi bile aralarında savaş nedeni olmamıştı. Belki de Eolililerin savaşçı olmaması, Foça’nın kuzeyde kurulmasında ki en büyük etkendir.
M.Ö. beşinci yüz yılda Pers orduları Anadolu’yu istila etmeye başladıklarında, Foça yakınlarında karargâh kurarak, Foça’yı zapt etme hazırlığına başladığında, Foça kıralı Pers ordu komutanına elçi göndererek uzlaşma önermişti. Kral üç gün süre istemişti komutandan. Bu üç günlük süre içerisinde devletin ileri gelenleri ile görüşecek ve devleti kansız teslim etmenin şartlarını hazırlayacaklardı. Komutan bu öneriyi kabul etti ve üç günlük süreyi tanıdı. Üç gün dolduktan sonra, kentin teslimi ile ilgili haber gelmeyince ordusunu harekete geçirerek Foça’yı kuşattı. Öncüler kale kapılarının açık olduğunu görüp içeri girdiklerinde kentin tamamen boşaltılmış olduğunu gördüler. Üç gün içerisinde evlerin çatıları sökülmüş ve tüm ağaç mamulleri sal yapımında kullanılmıştı. Perslerin denize açılma olasılıkları yoktu. Zira Pers donanması, Milet’lilerin donanmasıyla girdikleri savaşta ağır bir yenilgiye uğramışlar ve tüm gemilerini kaybetmişlerdi. Denize açılan Foça halkını savaş gemileri Marsilya kentinin şimdiki bulunduğu yere taşıyarak orada Marsilyalılar devletini kurdular. Daha sonra vatan hasreti çekenler, Perslerin çekilmelerinden yararlanarak tekrar Ege’ye dönerek, şimdiki Yeni Foça’nın bulunduğu yerde Marsilyalılara bağlı Foçateyn’i yani Yeni Foça’yı kurdular.
Her iki Foça’nın da antik değeri yüksek. İkisinin de şansızlıkları, yeni yerleşmenin eski yerleşim birimlerinin üzerinde kurulması. Bu nedenle yeterli kazı yapılıp tüm kalıntılar gün ışığına çıkarılamıyor. Yinede Beş kapılar ve eski değirmenler görülmeye değer. Koyların güzelliğini ise ancak görenler bilir. O güzellikleri sözle anlata bilmek olası değil. Sabahın ilk ışıklarında Barbaros büfesinin, Huzur pansiyonunun veya komando okulunun önünden seyredin Foça’yı. Deniz ışıl ışıl bir çarşaf gibi serilir önünüze. Eğer yürüyüş yapmayı seven biri iseniz İngiliz burnuna doğru yürüyün. Işıltılar arasında, doğa harikası Orak adasını, buruna ulaştığınızda İncir adasını ve Foça’yı seyretmeye doyamazsınız. Kuş ve denizden gelen şırıltı sesleri ile kendinizden geçersiniz. Akşamüzeri deniz fenerine doğru gidin Oradan güneşin batışını seyredin. Gece deniz kenarında bir yere oturup revnakları seyredin. Gecenin iyice ilerlemiş, daha doğrusu, gece yarısından sonra Sevgi yolunda ileri, geri birkaç tur atın. Bankların üzerinde biri birlerine sım sıkı sarılmış gençleri uzaktan seyretmek, belki de sizi de geçmişinize alıp götürür. Yaz aylarında gezi tekneleriyle körfez turu da yapa bilirsiniz. Foça’ya adını veren fokları görmeyi özlersiniz bu gezinizde. Sanki bir kayanın üzerine uzanmış sizi bekliyor. Göremezsiniz o sevimli hayvanları. Ormanlarımız gibi katledilmişler. Korkar olmuşlar insanlardan. Gizlenmek yaşamlarını sürdüre bilecekleri tek silahları.
Ha... Bir zamanlar başımda kavak yellerinin estiği dönemde, uykumun kaçtığı gecelerde deniz kenarına gider yakamozları seyrederken hülyalara dalardım. Bazen bir sevgiliyi, bazen de özlediğim bir yosmayı şekillendirirlerdi usumda. Çoktandır karanlığın yoğun olduğu yerlere gidemedim. Gerçekten yakamozlar halen yaşıyorlar mı? Yaban hayatını neredeyse yok edecekler tarım ilaçları. Yoksa deniz kirliliği de yakamozları yok etti mi. O denizlerin pek tanınmayan ateş böcekleri gibi ışıldayan tek hücreliler halen yaşamlarını tüm olumsuzluklara karşın sürdüre biliyorlar mı? Ne dersiniz? Ay ışığının etkisiz olduğu bir gecede, karanlığın yoğun olduğu bir yerde yakamozları seyretmeye gitmeye değer mi? Bence hayallerinizin esin kaynağı olur yakamozlar. Acılarınızı unutturur, yeni umutlar yeşertir gönlünüzde.
Siz hiç şubat ayının ortalarında yağmur altında gezdiniz mi. Şubat ortalarında bir geceydi. Havanın olabildiğince yumuşak olduğu bir geceydi. Yaya gittim çarşıya. Yağmur yağmaya başladı. Gittiğim eczanede uzun süre yağmurun dinmesini bekledim. Dineceği yoktu yağmurun. Sağanak yağmurun altında ağır ağır evime doğru yürüdüm. Yağmur suyu ılık ılık koynuma akıyordu. Doyasıya ıslanmak için daha da yavaşlattım yürüyüşümü. Belki de üşümedin mi diye soracaksınız. Gerçekten üşümedim. Yağmur suyu öylesine ılıktı ki. O gece ola bildiğince rahat uyudum. Her zaman özlemle anarım o geceki yağmur altındaki yürüyüşümü.
Foça, koylarıyla, sessizliğiyle, yeşilliğiyle her mevsim ola bildiğince güzel. Bir kış geçirseniz Foça’da bir daha ayrılamazsınız. Kök atmış bir ağaççasına yerleşir kalırsınız Foça’da. Derler ki Siren kayalarının çıkardığı seslerle büyülenir insanlar. O sesi duyan gemiciler hemen dümen kırarlar Foça’ya. Yerleşip kalırlar Foça’da. Birde kara taştan söz ederler. Kim basarsa o kara taşın üstüne, bir daha kopup ayrılamaz. Ana yollar Buruncuk dağının ünlü granit kayalarından yontulup işlenmiş parke taşlarıyla döşenmiş, ayağınızın her bastığı taş sizleri Foça’ya tutsak edecek birer kara taş. O kara taşlara basmadan gezmek olası mı Foça’da?       
Foça’nın tanıtımı yeterli değil. Pansiyoncular ve esnaf günü birlik rant peşinde. İleriye dönük bir rekabet anlayışından yoksunlar. Ilık geçen kışa rağmen hareketlilik iki aylık dar bir sınır içerisinde. Bu iki aylık sürenin dışına taşmak ve turizmi on iki aya yaymak için ucuz ve kaliteli hizmet sunmak gerekir.
Bodrum ve Marmaris’in yoğun kalabalığından kaçan bazı yazar, şair, heykeltıraş, ressam ve gazetecilerin Foça’da ev satın alıp yerleşmeleri ve sayılarının kırka ulaşması Foça’nın geleceği için umut olmaktadır.
                   Özcan NEVRES
ozcan@nevres.net
 


25 Mayıs 2007  19:17:34 - Okuma: (732)  Yazdır




İstatistik