Yazı

‘Özür’cü Özürlüler
‘Özür’cü Özürlüler 

Asil S. Tunçer

Ermenilerden ‘özür diliyorum’ diyen “özürlüler” geçmişte yaşanmış ve hala tartışılan bir tarihi vakıa hakkında aleyhimizde yürütüle gelen bir propaganda ile karalama ve kötüleme kampanyasına içerden destekçi olmuşlardır.

Bu başlatılan imza kampanyası ülkemiz ve ulusumuzun başını gerçekten büyük belaya sokabilecek nitelikte bir çalışma olup bizleri önümüzdeki 5–6 yıl içinde uluslararası düzeyde mahkûm etmeye yönelik büyük bir işgal harekâtının, emperyalizmin büyük taarruzunun bir parçasıdır, önadımıdır. Bu haliyle zaten başımıza bela olan ve bir türlü üstesinden gelemediğimiz Ermeni Diasporası ve Lobisinin de eline büyük bir koz verilmiştir. Hâlihazırda Ermeni Diasporası ve Lobisi, zil takıp oynamaya başlamış ve siyasi ve hukuki süreçte (sözde) soykırımı Türkiye kabul ettirme aşamasında büyük bir avantaj elde etmişlerdir.
 
İddia ettikleri 1915 olaylarının (sözde) soykırım kabul edilmesi hadisesi 100.yılına yaklaşıyor. Yani 2015’de zaman aşımına uğramak üzere. Uluslararası arenada zemin kaybedecek bu iddialarını ülkemize kabul ettirmek için önlerinde 5–6 yıl süre kalmıştır; bunu da çok iyi bildiklerinden daha hızlı yol alıp Türkiye’ye biran evvel tazminat ödetmek (en az 50 Milyar Dolar’dan başlıyor) ve toprak koparmak (bugünkü haliyle Doğu Anadolu’da 16 il’e yakın bir coğrafya) istiyorlar.
 
İş bu kadarla kalmıyor; bu gerçekleştiğinde de daha sonraki tarihle 1919–1922 arasında işgalci Yunanlıları memleketten kovan Kuvayı Milliye ve Türk Ordusu hakkında da bu sefer Yunanlıların başka bir (sözde) soykırım iddiaları gündeme geliyor. O nedir? Yunan ve Rum (sözde) soykırımı... Bu sefer ‘Büyük Yunanistan’ ve ‘Bizans’ Ütopyası’ gerçek oluyor; “Megali İdea”… Amaç, Batı Anadolu’da Yunanistan’a bağlı bir devlet kurmak ve Büyük Yunanistan’ı yaratmak. Yunanistan, Osmanlı’dan ayrıldığından beri tam yedi kez topraklarını büyütmüş ve bunun beşi Türkiye’den elde ettiği yani bir şekilde çaldığı topraklarla…  
 
Özetle önümüzdeki en geç 15 yıl çok kritik bir dönemdir; Doğu’su ve Batı’sı işgal edilmiş, Konya-Sivas arasına sıkıştırılmış bir Türkiye planlarıyla resmen SEVR’i yeniden hortlatmak istiyorlar. 2015–2022 arası süreç birçok tarihi olayın asr-ı miladıdır. Ülkemiz ve milletimiz açısından bu seneler kolay ve rahat geçmeyecektir. Buna yıllardır hazırlanan Batı, içerdeki Batıcılarla yapılan işbirliğiyle planladıkları oyunlarına çoktan başladılar. Hâlbuki yüce Atatürk bize, Batıcı değil Batılı olmayı öğütlemişti. Demek ki O’nu da anlayamamış yönetim ve hükümetler de maalesef bu işgale öncesi hazırlık sürecinde piyon olarak katalizör görevi üstlendiler.
 
Bu anlattıklarımızdan sonra lütfen şimdi şu imza kampanyasını başlatanların yedikleri haltı ve başımıza öreceği çorabı daha iyi görmeye ve işin sonunun nereye vardığını daha iyi anlamaya çalışalım. Mesele birkaç kişinin imzası veya kendini suçlu hissetmesi filan değildir; bilakis başımıza çok büyük işler açabilecek bir boyutta uluslar arası bir oyunun ilk sahneleridir. Bu nedenle Mustafa Kemal’in kurduğu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak için daha bugünden geçi yok karşı çalışmalarımızı başlatmalı ve örgütsel direnişimizi sürdürmeliyiz. Bu ülkede gerçek söz sahiplerinin, özürlü “özürcü”ler gibi hainler değil damarlarında asil kan dolaşan gerçek yurtseverler olduğunu gösterme zamanı gelmiştir. Tıpkı daha ilkokuldayken yurdumuzu ve milletimizi özümüzden çok seveceğimize dair and içtiğimiz gibi…          
 
Kendi adıma son sekiz yıldır ‘Ermeni Sorunu’ üzerine yazılar yazıp konferanslar veriyorum. Konuşma ve sunumlarımda hep bu tehlikeye dikkat çekiyorum. Tüm siyasi parti liderlerine, sivil toplum örgütlerine ve basın-yayın organlarına bu konuda yazılar gönderdim. İnanın kayda değer hiçbir yanıt alamadım. Meselenin üzerinde durulmadı bile. Çünkü bizim büyüklerimiz diye bahsettiğimiz başımızda bulunan birçok kişi tamamıyla teslimiyetçi olup işbu basiretsiz lider ve kadroları Türkiye’yi Osmanlı’nın son yılları gibi hükümet etmektedirler. Kısır çekişmelerle güdük politikalar üreten ve günlük çözümlerle sorunların üstesinden geldiği sanan vizyonsuz siyasiler sayesinde ülkemiz yıllardır dış politikada hiçbir başarıya imza atamıyor. Ülkenin son 50 yılına bir bakın. Özellikle son çeyrekte başarı diye tanımlayabileceğimiz ne yapıldı? İşbaşına getirdiğimiz idarecilerin ürettiği politikalar sadece başka güçlerin ve devletlerin ekmeğine yağ sürüyor. İşte On İki Adalar işte Kore… Kıbrıs’ın durumu… Balkanlar ve Afganistan… Şimdi de Irak…
 
Birkaç vatansever kalemin dışında çoğunluğu satılmış kalemlerden olan medya da yanıltıcı ve çarpık haber ve yorumlarla insanımızı ya kandırıyor ya da hadiselere makyajlayarak bizlere sunuyor. Çoğu Soros beslemesi veyahut AB uşağı olan vatanına ve milletine düşman ama kendini (sözde) aydın diye tanımlayan bu karanlık kişiler neden böyle bir çalışma başlattılar? Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi mi oldular yoksa gerçekten bilinçli olarak mı bu soysuz haince davranışı sergilediler? Bu yapılan tamamıyla bilinçli ve planlı bir işgal planıdır. Bu türde bir haysiyetsizliği ancak ve ancak vatan hainleri, satılmışlar ve işbirlikçiler yapabilir. Bu nedenle de bu hainleri zaten Türk olarak kabul etmediğimiz gibi dışlamalı ve gerekirse yurdumuzda barınamayacak hale getirmeliyiz. Haklarında sayısız davalar açmalı, kınama ve ayıplama dolu yazılar kaleme almalı, yolda gördüğümüzde sataşmalı, iş ve görev vermemeli, açlığa ve yalnızlığa mahkûm etmeliyiz. Kısaca her türlü haklı ve şerefli tepkimizi bu şerefsizlere göstermeliyiz. Tarihi gerçekliğiyle tamamen haklı olan ama dışta ve içte yalnız bırakılmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti ve halkını, ne yazık ki siyasi ve hukuki olarak çok ağır suçlama ve mahkûmiyete götürebilecek bu iç ayaklanma tarzı ihanet kesinlikle affedilemez. Benim toprağımda benim ekmeğimi yiyerek bana ve vatanıma ihanet edenler cezasını çekmelidir.
 
Ey, “özür”cü ‘özürlüler’! Sizin gibi işbirlikçi (aydın) hainlerle sözde (medeni) işgalcilere Çanakkale’de ve Sakarya’da gerekli cezayı veren Ulu Önder’in de işaret ettiği gibi “Ne Mutlu Türküm” diyenler, size gereken dersi çok yakında vereceklerdir.       
 
“Ey! Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne emeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazi­neden mahrum etmek isteyecek dâhili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istik­lal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiye­tine düşersen, vazifeye atılmak için, için­de bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kaste­decek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersa­nelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edil­miş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabi­lirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelle­riyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaru­ret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ah­val ve şerit içinde dahi vazifen, Türk is­tiklal ve Cumhuriyeti kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ne mutlu Türküm diyene!”
 
Mustafa Kemal ATATÜRK.

29 Aralık 2008  10:07:07 - Okuma: (1126)  Yazdır




İstatistik