Yazı

Nereden Nereye, Sözcükler...
Nereden Nereye, Sözcükler... 

Ahmet Mocan

Nereden Nereye, Sözcükler...

 Bugün kullandığımız birçok sözcük dilimize başka dillerden geçmiş, anlam değişikliğine uğramış ya da halk tarafından yerlileştirilmiştir. Sözcüklerin zaman içinde kazandığı yan anlamlarla, uğradığı anlam değişikliklerini dilbilimin semantik (anlambilim) kolu araştırır. Bu yazımda dilimizde farklı anlam kazanmış, değişikliğe uğramış bazı sözcükleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
 Bilindiği gibi “atlıkarınca” lunaparklarda genellikle çocukları eğlendiren bir tür dönme dolabın adıdır. Bunun yanında, ayrı olarak yazılan “atlı karınca” ise iri bir karınca türü (Ponera grandis)’dür; ama konumuz bu karınca türü değil.
 Lunaparklarda çocukları eğlendirmek amacıyla kullanılan atlıkarınca sözcüğü, 19. yüzyılda atlıkaraca bileşik sözcüğü ile karşılanıyordu. Buradaki “karaca” bir hayvan adı değildir. İtalyancadan gelen ve bizde bir süre “araba, fayton” anlamında, karoça biçiminde kullanılan İtalyanca “corrozza (araba, lüks araba)” sözcüğünden gelmedir. Atlı karoça zamanla atlıkaracaya, daha sonra da atlıkarıncaya dönüşmüştür.
 Türkçeye Fransızcadan giren “mareşal” sözcüğü, ilginç anlam değişmesine uğrayan sözcüklerden biridir. Eski Yüksek Almancada marahscalc, Latincede mariscalcus biçimindeki bu sözcük, at bakıcısı, seyis, nalbant gibi anlamlara geliyordu. Bugün Fransızcada maréchal, Almancada Marschall, İtalyancada mariscalco şeklinde yaşayan sözcük, zamanla anlam iyileşmesine uğrayarak birçok dilde, ordudaki en yüksek aşamayı gösteren bir hâl almıştır.
 Anlam iyileşmesine uğrayan başka bir sözcük de “yavuz” sözcüğüdür. Eski Türkçede “yabız” şeklinde bulunan bu sözcük, “fena, kötü, perişan” gibi anlamlara geliyordu. Zamanla bu anlamını kaybeden sözcük “yaman, yiğit” gibi anlamları karşılar duruma gelmiştir. Ayrıca Anadolu ağızlarında “iyi, güzel, iyi huylu, eli açık” gibi anlamlara da gelir.
 Yine “emek (emgek, emkek)” sözcüğü de Eski Türkçede “acı, eziyet, zahmet” demekken, günümüzde anlam değişimine uğramış, Türkiye Türkçesinde “bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü” anlamını almıştır.
 Farsçadan dilimize giren “canavar” sözcüğü, “masallarda sözü geçen yabani, yırtıcı hayvan” anlamına gelir. Oysa sözcüğün Farsçadaki anlamı, “canlı, hayvan”dır.
 Anlamı değişen, daha doğrusu genişleyen başka bir sözcük de “ödül”dür. Eskiden yalnızca güreşlerde verilen “mükâfat” anlamına gelirken bugün bunun yanında, “yarışma” anlamı da kazanmıştır (Metin Altıok Şiir Ödülü gibi).
 (Hydrangea) hortensia bitki adı Türkçeye 20. Yüzyıl başlarında girmiş, ortansiya ve ortança biçimlerinde kullanıldıktan sonra Türkçedeki ortanca sıfatıyla birleştirilerek “ortanca”ya dönmüştür.
 Yine Hint hurması anlamına gelen “temr-i hindi” tamlaması (tamarindus) halka yabancı gelmiş ve benimsenmemiş, buna sesçe yakın olan “demirhindi”ye döndürülerek yerlileştirilmiştir; tıpkı İngilizce “bulldozer”e bazı yerlerde “yoldüzer” denmesi gibi.
 Türkçeye Fransızcadan giren bir başka sözcük “espri”dir. Sözcüğün Fransızca karşılığı “esprit”; Türkçe anlamı, “ince söz, edebiyatta nükte”dir. Kökeni ise Latince “spritus”tur ve “anlamı, soluk, nefes, hava, soluk alma, soluk verme”dir.
 “berber” sözcüğünün ne anlama geldiğini merak edenler vardır mutlaka, çünkü okuyunca hiçbir anlamı yokmuş gibi geliyor. Sözcüğün kökeni Latince “farba” yani “sakal”dır. Latinceden İtalyancaya /b/ sesinin /f/yi etkileyip benzeşmeye uğratmasıyla barba olarak geçen sözcük, oradan Fransızcaya “barbe” olarak, dilimize de Fransızcadan “berber” olarak geçmiştir.
 Türkçede “çerçeve” olarak yaşayan sözcüğün aslı da Farsça bir tamlamadır. Farsçada çehar(çar) (dört) + çube (çubuk) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan tamlama, Türkçede “çerçeve”ye dönüşmüştür.
 İstanbul’da bir semt adı olan “Tahtakale”nin tahta bir kaleden gelmediği açıktır. Sözcüğün aslı “taht’el-kale” yani “sur altı, kale altı” demektir.
 Yunanca Surb (azize) ve Mari (Meryem) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan Surbmari, Surmari’ye dönüşmüş ve son olarak Türkçede “Sürmeli” hâlini almıştır.
 Bazı sözcükler de bir yabancı dile girip orada kullanıldıktan sonra tekrar yerli dile, bu kez başkalaşarak dönerler. Örneğin Türkçeye Fransızcadan geçen “bergamot” (citrus bergamia) bu tür sözcüklerdendir. “Bey armudu” tamlaması İtalyanlarca, İtalyan kent adı Bergamo’ya yaklaştırılarak bergamotta biçimine döndürülmüş, oradan Fransızcaya bergamote olarak geçtikten sonra tekrar Türkçeye dönmüştür.
 Başka ilginç bir sözcük alışverişiyle yazıyı bitirelim. Avrupa dillerinin çoğunda “lale” anlamında yaşayan bir sözcük vardır: Fransızcada tulipe, İngilizcede tulip, İtalyancada tulipa, Portekizcede tulipa, Almancada Tulpe. Bu sözcüğün kökeni ilginçtir ki bugün Türkçede “tülbent” biçiminde kullanılan sözcüktür. Türkçeden batı dillerine geçen sözcüğün aslı Farsça dil (gönül) ve bend (bağ, ilgi, bağlayan) sözcüklerinden kurulan “dilbend”dir. “Gönlü bağlayan, büyüleyen” anlamındaki bileşik sözcük, Hollandalı A. G. Busbeck’in 16. yüzyıl ortalarında Edirne’de gördüğü, Zürichli C. Gesner’in Almanya’da tanıdığı çiçeği (Tülbent lalesi) bu adla anmalarından sonra bütün Avrupa tarafından öğrenilmiş, bu arada Türkiye’den pek çok lale alan Hollanda, bir lale ülkesi olmuştur.
Ahmet Mocan
Kaynaklar:
·       Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2007.
·       Süer Eker, Çağdaş Türk Dili, Grafiker Yayınları, Ankara, 2002.
·       Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük (10. Baskı), Ankara, 2005.
·       Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzu (24. Baskı), Ankara, 2005.


25 Aralık 2008  00:08:00 - Okuma: (4235)  Yazdır




İstatistik