Yazı

Yine Ergenekon Olayı
Yine Ergenekon Olayı 

Etem Kutsigil

Yazıya başlarken, açılan bir dâva dolayısıyla, bir yılı aşkın sürededen beri gündemde olan, “ERGENEKON”dan bahsetmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi bu kelime, şanlı Türk Tarihinin en önemli dönüm taşlarından birisi olan “ERGENEKON DESTANI”ndan alınmıştır. Bu destan, binlerce yıldan beri kuşaktan kuşağa söylenegelmiş olup, daha binlerce yıl “kahramanlık ve varoluş destanımız” olarak zihinlerimize kazınacaktır.Böyle bir imajı silmek istercesine, “Devletin temellerini sarstığı iddia edilen” bir örgütün yargılamasından dolayı, “dava adı” olarak konmasını, - hainlik demesek de, en iyimser bir deyimle “düşüncesizlik” diye adlandırmamız gerekir.
Bu yüzden, en kısa zamanda bu davanın isminin değiştirilmesi ve “Ergenekon” kelimesinin saygınlığının korunması, savcılığın veya yüce mahkemenin öncelikli görevi olmalıdır.
 
GÖZALTI DALGALARI
Gözardı edilmemesi gereken bir konu da, itham edilen suçla, gözaltına alınanlar arasında izleyenlerin gözlemlerinde oluşan çelişkidir. Eminim ki, birçok yurttaşımız -siyaset aktörü sayısının bu kadar çok olduğu ülkemizde- kendisini dindar gibi gösterip oyları götüren, sonra da, Avrupa Birliği gibi (“Hristiyan Birliği” olduğunu Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğu) amacı,  “KAPİTÜLASYONLARI VE SEVR’İ HORTLATMAK” olan bir kuruluşla siyasal ilişkiler içine girdiğini bilir. Bunu görmezden gelip, bir yandan Kur’an’dan, dinden, imandan ve  açtıkları İmam Hatip Okularının sayısından bahseden, diğer taraftan memleketin zenginliklerini peşkeş çeken, kaç Başbakan, kaç Bakan ve bunlara, parmaklarını kaldırarak destek veren kaç milletvekili, kaç yalaka bürokrat çıktığını da bilirler. Övünmek gibi olmasın ama, onların ne mal olduklarını seçilmeden önce de biliyordum. Ama kime anlatırsın...
Bu yüzden gözaltına alınanların isimlerini gördükçe “Yahu bu Profesör, bu Hukukçu, bu Orgeneral bu Köşe Yazarı su katılmadık vatansever, su katılmadık Atatürkçüydü. Nasıl yıllarca kendisini böyle tanıtıp, devletimizin temeline bomba koymak gibi bir eyleminin elemanı olabilir?” diye hayretler içinde kalıyoruz. Elli sekiz yıllık siyaset birikimim, Türkiyemizin kalkınması için, Atatürk İlkelerinin birazının değil, tamamının uygulanmasının gereğine inanıyorum.
 
SON SÖZ
Dâva devam edecek ve öyle veya böyle kararlar verecektir.
-Öncelikli dileğim, kararların âdil olması ve dâva aşamasının sürüncemede kalmamasıdır. Zira dâvalar uzarsa, sulanır ve işin esası unutulur.
- Yıllarca sonra bu davaların “Bebek Dâvası, Köpek Dâvası” gibi küçümsenerek anlatılması istenmiyorsa, Savcıların Yassıada Duruşmalarında görüldüğü gibi “Başbakanın kasasından çıkan kadın kilotu, Başbakanın kaşlarını aldığı cımbız” kabilinden münasebetsiz ve dâvayla ilgisi olmayan bulgular sunması, duruşmaların ciddiyetini bozar. Bu dâvaların Savcıları, Hakimleri hatta emniyet güçlerinin mensupları, sanık aileleri ve kamuoyu tarafından yıllarca sonra bile tiksintiyle anılırlar. Bu yüzden, Hâkimlerin, Savcıların ve Emniyet mensuplarının davranışları, duruşmaların da gidişini ve yaratacağı imajı etkileyecek önemli bir faktördür. Aman dikkat!
-Emniyet mensuplarının, basının ve bu dâvayla ilgilenen tüm birimlerin, hükmün verileceği zamana kadar, gözaltına alınan kişilerin, masumiyetine inanması, davranışlarını buna göre ayarlaması, unutmamaları gereken önemli bir mecburiyettir.
 
VE EN ÖNEMLİSİ
Yazılı ve görsel medyada, bu dâvaların,                
1- “Atatürkçüleri pasifize etmek” için,
2- “İktidar partisinin önümüzdeki yerel seçime, muhalif seçmenlerin sindirilmesi” için açtırıldığı
3. “Ordu mensuplarının da dâva eklenerek, Ordumuzun itibarıyla oynamak ve halkın gözündeki güvenirliğini azaltmak” için bu yolun seçildiği” yazılmakta ve söylenmektedir.
Basından edindiğimiz bilgilere dayanalım ve bu bilgilerin doğru olduklarını bir an için varsayalım. Bu durumda ilk aklıma gelen ve haklarında dâva açılmasında ve suçluların bulunup hesap sorulmasında, ülkemiz yönünden büyük yarar sağlayacağına inandığım bazı konular şunlardır:
 
- Hafızanızı yoklaynız; Demirel ve Çiller dönemlerinden başlayarak sık sık “Zarar eden KİT‘ler (Kamu İktisadî Teşebbüsleri) satılmalı. Bunların kapatılması, sürekli olarak zarar etmesinden daha iyidir. Bütçemiz açısından da daha faydalıdır.” Deniyor muydu? “Evet!” “Bu KİT’lerden dolayı Enflasyon canavarını dizginleyemiyoruz. Bunlar birer kara deliktir.” deniyor muydu? “Evet deniyordu.” Pekiyi sonra ne oldu? Ülkemizin kuruş kuruş, lira lira biriktirerek, seksen yılda oluşturduğu bu ulusal zeginliklerin yalnız zarar edenlerini değil, kâr eden onlarca KİT’i arazileri ve tüm tamamlayıcı unsurlarıyla beraber, fabrikası, limanı hatta toprakları, “Biz tüccarız kim fazla para verirse kızımızı görebilir” diye yüzsüzce sırıtılarak ve övüne övüne” satılmaya başlandı. Bunların hesabının sorulacağı bir dâva açılmadıkça; Nasıl, neden ve kimlere satıldığının gerçek sebepleri araştırılmadıkça; Bu satışlardaki usûlsüzlük, yasa dışılık tesbit edilmedikçe; siyasî sorumluları bulunup yargılanmadıkça...
-Türkiye Cumhuriyeti’nin elli yıllık borç toplamını, altı-yedi yılda katlayan ilgililerin, bu muazzam para ile ne gibi yatırımlar yapıtığı ortaya çıkarılmadıkça, yasa dışılık varsa, sorumluları bulunup yargılanmadıkça... 
-Kâr ediyorken, bunca Cumhuriyet kuruluşu satılmışken, bir o kadarı da satılmak için sırasını beklerken, bunca iç ve dış borcun nasıl ödeneceğinin araştırılması ve çocuklarımızın değil, torunlarımızın bile ödemekte zorluk çekeceği bunca borcu yapanlardan hesap sorulup sorumluları cezalandırılmadıkça;
-Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması Yasası şu anda bile yürürlükte iken, bunca tarîkata yasal bir kılıf hazırlanarak faaliyette olmasının sorumlularının açığa çıkarılması için davalar açılmadıkça;
- Büyük bir siyaset çınarımız olan Kâmran İnan “Kanal B” de Nahit Duru’nun bir programında “Hiç bir iktidar döneminde Türkiye, dünya siyaset ortamında, bu iktidar dönemindeki kadar itibar kaybetmemiştir.” demişti. Bunu söyleyen emekli öğretmen Etem Kutsigil ise, kulak ardı edilebilir. Fakat Sayın İnan söylediyse, şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekir. Bu sözün gerçeklik derecesi araştırılamadıkça, iddianın doğruluğu ortyaya çıkarsa, sorumlu olanlar bulunmadıkça, yargılanıp cezalandırılmadıkça;
-“Deniz Feneri” denen maskaralığın Türkiye’deki sorumluları, suç ortakları, “en sonuna kadar” demiyorum, “en yukarılara kadar” araştırmadıkça; Yıllarca Türk insanının dîni duygularını sömürenler, kanını emen haşarat, onca parayı ziftlenenler ortaya çıkarılmadıkça ve cezalandırmadıça; adı geçen güncel siyasal dâvanın “TEMİZ ELLER DÂVASI” olma özelliği ve Türkiye için “şans” olma niteliği eksik kalacak ve ülkemizin menfaatleri açısından, yukarıda adı geçen dâvanın bir ayağı olmayacaktır.
Açılmış olan davaların konuları hiç şüphe etmiyorum ki, çok hayatîdir. Fakat yazdığım bu konular da diğerlerinden daha az mı hayatîdir? Bu yüzden Yüce Mahkemeler, değerli Cumhuriyet Savcıları tez elden bu davaları da açmalıdır ki,   “Pandora’nın Kutusu” açılmışken, kutumuz tertemiz olsun. Tertemiz bir Türkiye’ye ulaşılsın. Ve bu temizlik hareketi o kapsamda olsun ki, bundan sonra iktidara gelecek partilerin de kulağına küpe olsun. Yaptıkları kötü işlerin cezalandırılacağını bilsinler!
Yaşım 70 ama, değerli savcılarımız bu dâvaları açarlarsa, yaşıma başıma bakmadan, muhtemelen öğrencim yaşında olsasalar dahî o cesur savcıların ellerini öperim. Ne demişti Rahmetli İsmet İnönü; “Namuslular laakal (en az) namussuzlar kadar cesur olmadıkça bu memleket kurtulmaz.” Şansızlığımız orada ki, zaman zaman namussuzlar, namussuzlardan daha cesur olabiliyorlar.
Şunu da unutmamamız da gerekir ki, başımıza gelenlerin çoğu, içteki satılmışlardan, işbirlikçilerden –ki Osmanlıda da vardı- ve dış danışmanlardan, ajanlardan kaynaklanıyor. Bu mikropları temizlemek zorundayız. Bunun için de Namık Kemal’e kulak vermeliyiz.
 
Sana senden gelir her işde ancak, dâd lâzımsa;
Ümîdin kes zaferden, gayriden imdât lâzımsa
Bu beytin ana fikri; Başarı, kişilerin, milletlerin kendi gayret ve çalışmaları ile yakalanır. Başkalarının yardımı ile zafere ulaşmaktan ümidinizi kesiniz.


27 Ocak 2009  15:28:30 - Okuma: (641)  Yazdır




İstatistik