Yazı

Kadın Sarmaşık Gibi Hüzünbaz…
Kadın Sarmaşık Gibi Hüzünbaz… 

Mutlu Köse

Kadın salmış saçlarını.

Yüzünü okşayarak geçen rüzgarla dans etmekte saçları. Gözleri donuk, gözleri yarın, gözleri bu gün. Dünü yok. Çalınmış bir geçmişin üstüne yeni bir yapı kurulamayacağına dair tüm cümleleri…
         Adamın kaybedecek üç şeyi kalmış… Babası, kendisi ve kadını. Adam ne kadar dik durmaya çalışsa da biliyor ayaklarının altının boş olduğunu. Ondan bunca asabiyet, ondan bunca gerginlik. Korkuyor, bir gün bir çocuğun “KRAL ÇIPLAK” dediği gibi birilerinin kendisinin yıkılmak üzere olduğunu görmesinden…
         Kadın gururdan kale. Kadın mahremiyet olamayacak kadar mahkumiyet. Kadın mantığının üzerinde cambaz misali yürümekte. Kadının dönecek yeri yok. Bilseydi belki yolunun üzerindeki dikenleri kurmayacaktı sevgisi üzerine en güzel güvenleri…
         Adam yorgun. Sabahın ilk ışıklarındaki kasaba kadar sakin kadına karşı. Yolda giderken kadının gölgesinin elinden tutuyor, gölgeleri öpüşüyor çakıl taşları üzerinde. Adam umudunu bıraktı artık gökyüzüne. Ve gökten, tanrı elinde bir tomar kağıt ve makas adamın dileklerini çıkarıp kağıtlardan kırpıklarının bırakıyor yeryüzüne.
         Kadın sarmaşık gibi hüzünbaz. Gökten bir kırpık düştü yüzüne, kutsanmış su gibi. Bir tane. Tek bir tane gamze, tek bir tane göz yaşı, tek bir tane bakış ve tek bir duyuş… Kadın “Hayatım ıskalı vuruş” diye geçirdi aklından.
         Adam yol ayrımı gibi. “Her ayrışım özünde bir bütün oysa benim hayatım hep ıskalı vuruş” diye geçirdi içinden. Bir gün kadının kendisine fırlattığı cümleler ona dokunmadan yanından geçerken kaldırdı başını “Iskaladın be hayatım” dediğinde kadının verdiği cevapla irkildi. ”Senin hayatının ıskası benim. Bir geçmişim olmadan sana nasıl bir gelecek verebilirim…”
         Kadın şaşkın savurduğu cümlelere. Kapaklanıp kendinin üzerine çakıllardan söküp, adamın elinden çekip aldı gölgesini. Artık gitmeliydi. Bunca sene yaşadıkları onca şey, onca güzellik için yıldızlı pek iyileri hak ettiklerini bildiği halde böyle bir karneyi de ıskalamışlardı. Bu yüzden artık gitmeliydi.
         Adamın gözü kadının yüzündeki kırpıkta. Bakışı ona dalmış ve artık onu kadından alması gerektiğini anlamıştı. “Bir gün ben seni dilemiştim gökyüzünden. Tanrı dileğimi alıp kağıttan, gökyüzünden bırakmıştı kırpıkları. Bu dileğimde tanrı bir makas hatası yapmış olmalıydı. Yoksa böylesine iki yürek nasıl kesilirdi en derinden” dedi adam.
         O günden sonra bu hikayedeki ve kadın yüzünde en güzel yerde duran kırpıklar zaman içinde kirpik olarak anıldı. Gökyüzünden gelecek ve gözlerine zarar verecek şeyleri süzmeye yaradı. Keşke, tuttuğumuz dileklerin nasıl sonlanabileceğini görebileceğimiz bir de aynamız olsaydı. Ondandır çoğumuzun sık sık aynaya bakma ihtiyacı…

22 Mayıs 2007  00:15:45 - Okuma: (1593)  Yazdır




İstatistik