Yazı

TABU
TABU 

Ümran Songun

‘Hani’ diye başlarız ya tabu oynarken, nedense ilk cümle ‘hani’dir.

Ne anlatacağınızı bilirsiniz de bir türlü anlatamazsınız. Oyunun bir kuralı vardır çünkü. Anlatacağınız kelime için kullanacağınız asıl sözcükleri kullanma yasağı vardır. Mesela; direksiyonu anlatırken araba sözcüğünü kullanamamak gibi... Dolaylı yollardan bir şekilde, takım arkadaşlarına bu cümleyi belli bir süre içerisinde anlatmaya çalışırsın. Sonuçta oldukça komik pek çok şey çıkar ortaya. Anlatılanı anlayıncaya kadar akla karayı seçer, o kelimeyi bulabilmek için de  aklından geçen her şeyi söylersin düşünmeden.
         Öncelikle, dünya milletlerinin barış içinde bir arada yaşayabilme olasılığına yönelik ,İsrail’ in Gazze Şeridi’ne düzenlemiş olduğu saldırının bir vahşet olduğunu düşünüyor ve bu katliamın bir an önce durdurulmasını temenni ediyorum. Bu büyük bir insanlık ayıbıdır diyorum. ‘İnsan haklarını tüm dünyaya öğretmeye çalışanlar nerede’ diye düşünmeden edemiyorum.
         Sanırım yaşadığımız dünya negatif düşüncelere daha çok açık. Her geçen gün, yaşadığımız her an yaşanmaz ortamlara doğru sürükleniyor. Burada büyük bir olasılıkla bir takım insanların haddinden fazla aç gözlü olmaları ve kendi doymaz dürtülerini doyurma içgüdüleri, dünyamızın tüm güzelliklerini sömürüyor. Öyle ki, globalleşme adı altında küçük olan her şey yok ediliyor ve sanal bir alem her şeyin efendisi oluyor. Sıcak ve samimi olan her şeyi soğuk tuşlar ve görüntüler sömürüyor. Tatlı, sıcak, kokulu mektupların ve kartpostalların yerini, nasıl geldiğini hala çözemediğimiz, elimizle dokunup koklayamadığımız e-mailler ve mesajlar alıyor. “Söz uçar yazı kalır.” diyoruz ama sanal alemin yazısı da kalmıyor. O anı saklamak anılarda kalmasını sağlamak çok güç. Bir kağıdı katlayıp saklamak, hafızası her ne kadar GB olursa olsun çipleri saklamaktan çok daha kolay. Elime aldığım sıcak gülüşlü insan fotoğraflarına dokunamıyorum şimdi. Geçmiş anların hatıraları yok artık. Onca yaşanmışlığı bir tuşla silmekse çok basit. Yaşanan hiçbir an bu kadar değersiz ve de basit olmamalı. 
                   Sıcak insan temasları bir bir yok ediliyor. Paramızı bankamatiklerden çekiyor, ev ve iş yerlerimizdeki bilgisayarlarımızdan havale ve diğer işlemlerimizi yapıyoruz. Sıcak insan gülüşleri bir bir azalıp yok oluyor. Teknoloji belki de insanlığı yok ediyor. Daha doğrusu insanoğlu kendi kendini yok ediyor. Parasal güç ve iktidar olma sevdası ise tüm yok edilişlerin en büyük silahı oluyor. Atomun parçalandığı gibi, tabular da bir bir yıkılıyor artık.
          Doğallık yerini yapaylığa bırakıyor. Ve insanoğlu değişime o kadar çabuk ayak uyduruyor ki onun bu özelliğini bilen “Secret” ı çözmüş büyük insanlar bunu çok iyi değerlendiriyor. Pazar günleri doğa ile iç içe piknik yapan insanlar, büyük alış veriş merkezlerinde onca kalabalık içerisinde iki sandalye bulup yapay salata ve hamburger yemekten zevk alır oluyor. Komşu bakkaldan aldığı bir kilo fasulyeyi aybaşında ödemek üzere veresiye yazdıran insanımız orada binlerce lirayı hiç düşünmeden kredi kartından çektiriyor. Ve onlar gittikçe büyürken bizler, her geçen gün küçüldüğümüzü yok olmak üzere olduğumuzu göremeyecek kadar kör oluyor ve bencilleşiyoruz. Her şey o kadar hızlı akıyor ki kapıldığımız girdaba dur diyeceğimize zincirin bir parçası haline geliyoruz. Kurulan sebze pazarlarımız gün geçtikçe azalıyor. Büyük şehirlerimiz de ise artık bu pazarlar yok. Marketlerden aldığımız, nereden geldiği belli olmayan tatsız, tuzsuz, şekilsiz, eve geldiğinde ertesi güne kalmadan bozulan, ne olduğu belirsiz meyve sebzelerden çocuklarımıza yemek yapıyoruz. Neredeyse mutfaklardaki yemek kültürümüz de kalkmak üzere. Mis kokulu tarhana çorbasının yerini çoktan kremalı mantar çorbası almış bile. Peki ya paket sütlere ne demeli, artık evlerimizde inek sütü ocaklarımızda kaynatılmaz oldu. Ne hoş bir koku idi o taze süt kokusu. Sıcak sıcak bardağa doldurursun bir süre sonra üzeri kaymak tutar. Dudaklarınıza yapışan zar gibi kaymakla ne hoş bir içimi vardı o sütlerin. Neymiş bakteri ürermiş. Paket süt daha iyiymiş. Ya içindeki kanserojen etki gösterebilecek olan gıda katkı maddeleri bakterilerden daha mı az zararlı. Koruyucu, dayanıklılık arttırıcı, kıvam arttırıcı ve daha nicesi… Ne kadar güvenilirdir acaba kutuların üzerinde yazılanlar. Farklı fiyatlarda ama aynı adlarda binlerce çeşit gıdalar. Hepsinin üretim standartları ne acaba? Gözümüzün önünde yeni sağılmış süte güvenmeyip bilmem kaç kat paketlenmiş, bilmem nasıl el değmeden hazırlanmış sütlere mi güvenecekmişiz. Kaçıncı el olacak acaba bize ulaşana kadar. Peki o halde saklama şartları, sıcaklığı, kutuların bulunduğu ortamlar… daha nicesini düşünüp olasılık hesabı mı yapacağız Casper gibi. Yapay sütler ve yoğurtlar dolabımızda, üstü küf tutan yağlarımız da hazır. İçinde ne olduğunu bilmeden, danışıp soracağımız bir uzman olmadan, analiz etmeden al ve at sepetine. Çünkü onlar ucuz promosyon ürünler. Hatta almışken biraz da çok alın, ya bir daha ucuzlamazsa! Her şey tüketilmek üzere üretiliyor.
Neyin daha çok tüketilmesi isteniyorsa medya o şekilde aydınlatıyor insanlarımızı. Bu sene nar üretimi fazlaysa uzmanlarımız narın faydalarından söz ediyor. İnsanlarımızın en zayıf noktaları kazanç kapısı oluyor ve daha çok küreselleşiyoruz. Çığ büyüyor. İnanmak istedikçe aldatılıyoruz. Çünkü herkes her konuda uzman hale gelmiş durumda. Böyle olunca da hangi yöne bakacağını nereye güveneceğini şaşırıyor insan. Bilinçsiz bir temele kurulu bir düzen gelişiyor ondan sonra. Bırakın herkes kendi işini yapsın, kendi eğitim aldığı uzman olduğu konuda bilgiler eğitimler versin ihtiyacı olana.
Küçülüyoruz, biz küçüldükçe onlar büyüyor. Gıda , eğitim ve sağlık... Toplumu en çok ilgilendiren alanlar. Günün her saati yer ve içeriz. Çocuğumuzun eğitimi için elimizden gelenin fazlasını yaparız. Sağlığımıza kavuşmak içinse tüm varlığımızı satarız. Bazıları içinse büyük kazanç kapısıdır bu üç vazgeçilmez unsurlar.
Hani anlatmak istediğim şudur ki tıpkı tabu oyunu gibi. Kurallar olmasa bir çırpıda anlatırım direksiyonu ama bir türlü araba diyemiyorum ki üstelik süremde bitti. Eee artık anlayın...

5 Ocak 2009  00:48:13 - Okuma: (1181)  Yazdır




İstatistik