Yazı

“Köyümün Portakalı, Doldurur Vapurları...”
“Köyümün Portakalı, Doldurur Vapurları...” 

Etem Kutsigil

(Bir Girit manisinden çeviri.)

Sayın okuyucularım; 6 Şubat akşamı “Kanal B” de “Bekleme Odası” isimli bir programda, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğr. Üyesi Doç Dr. Sibel Özel ve CHP Mersin Milletvekili Av. İsa Gök “Yabancı Vakıflar Yeni Yasasını” ve “Patrikhane’nin Ekümenik olma arzusu ile Heybeliada Ruhban Okulunun Türk Hukukuna göre pozisyonu” konulu çok yararlı bir söyleşi yaptılar. Merhum Ecevit’in son Başbakanlığı ne yazık ki, hastalığının ileri bir dönemine denk gelmişti. Bundan yararlanan koalisyon ortakları, ketenpereye getirerek ve “Avrupa Birliğine Uyum Yasaları çerçevesinde...” diye tanıtarak, yeni bir Vakıflar Yasası çıkardılar. Bu şekilde aralanan kapı, AKP döneminde ardına kadar açıldı. Öyle ki, yabancı vakıflara tanınan haklar, bizim öz vakıflarımızdan çok fazladır. Ve bu hakların en önemlisi, yabancı vakıfların taşınmaz mal edinme hakkıdır. Bu hak başımıza öyle bâdireler açmaya adaydır ki, ileride bu yasaları kabul edenlerin, yedi sülalesi bunun utancını  duyacaklardır.
İkinci konu Patrikhane idi. Lozan Antlaşmasında bizim verdiğimiz teklif “Patrikhane’nin Türkiye dışına çıkarılması” idi. Ne var ki İngiliz Başmüzakerecisi Lord Curzon ısrarla İstanbul’da kalmasını savunuyordu. Konu “Patrikhanenin Osmanlı dönemindeki ayrıcalıklarının geri alınması ve görevlerinin yalnızca İstanbul’daki Rum cemaatin vaftiz, cenaze, kilise nikâhı gibi dinî gereksinimlerini karşılamakla sınırlı olmak üzere faaliyetine devam etmesini kabul ettirdikten sonra” İsmet Paşa teklifini geri çekti. Ne var ki, daha sonraları Patrikhane, Türk Hükümetlerinin güçsüz olduğu dönemlerde hep “ekümenik olmak” gibi bir tavır içine girdi. Fakat birçok Ortodoks Kilisesi bile bu sıfatı reddettiler. Lozan Antlaşmasına ve bizim açımıza göre Patrikhane, Fatih Kaymakamlığına bağlı Müftülük gibi fakat Ortodoksların ihtiyacı için görev yapan dinî bir kurumdur. Dünyadaki statüsü ne olursa olsun, Türk yasalarına göre bu özelliği kesindir.
Son derece bilgilendirici geçen bu konuşmalar sonunda öğrendim ki, bu konular, yakın gelecekte Türkiye’yi  epey kaygılandırmaya, başına işler açmaya adaydır.
Daha sonra gecenin son haberlerini öğrenmek için diğer kanallara döndüm. Flaş haberlerden biri Davos fatihinin U dönüşüydü. Meğer biz yanlış anlamışız. Başbakan meğer, tartışmayı yöneten Amerikalı gazeteciye kızmış. Ona söylemiş “Siz adam öldürmeyi iyi biliyorsunuz” diye ve diğerlerini. Yoksa İsrail ile bir sorunu yokmuş.(!) Gecenin espirisi, Başbakanın latif olmayan latifesiydi. CHP için “Çarşafa dolaştılar” sözü. Bilen bilir ki bu latifeyi başka yerler için kullanır Türk insanı. Ama Allah var; Tam sırasında taşı gediğine koydu Erdoğan…..Zira çarşaflılara rozet takma maskaralığının tutmayacağı, muhtemelen onun da bir provokasyon olduğu belliydi.
Bazen düşünürdüm neden acaba Ecevit, Baykal ile birleşmeyi reddederdi diye. Şimdi anladım... Beyimizin şimdi de Sirmen’in “Her mahallede Kur’an kursları açma.” fikrine balıklama atlaması enfes bir manevraydı (!). Bakalım bu konuda ne zaman işi mevlüt okutmaya, hatim indirmeye vardıracak... Ve korkuyorum ki bu yarış böyle devam ederse, Allah korusun ileride “CHP’yi tekkeye dönüştürmemesi”
Bunlar milleti aptal mı zannediyorlar, yoksa kendileri sürmenaj mı oldular? Bir yukarıda bahsettiğim ve Türkiye’nin bunlar gibi kesin çözüm bekleyen, onlarca sorununa bakın, bir de bazı parti başkanlarının   uğraştığı konulara ! Biz böyle siyasetçilere düşecek millet miydik...
Bu konular bana bir Girit fıkrasın çağrıştırdı.
Biliyorsunuzdur, ben saf kan Giritliyim. Girit halkının ot yemekten başka bir özelliği de, bir olayla, bir konuyla  benzeştirdiği manileri, arka arkaya ve hazırlıksız olarak söyleyebilmesidir.
“Girit’te köyün birinde muhtar seçimi varmış. Halkı birbiriyle dost, problemsiz, huzurlu bir köymüş.  Bu yüzden muhtarlıkta gözü olmayan, kendi halinde bir adamı –adamın itirazına rağmen - gırgır olsun diye aday gösterip, seçmişler. (Bizde de bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde galiba Bülent Ersoy’a mı, Zeki Müren’e mi, Türkân Şoray’a mı ne oy çıkmıştı. ) Neyse, adamcağız sonucu öğrenince hırsla hâkime gidip bu görevi kabul etmek istemediğini söylemiş. Fakat hâkim de hazırlanan komplodan haberdar olduğu için “seni içeri atarım” diye adamın gözünü korkutmuş ve görevi bırakamayacağını söylemiş. Adam da sonunda kabullenmiş. Köylüler başarısını kutlamak için, ondan bir ziyafet istemişler. Yemişler, içmişler sonra da yeni muhtardan, “günün anlam ve önemini anlatan” bir mani istemişler. Biraz nazlanmış adam, genzini temizlemiş ve manisini söylemiş.
“Köyümün portakalı; doldurur vapurları
Böyle berbat seçmenin, böyle olur muhtarı.” ...........................................................
Önemli not: Girit’te geçen bu olayın, burada 500 kilo kömür ve odun ile beyaz eşya, halı, bilgisayar, televizyon vs. almak için oyunu satan sayın seçmenlerimizle, halkı kandırıp oyunu almak için türlü icatlar çıkaran siyasilerimizle hiç bir ilgisi yoktur.
..........................................................
Yazım burada bitmişti. Efesten haberlere gönderebilseydim aşağıdaki yazı çıkmayacaktı. Sağ ol Serdal Bey ki, yazımı geç vakitte aldın.
Tv den SON DAKİKA HABERLERİ
Şu anda saat 22.35 Kanal B “GİDERAYAK” PROGRAMI
Yönetici, bu günün Evliyası diyebileceğim Sayın Hayrettin KARACA, misafirleri Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ ve adını bilmediğim bir Bey...
Öğrendiklerim.
-Trakya’da yunan bankasından kredi almak isteyen çiftçiye banka, - Ziraat Bankası gibi- çiftçinin arazisini ipotek alıyor. Çiftçi borcunu ödemediği takdirde, tarlasını alıyor. Biz yasal olarak tarlalarımızı satamıyoruz değil mi? Avucunuzu yalayın! Trakya çiftçileri söylemiş Sayın Karaca’ya. Çatır çatır alıyor elinoğlu. Biz nelerle uğraşıyoruz. Keşke sizler de dinleseydiniz bu gibi programları, maç veya TV dizisi seyredeceğinize.
- Tarım Bakanı, GAP’taki topraklardan bir kısmını Suudîlere önermiş. “Bakın ne kadar bol suyu var. “diyerek.  Bilmem kaç milyar dolara.
- Güneydoğu sınırımızdan mayınların temizlenmesini İsrail’e verecek oldular. Ne karşılığına mı? Tam 50 (elli yıl) İsrail’in emrinde olacaktı bu vatan toprakları. Elli yıl sonra mı... Kim öle kim kala...Kıbrıs kiralandıydı bir zamanlar veeeee gitttiiiii. Oysa ki, bunları temizlemeye talip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden esirgendiği söylendi 600 bin doların. Ne imiş...Olabilecek aksiliklerle Mehmetçikler şehit olabilirmiş. Onları korumak için parayı vermemişler. YORUM SİZİN
Bu konuda AKP’yi suçladığım için beni suçlayanlar.!.. Gözünüzü açın. Polemik yapmak işin en kolay tarafı. Okuyun ve memleketimizin ekonomik halini öğrenin.!
Özelleştirme satışları darı ekti hazinemize. Sattılar sattılar halâ doymadılar. Şimdi sıra Bor madenlerimiz, Etibank ve MTA’da. Yağma Hasanın böreği.
Ye Memet ye!
SEVGİLİ GENÇLER. Gelecek ay 70 yaşımı tamamlıyorum. Kaç yıl yaşarım ki bundan sonra. Fakat benim mücadelem sizler için. Sizleri bilgilendirmek istemem bu yüzden. Sizleri düşünüyorum. Şunu iyi biliniz ki, düşmanların ordularıyla geldiği günler çoktan geçti. Vatanımız ekonomik darboğazdadır. Atatürk’ün dediği gibi “GAFLET VE DALÂLET İÇİNDE” bulunduğumuz dönemdir. Şimdi sizlere soruyorum; Hazır mısınız rumların, ingilizlerin, fransızların almanların aşağılayıcı bakışları altında, satın aldıkları eski işyerlerinizde ONLARA hizmet etmeye, zaman zaman azarlanmaya.
SEÇİMSİZİN.
Yine de ümitsizliğe kapılmayın. Atatürk’ün dediği gibi
VATANIN BAĞRINA DÜŞMAN DAYASIN HANÇERİNİ,
BULUNUR KURTARACAK BAHT-I KARA MÂDERİNİ !
Ömrünüz uzun olsun sayın konuşmacılar. 

8 Şubat 2009  11:23:41 - Okuma: (1466)  Yazdır




İstatistik