Yazı

Adl_i İlahi
Adl_i İlahi 

İbrahim Becer

Ortadoğu hakkında, her gün değişik kitle iletişim araçlarından beslenen yığınla haber ve bir o kadar da sahibinin sesini yansıtan haber akışı malumunuz.

         Gerek bölgesel yakınlığımız, gerek tarihsel bağlarımız bizi, ne buradaki coğrafyaya, ne de o coğrafyanın sahipleri olan etnik ve dini kimliğe bigane bırakıyor.
         Bugün yedinci yüzyıla gideceğiz. Konumuz Ortadoğu, paragrafımız da Kerbela Faciası. Ortadoğu’ya bir de Kerbela’dan bakacağız. Anlatacağım olay, görgü tanıklarından anlatılan bir rivayet. İnanıp, inanmamak tamamen Siz Okurlara kalmış.
         “…Kerbela faciası denilen ve Peygamberin torununun katledildiği, tüm zamanların en uğursuz olayı gerçekleşmişti. Zeyd Bin Erkam ortada kurulan büyük çadırdan içeri girdi. Manzara korkunçtu. Hz Hüseyin’in başı İbn Ziyad’ın önüne konmuştu. İbn Ziyad’ın elindeki değnekle Onun ön dişleri arasına dokunup durduğunu görünce Zeyd Bin erkam, Ona:
“Çek şu değneği o dudak ve dişlerden ki, kendisinden başka İlah bulunmayan Allah’a yemin ederim; Resulullah’ın dudaklarını o dudakların üzerine koyarak onları öptüğünü görmüşümdür!” dedi ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bunun üzerine İbn Ziyad Ona: “Vallahi, eğer Sen kocamış, bunamış, aklı gitmiş olmasaydın, şimdi senin boynunu vururdum !” dedi.
         Bu söz üzerine bu zulme, en azından o çadırda bulunarak ortak olmak istemeyen Zeyd Bin Erkam kalktı ve yanındakilerin duyabileceği bir sesle şöyle dedi:
“Bir kul, bir köleye sahip oldu! O da onları uşak yaptı. Siz Ey Arap cemaati! Bugünden sonra, hep kul ve kölesiniz. Siz Fatıma’nın oğlunu öldürdünüz. Mercane’nin oğlunu ise kendinize vali yaptınız. Halbuki, O Sizin hayırlılarınızı öldürüyor, hayırsız, işe yaramaz olanlarınızı ise kendisine kul ediniyor. Siz bu zillete razı oldunuz. Zillete razı olan kahrolsun.”
         Bu konuda bir başka rivayetse: Hz. Hüseyin’i şehit edenler bir yerde oturup şıra içerken duvar üzerinden, demir bir kalem çıkarak şöyle yazmıştır: “Hüseyin’i öldüren bir ümmet, hesap günü Onun dedesinin şefaatini nasıl umabilir ?”
         En başta söyledim. Buraya kadar rivayet. Gerçek buradan sonra başlıyor. Ortadoğu Halkları o günden sonra hiç günyüzü görmediler. Moğollardan tutun da, İngilizlere kadar sırtlarındaki kamçının izi her geçen asır biraz daha derinleşti. Günümüzde de durum ortada. O topraklarda evvelkileri aratmayacak, zulümde limit tanımayan ve Kur’an’da beş yerde lanetlenen İsrail’in baskısı altındalar. Irak’tan bahsetmiyorum bile…
         Son söz olarak da; kardeşleri olan Filistinliler ve onların yürek burkan çocuklarına bunca zulüm reva görülürken son model arazi araçlarıyla çölde safariye çıkan, yedi yıldızlı otele altmış üç adet asansör sığdırmayı başarmakla övünen, hayatında top görmediği halde, yerden dört yüz metre yüksekte tenis oynamakla övünen ve ne hikmettir ki kafa üstü düşmeyen Araplar…Ya Siz Hz. Hüseyin’in Dedesinden bunca zulme rağmen nasıl şefaat umacaksınız ?Ya da ondan önce şu soruyu soralım:Neden Sizin yaşadığınız coğrafyaya bu kadar çok Peygamber geliyor ?Kur’an beş yerde İsrailoğullarını lanetliyor ama zevk ve sefadan biraz uzaklaşıp lutfedip de okursanız inanın çok yerde kulağınızı çınlatıyor.
         Son söz Mehmet Akif’in:
“Yetmez mi müsab olduğumuz bunca devahi !
Ağzım kurusun! Yok musun ey Adl_i İlahi.”


3 Şubat 2009  09:20:45 - Okuma: (1054)  Yazdır




İstatistik