Yazı

B. Menderes Havzası-II
B. Menderes Havzası-II 

Asil S. Tunçer

Lagünler…

B. Menderes nehrinin denize döküldüğü yerde, nehrin yatak değiştirmesi ve taşıdığı alüvyonların eski koy ve körfezlerin önüne tıkayarak denizden ayırması sonucunda irili ufaklı pek çok göl ve lagün oluşmuştur. Bunlar Deltada yer alan lagün ve göller; Dil Gölü (Karine Lagünü), Mavi Göl, Derin Göl gibi doğa harikalarıdır. Ayrıca nehir yatağı boyunca ve eski körfez ya da bugünün Bafa’sına kadar olan hat boyunca yine irili ufaklı göller mevcuttur. Bunlardan Sarıkemer köyünün kuzeyinde Afşar Gölü bulunur ki burası kışın göl yazın pamuk tarlasıdır. Hepsi sahipli olup kışın yağmur suyu birikmesiyle oluşur. Az ileride Azap Gölü yer alır. Burası Afşar’la neredeyse bitişiktir. Sarıkemer köyünün güneyinde daha doğrusu köye bitişik Dipsiz Gölü mevcuttur. Gerçi burası az bir su birikintisinden başka bir şey değildir artık; neredeyse kurumak üzeredir.
 
Serçin köyünün girişinde kuzeyde yani hemen solunda çok küçülmüş ve kenarları yer yer çöp dolmuş Karagöl bulunur ki köyün içme suyu bu gölün hemen başlangıcındaki bir su kaynağından sağlanmaktadır. Serçin Gölü ise aslen Bafa’nın tam kuzeybatısındaki kalan kısmıdır. Yani Serçin köyüne bitişik olan ve iç göl şeklinde çevrelenmiş olan bölümüne verilen isimdir. Bu lagünlerin ve göllerin durumları içler acısıdır. Kaçak avlanma, çöp ve türlü nedenlerden kaynaklanan su yetersizliği nedeniyle özellikle Karine Lagünü, Dipsiz ve Karagöl çok kötü durumdadır. Serçin ise ona keza.  
 
Lagünlerin sığ ve zengin tatlı su kaynaklarına sahip olması, kuşlar için olduğu kadar canlıların ve balıkların üremesi ve beslenmesi için de ideal ortamlar oluşturmaktadır. Ege Bölgesindeki balık çiftliklerin yavru balık ihtiyacının tamamına yakını Menderes deltasındaki lagünlerden karşılanmaktadır. Delta, ılıman iklimin koşulların, değişik özelliklerdeki zengin habitatları ile yaklaşık 208 kuş türüne ev sahipliği yapmakla beraber bu türlerden 68’i delta ve çevresinde kuluçkaya yatmaktadır. Sayıları yıllara göre 50.000 ile 100.000 arasında değişen çeşitli su kuşu deltayı üreme, beslenme ve kışlama amacıyla kullanmaktadır. Tüm dünyada nesli tehlikede olan ve sadece 2.000 birey civarında kaldığı tahmin edilen Tepeli Pelikanın dünyadaki üçüncü büyük kolonisi B.Menderes havzasıdır.
 
Bu göller ve lagünlerden bir kısmı Söke ovasını taşkından koruma çalışmaları sırasında kurutulduğu için sadece kış ve ilkbahar mevsimlerinde su bulundurabilen birçok göl de kurumuş ya da kurumaya yüz tutmuştur. Örneğin; derinliği ortalama 1 m. olan Karine lagünü Ege Bölgesini en önemli dalyanlarından biridir. Balıkçılık yöre halkının temel geçim kaynağı olup, başta kefal, sazan, çipura, barbun çıran ve yayın balığı bulunmaktadır.
 
Yer yer tuzcul ama çoğunlukla tatlı su bitki ve balıkları ile bunlara bağlı ekosistem içinde yer alan yüzlerce tür kuş ve çeşitli hayvan… Ayrıca B. Menderes Nehri ve kanallar boyunca, sazlar, kamışlar, hasırotları, ayrıklar, dikenler, süpürge otları, çayırlar ve ılgınlar… Lagünler, Menderes nehrinin ve denizin etkisi altındadır. Kış mevsiminde, yağışların  ve B. Menderes Nehri’nin etkisiyle tuzluk azalmakta, yaz sonlarında ise buharlaşmanın etkisiyle Ege Denizinden daha tuzlu olabilmektedir. Ekolojik yönden çok çeşitli sulak hayat ve canlı türü barındırmaktadır. Kuruyan veya kurumak üzere olan bu göller hâlihazırda bölge itibariyle ılıman iklim koşulları ve biyo-çeşitlilik açısından zengin olduğundan, çok sayıda kuşa kuluçka imkânı sağlamakta göç esnasında konaklayan ve kışlayan kuşlar için cazip bir ortam oluşturmaktaydı. Gölde su kalmayınca balıkta bitmiş, yaban hayatı da yok olmuş. Sazlıklar, kamışlar, ılgın ve söğüt gibi bitki türleri bulundurur.
 
Örneğin Karagöl’ün kuruyan kısımları bugün köyün ineklerine mera olarak hizmet vermektedir. Günümüzde Karagöl’ün su tutması kış aylarında yağacak yağmurlardan sonra göl aynasına düşen, dağlardan gelecek sulara ve kaynağı besleyecek yeraltı sularına bağlıdır. Ülkemizde çeşitli kurutma, aşırı su çekme ve taşkın kontrolü amaçlı projeler sonucu birçok sulak alan kurutulmuştur. Hatta uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan sulak alanlar bile, yok olmaya yüz tutmuştur. Başta kuraklık olmak üzere, bilinçsiz sulamalar, baraj çalışmaları ve tarla açmalarla her geçen gün sulak alanlarımız bir bir yok olmaktadır. Yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemlerini oluşturan sulak alanlar, insanlık başta olmak üzere tüm canlıların yaşamları için vazgeçilmez su kaynaklarıdır. Sulak alanlarımızın korunması için, Gediz ve Büyük Menderes Deltası’nda mutlaka çok ciddi önlemler alınmalı, Bafa, Azap, Karagöl, Serçin ve Dipsiz Göllerinde geri dönüş ve canlandırma çalışmaları yapılmalıdır.
 
Ülkemizdeki yol ve tarla açma, bataklık kurutma, tarımsal veya başka amaçlı su çekme ve taşkın kontrolü adı altında sakıncalı projeler yüzünden birçok sulak alan kurumuş ve kurumaktadır. Hatta uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan yerler ve alanlar bile günden güne yok olmaya yüz tutmuştur. Amik, Akşehir, Eber ve Gölmarmara ve Çumra… Bunlar sadece birkaçı. Kuraklık, bilinçsiz sulama, baraj çalışmaları ve yeraltı artezyenleri… Biz bireylerden belediyelere, muhtarlıklardan devletin en üst makamlarına kadar herkese görev ve sorumluluk düşmekte. Çöp ve kentsel atıklarda hemen çok bariz örneklerle; Erzurum-Horasan, Antakya-Harbiye, Aydın-Karacasu ve dahası… Saymakla bitmez. İlk yapılacak iş plastik ve naylon kullanımını hemen yasaklamak lazımdır. Makedonya Cumhuriyeti bile bunu başarmıştır; bizim hayli başarmamız lazımdır.  
 
Ne yapmalı dersek hemen aklımıza çok basit bir-kaç çözüm önerisi gelebilir:
1-Devlet; başta arıtma olmak üzere çöp ve atık konusunda yoğunlaşmalı, “ben arıtırım” veya “ben çöpümü hallederim” diyene güvenmemeli;  
2-Denetimler geceleri ve tatil günleri de yapılmalı;
3- Göllerde su kotlama ve besleme yapılmalı; 
3-Kaçak avlanma engellenmeli;
4-Halkımız atıklar konusunda bilinçlendirilmeli; etrafa çöp atmamalıdır.   
 
“Aslan yattığı yerden belli olur”muş. Bana göre ‘kalktığı yerden’ de…

13 Ocak 2009  12:19:07 - Okuma: (636)  Yazdır




İstatistik