Yazı

Haklı olmak da gerekiyor…
Haklı olmak da gerekiyor… 

İbrahim Becer

Rutinin dışına çıkılan bu tarz olaylarda hemen tepki vermenin biraz sakıncalı olduğunu düşünenlerdenim.

Malumunuz olduğu üzere bu ülke ve bu ülkenin başbakanı haftanın belli günlerinde bir Cumhurbaşkanı ve üstüne de bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ayar çekmiyor. Tam tersine yakın tarihe bakarsak, Kaddafi’nin kıl çadırında, Onun küstah çıkışlarını dinledikten sonra boncuk boncuk terleyip de “Sen kimsin ya! Ben kıl çadırdan çıkalı bin üç yüz sene oldu, araya da bir imparatorluk kıstırdım ve seni de vilayetim yapmıştım” sözünü söyleyemeyen başbakanlardan sonra Tayip Erdoğan’ın çıkışı elbette yüreklere su serpti.
Her yılın başlarında yaşadığımız Eurovision macerasından nemalanmaya çalıştık yıllarca. Hep hakkımız yendi. Komşular, yanındaki komşulara oy vermişti çünkü. Araya futbol sıkıştırdık çokça. Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğunu saymazsak hep hakem suçluydu. Metallica’nın orkestrasındaki zillerin Türkiye’den gitmesiyle de övündük, Truva filmine aksesuar satmakla da…
Bunların hiçbirinin yaraya merhem olmadığını hepimiz biliyorduk. Ta ki Başbakanın: “Sayın Perez, benden yaşlısın ve sesin çok çıkıyor…” diye başlayan ve Moderatörün eline vurmasıyla gelişen, en sonunda da salonu terk etmesiyle sonuçlanan o muhteşem finale kadar.
Başbakanı seversiniz, ya da sevmezsiniz. Fakat bu reflekse ne kadar ihtiyacımız olduğunu Ben iliklerime kadar hissettim. Tamamen kendiliğinden gelişen, ulusal gururun ön plana çıkarıldığı ve Bizim toplumumuza has bir racon kesme sahnesiydi.
Fakat Biz sıradan vatandaşların bu durakta artık inmesi gerekiyor. Başbakan bundan sonrasını yalnız gidecek. Şimdi, Başbakanın bu dirayetli duruşunun yegane sebebi olan mazlum Filistin halkı ve Onun temsilcisi Hamas’ta sıra. Hamas’ı çağırıp şunu demeli Başbakan: “Ey Hamas, İsrail elbette ki zalimlerin en zalimidir. Allah İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarırken Onlar hakkında bir planı vardı. Eğer ki o plan olmasaydı Ne Hz. Musa olurdu, ne de Kızıldeniz ikiye ayrılırdı. Sizin suçunuz İsrailoğullarının planına alet olmaktır. Onlar ki binlerce yıl sürgün yaşadılar ve en sonunda bir yurda sahip oldular. Ya Siz Binlerce yıldır bu topraklarda ne yaptınız. Onlar bir ulus oldular, oysa ki Siz kendi içinizde bile bir bütün değilsiniz.”
Başbakanın bu anlamlı çıkışını ancak böyle bir adalet taçlandırabilir ki, bu bile pozitif ayrımcılık sayılır. Bir tarafa zulmetmemeyi öğütleyecek, diğer taraftan da adil olmasını ve artık birkaç kilometreyi geçmeyen menzile sahip füzelerle komşusunu rahatsız etmemesini isteyecek. Aksi halde, her zaman kendisi için göğsünü siper edecek cesur bir adam bulamayabilir. Malum, Arap toprakları bu konuda pek bereketli olmadığı gibi, tarih de pek cömert davranmamıştır kendilerine…
Sonuç olarak; Başbakan muhteşem bir çıkış yaparak yıllardır bilinen o uğursuz ezberi bozdu. Artık Filistin Halkının bu cesur adama büyük bir borcu var. En azından o mazlum çocuklar için. Sevinç gösterilerini bitirdikleri anda oturup düşünmeye başlamaları herkesin hayrına olacak. Bu süre masallardaki gibi kırk gün, kırk gece olmamalı. Hemen başlamalılar. Yaşadıkları bir masal değil ve hiçbir masal iki kahraman çıkarmaz. Nereden mi biliyoruz? Biz uzun yıllar önce romanını yazmıştık ama şimdi masal diye dinliyoruz da ondan…
Şairin dediği gibi:
“Hepimiz, uzaktaki büyük suçun,
Yakındaki küçük ortaklarıyız.
Kabul etmek gerekiyor…
Ama kükremek yetmiyor.
Haklı olmak da gerekiyor…”

1 Şubat 2009  15:51:36 - Okuma: (1697)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik