Yazı

Madalyon
Madalyon 

Elvan Songun

İki yüzü var. Bir yüzünden bakınca diğerini görmezsin. İkisi de aynı maddedendir; ama aslında bir o kadar da farklıdır. Ya da gözlerimiz… Aynı şeye bakarlar, aynı şeyi görürler; ama birbirlerini asla görmezler.

         Gerçek olarak hiç görmemişlerdir birbirlerini. Sadece aynadan yansıyan, zahiri görüntülerine kanarlar.
Şu an öyle bir zamandayım ki…
Doğduğum günden bu yana takmakta olduğum madalyonumu diğer yüzüne çevirmek üzereyim. Bu zamana kadar madalyonumun gördüğüm yüzünün aslında gerçek olmadığını, bana anlatılan her şeyin de yalnızca aynadan yansıyan zahiri görüntüler olduğunu anlıyorum. Demek istediğim, öğrenciliğimin teoriğinden pratiğine geçme aşamasındayım. Okulumda gördüğüm eğitimin eczanelerde yaşanan uygulamalarla hiçbir alakası olmadığının farkına varıyorum yani. Ve bu acı gerçeklere ulaşmakla artık her şey için çok geç kalınmış olduğunu görüyorum. Yapılan ufak hataların büyük sonuçlar yarattığını göreceğimiz günlere az kaldı. Ve en kötüsü de değişen koşulları sadece bir kabullenme aşamasındayız bizler. En küçük bir konuda bile en yakın arkadaşlarımızla birlik olamazken koca bir ulus olarak birlik olacağımız hayallerindeyiz ve sadece hayal etmekle yetiniyor gibiyiz. Sadece izliyoruz. Geleceğimizin gelişini izliyoruz. Birbirimize mailler atmakla, aramızda konuşup bilinçli olduğumuzu ispatlamaya çalışmakla yetiniyoruz. Yılan küçükken başını ezmedik ve hala büyümesine izin veriyoruz. Çok güzel bir şekilde her şey yavaş yavaş değişiyor.
Şöyle bir soru geliyor aklıma. Beni çıldırtan. Ve bir türlü cevap bulamadığım. Ve bu hayatın en nankör yüzü... Madem ki böyle, ben neden bu kadar çalıştım? Neden? Her şey ne içindi yani? İşte bu çok önemli, bir insanın gittikçe amaçsızlaştığını hissetmesi kadar acı bir gerçek olamaz sanırım. Sonuca yaklaştıkça aslında sizi bekleyenin yalnızca bir zahiri görüntü ve yansımalar karmaşası olduğunu anlıyorsunuz. ‘Davulun sesi uzaktan hoş gelir’ misali hayallerinizi süsleyen o tatlı sonucun aslında olmadığı duygusu… Bir anda her şey değişiyor. Sevinç, heyecanlı bekleyiş, azim, yerini hayal kırıklığına; bir şeyler yapma, her şeyi değiştirme gücünü kendinde hissetme de, yerini bu zamana kadar yapılanların hiçbir anlamı olmadığını hissettiren anlamsız bir saçmalık duygusuna bırakıyor.
Küçüklüğümüzden beri bir amaç için çalışıp didinip bazı fedakarlıklar yapıyoruz. Ailelerimizden ayrılıyoruz, tek başımıza hayatı tanımaya çalışıp doğru ve yanlışlarımızla en az zararı görmeye çalışarak amacımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Yeri geldiğinde yemiyor içmiyor uyumuyoruz sınavlarımıza girebilmek için. Bir kitap alabilmek, nasıl daha iyi olabilirim diye kendimizi geliştirebilmek için onlarca para harcıyoruz. Ailelerimiz kim bilir nelerden fedakarlık yapıyorlar. Düşünsenize sadece okumaya zorlanan, hafta içleri sabahtan akşama okulda, hafta sonları dershanelerde olan çocuklar… Yol masrafları, kitaplar, test kitapçıkları diğer masraflar, dershane ücretleri, sırf çocuğum daha iyi eğitim alsında ileride iyi bir meslek sahibi olabilsin diyen ebeveynler… Ve sonuçta ne oluyor? Sadece bir yerleri kazanmaya zorlanan, beynine zar zor bilgiler tıkıştırılan, asosyal bir toplum ortaya çıkıyor.
Büyüklerim, bakın şu doğaya, çevreye sizin çocukluğunuzun tadı var mı şimdi? Doğallık nerede? Düşe kalka büyüyen çocuklar nerede? Onun yerini almaya başlayan şeylere bakın. Hızla bir teknoloji patlaması ve değiştirdiği şeyler ve bunların sonuçları. Bunu ekosisteme ve biyolojik dengeye benzetebiliriz. Toprağa zararlı bir kimyasal atarsın. Bunu önce bitkiler kökleri ya da havadan yaprakları ile bir şeyler sentezlemek üzere alırlar. Kimyasal, bu bitkileri yiyen böceklere, hayvanlara geçer. Oradan da onları yiyen insanlara geçer ve kimyasalların en büyük zararları da insanlara olur. Çünkü en çok onda birikir. Yani bizim çağımız. Her şeyin konsantrasyonu öyle bir artmaya başladı ki, bu kimyasala öyle bir maruz kalıyoruz ki şu an. Bir şekilde dur demeliyiz. Bunun için de öncelikle bilinçlenmeli, daha da önemlisi bunlardan korunmak için çevremizi bilinçlendirmeliyiz.
Bana en yakın örnek; Eczacılık. Kimin ne kadar fikri var bu meslek hakkında. Kim ne biliyor. Bizim kim olduğumuzu kim ne kadar biliyor. Nasıl olmamız gerektiğini, nasıl niteliklere sahip olarak üniversitelerimizden mezun olduğumuzu kim ne kadar biliyor. Bizim işimizi bizden başkaları yaptığı için (koca koca marketlerde satılan diş macunları, kozmetik ürünleri, hiçbir zararı yokmuş gibi görünen ama bir o kadarı da tehlikeli olan bitkiler ve bitkisel ürünler, bitki çayları, omega 3 yağları, besin destekleri ve daha nicesi…) onlara yaptırıldığı için, medya tarafından ayna görüntüleri halka yansıtıldığı için halk bir şekilde bu zahiri görüntülere inanıyor.
Gerçekler acıdır. Gerçek nedir biliyor musunuz? Gerçek bizim susturulduğumuzdur. 32 bin eczacı Ankara’da Kolej, Kızılay meydanlarına sığamazken biz, hakkımızı ararken orada, tüm medyanın tüm ana haberlerin bunca emek fedakarlık ve bir ömür verilen mesleğe gördükleri değerin 2 dakika bile olmamasıdır. Kaçınızın neler yaşandığından haberi var orada? Yok. Bunun suçlusu tabi ki halk değil. Ne kadarı gösterildi ki. Saatlerce ‘Yemekteyiz, Evlilik programları.. Ivır zıvırlar çok önemli olduğu için, tabi haliyle bir gün de 24 saat olduğu için, bize ancak 2 dakika verebiliyorlar bir haber bülteninde. Aysun Kayacı sevgilisinden ayrılınca, haftalarca her Pazar programında Elifnağme’ lerde bunu bize ezberletiyorlar da iş Sağlık konusuna, Eczacılık mesleğine gelince cümleler sayılı oluyor. İşte bizleri bunlarla oyalayıp uyutuyorlar. Sadece bir yasa değişikliği… Masumca bir sözleşme… Halka kolaylık olsun diye gösterilen eczanelere ödenen muayene ücretleri…
Bir Eczacılık Fakültesi öğrencisiyim ve hiç kimse acaba 5yıllık eczacılık eğitiminde neler alındığını ne kadar biliyor. Asıl demek istediğim ben daha bu konuları bilmem. Bana bunlar henüz öğretilmedi. İlaçların piyasa adlarını da bilmem henüz. Mesela ‘Majezik’ diye bilmem ben ilacın adını. Kutunun üzerine bakınca üzerinde yazan ‘Flurbiprofen’ olarak bilirim Majeziği. Bu ismin altında saklı olan bilgileri almak için senelerce okuyoruz işte.
Ben üniversiteye giderken çoğu kişi tarafından yargılandım. Bakkalcılık, doktor yarısı, o ne öyle sokaktan geçen adam da yapar raftaki ilacı al hastaya ver gibi hakaret saydığım cümleler işittim. Yazık. İşte şimdi bir eczacının ne olduğunu anlatmak istiyorum…


21 Ocak 2009  09:37:50 - Okuma: (1311)  Yazdır




İstatistik