Yazı

Kapıkırı-Herakleia
Kapıkırı-Herakleia 

Asil S. Tunçer

Bafa’nın kuzey kıyısıyla Latmos-Beşparmak dağları arasında konuşlanmış Kapıkırı-Herakleia'da köylü çiftçilik, hayvancılık, arıcılık ve balıkçılık ile geçimini sağlar.

Birkaç aile de turizmle uğraşmaktadır. Bu köy yerleşimi son günlerde sıkça gündeme gelmekte. Hele bir de bilinçsizce, Kapıkırılıları (sözde) ‘harabeleri işgal eden veya tahrip eden’ köylüler şeklinde ithamlarla karalayan ve farkında olmayan kamuoyunun gözünde hedef haline getiren bazı kalemleri kınıyorum.
Her neyse gelelim konumuza; size bu hafta Kapıkırı’nı ve yıllardır iç içe yaşamakla birbirlerini kanıksamış Kapıkırılıları gerçek yaşam kesitleriyle tanıtmaya çalışacağım: Eskilerde Latmos-Beşparmak dağlarından gelen doğal tatlı su köyün belirli birkaç yerinde çeşmelerden akıtılıp verilirdi çünkü evlerde çeşme suyu yoktu. Yaz aylarında su yeterli olmadığından köylü yaylada olan bahçe ve tarlalarına yakın gölü de adeta yazlık-sayfiye yeri olarak kullanırlar, sıcak ve kurak yaz aylarında buralara göçerlerdi. Burada sahip oldukları göl evleri birer odalı barınak şeklindeydi. Yaklaşık dört ay orada kalırlar sonbaharda tekrar geriye köye dönerlerdi.
Derken bir gün köye arkeolog bir hanım Anneliese Peschlow geldi. Herakleia antik kenti üzerine yerleşmiş bulunan Kapıkırı köyüyle ilgili arkeolojik ve tarihi olarak araştırmasını yapıp yayınladı. Hala da ara-sıra temasları sürmektedir. Köylüler başta çok sevindi tabi ki çünkü böyle bilinçli bir kişi tarafından araştırma yapılıp köy ve tarihçesi insanlara daha iyi tanıtılıyor, Kapıkırı ve Herakleia’yı turizm ve tarih adına çok güzel günler bekliyordu. Bu arada evlere çeşme suyu geldi ve köylü susuzluk sorununu da çözdü. Bunun sonunda da yaylaya ve yaz evlerine göçmemeye başladı. Artık turizm güzel gelir kaynağı olmuştu çünkü.
Kapıkırı köyü ve Herakleia antik kenti kısa zamanda üne kavuştu kavuşmasına ama ünlü olmanın faturasını da SİT alanı olarak ödedi. Köylü önceleri bunun ne demek olduğunu idrak edemedi veya pek önemsemedi. Fakat zamanla eli biraz para görüp de gerek turizm adına gerekse şahsi olarak yeni yapılaşma ve onarım içine girince bunun ne demek olduğunu çok iyi anladı. Bir de yetişmiş olan gençlere ev yapmak isteyince Sit alanı olayı karşılarına duvar gibi çıktı. Bu sayede ‘sit’ denilince bırak inşaat yapmayı tamirat ve bakım yapmanın bile belli kurallara bağlı olduğunu ve çoğu alanda yasaklama anlamına geldiğini öğrenmiş oldular.
Kapıkırı köyünde önceleri bir evde üç ila dört çocuk görülürdü. Bunlardan birisi okumak için yakındaki kasaba veya şehirdeki bir okula giderdi. Geride kalanlar aileye yardım eder köyde çalışırdı. Köy, sit alanı olunca şimdilerde artık bir evde tek çocuk veya en fazla iki çocuk görülmeye başlandı. Çünkü bu köyde çocuk bakmakta onu okutup büyütmekte ve yeni ev yapıp evlendirmek de ayrı var bir dert olmaya başladı. Zaten olanlar da okumak ya da çalışmak için Kapıkırı dışındaki kasaba ve kentlere gidiyorlar. Mevcut okul, Agora üzerinde olduğu ve sit kapsamına girdiği için devletçe kendilerine okul servisi tahsil edilip çocukların eğitimi aksatılmadan sürdürülüyor.
Yetişip evlilik çağı gelen gençlerin evleri de çalıştığı şehirlerde oluyor doğal olarak. Bu nedenle Kapıkırı’nda nüfusça bir azalma ve çalışan genç sayısında bir gerileme yaşanıyor ve bu da doğal olarak üretime olumsuz yansıyor. Bunun için köylü atalarından olan tarla ve zeytinlik arazilerini köy dışında ve diğer büyük kentlerde yaşayan akraba veya tanıdıklarına satıyor. Araziler azalıp veya mevcut olanlar yeterince değerlendirilemediğinden de verim ve irat düşüklüğü, köylüyü tatmin etmiyor. Bu anlamda Kapıkırılılar gelir olarak şuan büyük baş hayvancılık, iki yılda bir verimi olan zeytincilik ve turizmden fayda sağlamaya çalışıyorlar.
Bir zamanlar Bafa Gölü de her yönüyle zengindi. Kuşlarıyla ilgi odağı olan kuş cenneti; balıklarıyla köylüye geçim kaynağı ve doğası-kumsalıyla turizm yönünde işletmecilik ve gelir odağıydı çünkü gölün suyu tatlı ve temizdi. Şimdi ise Göl, Kapıkırılı köylülere ‘sit alanı olmalarıyla’ yansıyan olumsuzluklara ve istenmeyen uygulamalara karşı sanki tepki gösterir gibi sahip olduğu doğal güzelliği yerine ziyaretçilerine aksine çirkinliklerini göstermeye başladı.
Kapıkırı köyü tanınınca en yakındaki kasaba olan Bafa beldesi, bu tanınmışlık ve sonrasında gelecek ranttan yararlanmak için Kapıkırı-Herakleia’yı bir mahalle olarak kendilerine bağlamak yani bünyesine alıp belediye olmak için harekete geçti. Bu hususta köylüye teklif getirildi. Köylü bunu kabul etmeyince bu sefer iki yakın köylünün arası açıldı. İşbirliği ve alışveriş durdu; samimiyet, yerine gizli bir husumete bıraktı. Bafalılar Kapıkırı’yı her yerde reklam olarak kullanıyorlar ama gelgelelim iş yardım ve işbirliğine gelince farklı tutum ve davranış içine gidiyorlar; işbirliğine yanaşmıyorlar.
Örneğin; bir dönem Bafa’da “Kapıkırı” adıyla minibüs taşımacılık birliği kuruldu. Bir ay süre ile göstermelik bir sefer ve hizmet söz konusu oldu. Fakat daha sonra bu girişim geri çekildi. Sonra tekrar Kapıkırı-Herakleia adıyla bir birlik daha kuruldu ama ona da engel olundu. Çünkü sadece Kapıkırı’dan Milas’a direk yolcu taşınacak ve yoldan ara yolcu alınmayacak şartı getirildi. Milas ve Bafa’dan yolcu alınamayacaksa o zaman bu birlik tek Kapıkırı’dan alınacak yolcuyla nasıl ayakta kalacaktı? Bu nedenle bu iş de bitti.
Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıllarda devletin başlattığı bir uygulamayla Bağ-Kur’dan emekli olma şansı doğdu. Kapıkırılılar bu fırsattan yararlanmak için ellerinde ne var ne yok, sözgelimi tarla ve zeytinlik gibi ne arazisi varsa satıp bankalardan da kredi çekip emeklilik için yüklü ödemelerle emekliye ayrıldılar. Birkaç kişi hemen emekli oldu; günü henüz dolmayanlarsa emekli olacakları günü beklemeye başladılar. Buraya kadar her şey güzel ama tam her şey yoluna girmek üzereyken 1989’dan başlayıp 1994 yılına kadarki sürede yapılmış ve tapusu alınmış inşaatlar yeni mevzuat çerçevesinde mahkemelik olunca Kapıkırı üstüne kara bulutlar çöktü. Bu meyanda Kapıkırılılar için sıkıntılı günler başladı. Şuan mahkeme kararını yürütme süreci durduruldu gerçi ama herkes diken üzerinde ve huzursuz. Yarını belli olmayan bir köy ve köylünün yüzü gülmüyor eskisi gibi artık.
Bir diğer konu; Kapıkırı köyü hâlihazırda sit alanı olduğundan çoğu konuda devletten herhangi bir destek ve teşvik alamıyor maalesef. Oysa yapılması gerekli zaruri imar çalışmaları ve bayındırlık hizmetleri için bu desteğe çok ihtiyaç var. Kapıkırı köyünün sokaklarının temizliği ve onarımı yapılsa, rahat ve daha kaliteli ulaşım için yollar yenilense ve de kaldırımlarına güzel taşlar döşense ne kadar güzel olur. Çünkü eskiyi korumak adına yeniyi de ihmal etmek pek akılcı olmasa gerek. Özellikle aksayan çöp toplama işi çevreye büyük zararlar veriyor. Çevreye yayılmış naylon poşet ve plastik şişeler öncelikle göl ve çevresinde büyük tahribata yol açmakta. Geçmişi yaşatalım derken şu anki yaşamları mahvetmenin, mağdur etmenin bir anlamı yok. 
Bir de kullanılmayan ve atıl duran binalar elden geçirilse turizm adına çok iyi bir yatırım olur. Şimdilik bu yöndeki harcamaları karşılayacak köyün kendi yeterli bir bütçesi yok; izin de alınamıyor. Köyün Milas anayolundan bağlantısı çok kötü ve ulaşım neredeyse yok. Hele kışın gelen giden araç da sık olmadığından 9 km.lik yolu taksiyle kat etmek zorundasınız. Bu olanaksızlık ve ek masraf turizmi de olumsuz etkiliyor. Bafa ile Kapıkırı-Herakleia arasındaki mevcut yol ayrıca çok kötü ve dolaşımlı. Diğer ara yollarla olan bağlantıları her an bir kazaya sebebiyet verebilecek şekilde. Yol bir de yakındaki Gölyaka köyü içinden geçiyor ve her an bir hayvan sürüsü veya traktör römorku ile çarpışmak işten bile değil. Söz konusu düzensiz ve dolambaçlı bu yol elden geçirilebilir ve köy dışından çevre yolu bağlamında muntazaman bir ulaşım ağı oluşturulabilir.
Kapıkırı-Herakleia ilgiye ve yardıma muhtaç halde sahip olduğu doğal ve tarihi çekiciliği ile hak ettiği yeri ve değeri bulmak istiyor. Gelen yerli ve yabancı turistler Kapıkırı-Herakleia köyünü gördüklerinde insanların güler yüzlü davranışları ve hoş sohbetleriyle kendilerinden geçerken hayran kaldıkları doğasını ve dinledikleri birbirinden hoş hikâye ve söylencelerini asla unutamamakta ve her ortamda, her platformda tekrar tekrar dile getirmektedirler. Eğer siz daha henüz Kapıkırı’na gidip Herakleia antik kentini gezdikten sonra yediğiniz keşkek üstüne günbatımında çayınızı yudumlamadıysanız şayet hiç durmayın. Kendinizi Latmos dağlarından Bafa’ya bırakırken dünle bugünü ve eskiyle yeniyi bir arada sunan yurdumuzun nadir cennet köşelerinden biri olan Kapıkırı köyüne biran evvel atın kendinizi. 
Herakleia’yı kendinden ayrılmaz bir bütün olarak içine sindirmiş ve kabul etmiş Kapıkırı’yı ve kendine doğal koruyucu gibi bellemiş, geçmişini geleceğiyle birleştirip adeta kader birliği etmiş Kapıkırılıları işte şimdi ziyaret etme vakti.
İyi geziler…


26 Ocak 2009  21:16:46 - Okuma: (635)  Yazdır




İstatistik