Yazı

Aylarımı Ve Yıllarımı Geri İstiyorum
Aylarımı Ve Yıllarımı Geri İstiyorum 

Özcan Nevres

Ergenekoncu diye ülkemizin en değerli, en güzide evlatları içeri alındı.

Musa'nın Çocukları adlı kitabın yazarı Ergun Poyraz neredeyse iki yıldan beri ceza evinde tutuklu bulunuyor. Hakkında henüz iddia name bile yok. Hurşit Tolon Paşayı mahkeme yeterli delil yok diyerek beraat etmesine karar verdi. Hurşit Paşa suçsuz olarak yedi ay tutuklu kaldı. Ceza evinde tutukluyken kanser hastası olduğu halde tedavisi için hastaneye gönderilmediği için yaşamını yitiren Kuddisi Okkır'ın günahı ne idi. Zavallı adamı Ergenekon'un kasası diye içeri aldılar. Oysa adamın cenazesi için bir kenara konulmuş parası bile yoktu. Bu davada en önemli ilklerden biri de gizli tanıklar. Bu tanıklar mahkemede nasıl ifade verecekler. Yüzlerini maskeleyerek mi? Yargı bakalım böyle bir tanıklığı kabul edecek mi? Tam da Pitigirl'lik bir olay. Okurlarım arasında bu da kim diye soran olabilir. Pitigirl (Pötigörl) hukukçu olmasına rağmen hukukla en çok dalga geçen bir yazardır. Kitaplarında genellikle hukuk tutarsızlıkları ve kadercilikle dalga geçer. Eğer kitapları halen satılıyorsa okurlarıma alıp okumalarını öneririm.
Pötigörl bakınız hukukla nasıl dalga geçiyor. Gardiyan mahkemeye çıkacak olan sanığı çağırır ve geleni görevlilere teslim eder. Görevliler sanığı yargıçların karşısına çıkarırlar. Hakim kimlik sorgulaması yaptıktan sonra sorar. Corc'u sen mi öldürdün diye. Sanık çok rahat bir şekilde evet der. Neden öldürdün sorusuna ise net bir yanıt verir. Onu öldürmeyi canım istediğinden. Sıra tanıkları dinlemeye gelir. Tanıklar Corc'u bu kişinin öldürdüğüne dair kesin ifade verirler. Yargıçlar aralarında kısa bir görüşme yaptıktan sonra kararı açıklarlar. Karar idamdır. Sanığa son bir diyeceğin var mı dediklerinde sanık var der ve ekler. Corc çağrıldığında tuvaletteydi. Sanık sandalyesi boş kalmasın diye onun yerine ben geldim. İdam ağır bir cezadır. Kusura bakmayın. Corc'a daha fazla vekalet edemeyeceğim der. Bunun üzerine Corc'un katil olmadığı, tanıkların ise yalancı tanık olduğu anlaşılır. Böylece Corc beraat eder. Corc içeride kaldığı günler için de yüklü bir tazminat alır. Ergenekon davası sonuçlandığında da kim bilir nice tazminat davaları açılacaktır.
Değerli okurlarım, insanlar tüm canlılar gibi doğarlar ve belirli bir yaşam sürecinden sonra ölürler. Çocukluğumda bazı yaşlı adamlardan söz edildiğinde adam atmış yaşına gelmiş. Amma da uzun yaşamış derlerdi. Oysa günümüzde yaş ortalaması atmış sekiz oldu. Atmış yaşındayken yaşamını yitirenler için pek yaşlı sayılmaz deniliyor. Çocukluğumuzda çok uzun sandığımız ömrün aslında çok kısa olduğunu ancak yaşlandığımızda öğreniyoruz. Yetmiş iki yılı geride bıraktım. Geriye dönüp baktığımda onca yılı sanki hiç yaşamamışım. Kargıdan atlarımızla bağ yollarında yarıştığımız, benim atım seninkini geçti diye inatlaşıp, yenilgiyi kabul etmeyip kıyasıya dövüştüğümüz günler sanki dün gibi. Belki de zaman uzun ama uğraşılarımız zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıza engel oluyor. Yaşam sevinçlerle, üzüntülerle iç içe olan bir süreçtir. Yeri geldiğinde yaşam inişiyle yokuşuyla yaşamaya değer deriz. Monoton bir yaşamı hiç yaşanmamış kabul ederiz. Yaşam çocuk sevgisiyle, torun sevgisiyle kayar gider ama farkına bile varmayız. Torunum Can'ın karnesinin tamamının pekiyi olması ve takdirname alması hepimizi sevince boğdu. Babasının dediği gibi halasının yolunda ilerliyor. Böyle bir sevinci yaşamanın mutluluğuna doyum olmuyor.
Hani bir yolculuğa çıkarsınız. Keyifle arabanızı sürerken bir de bakarsınız arabanızın motoru stop etmiş. Neşeniz, sevinciniz hüzne döner. Yaşam da böyle. Keyifle sürdürmekte olduğunuz yaşamınızı acı bir haber zehir eder. Kahrolursunuz. Bu gün öğlen saatlerine yakın telefonum çaldı. Numaraya baktım arayan Anadolu yakasındandı. Arayan ağlıyordu. “Özcan ağabey bu sabah babamı kaybettik. Size de haber vereyim dedim. Arayan değerli dostum emekli avukat Volkan Yarman'ın kızıydı.
Silivri'ye yeni yerleşmiştim. Volkan beyin kızı benim gibi Sevgi Bahçesi'nde yazıyordu. Silivri'ye yerleştiğimizi öğrenince beni aradı ve anne ve babasının Silivri'de yaşadıklarını, onların da emekli olduklarını ve yalnızlık çektiklerini anlattı. Tanışmanızı isterim dedi. Babasının telefon numarasını verdi. Önce telefonla görüştük. Sonra da bizi ziyarete geldiler. O günden bu yana dostluğumuz sürüyordu. Onunla en son bayramın son gününde görüşmüştük. Daha sonra defalarca aramama rağmen telefonlarından yanıt alamamıştım. Kanser tedavisi gördüğü için yine kızının yanına gitmiştir diye düşünmüştüm. Ölümü ise aklımın kenarından bile geçmemişti. Son görüşmemizde çok neşeliydi. Zira yakalandığı amansız hastalık kanserin tedavisi iyi bir sona gidiyordu. Nereden bilirdim son görüşmemiz olduğunu?
Hüzün, elem, keder ve ölüm hepimiz için ama yine de ölüm insana çok ağır geliyor. Gidenin ardından dökülen göz yaşları ne yazık ki geri dönmesine neden olmuyor. Nur içinde yat sevgili dostum. Mekanın cennet olsun.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com

8 Şubat 2009  11:21:09 - Okuma: (404)  Yazdır




İstatistik