Yazı

Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–5
Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–5 

Asil S. Tunçer

Çanakkale ile İlgili Belgesellerde Anzak Yalakalığı…

Çanakbayırı (Conkbayırı)’nın 24 saat içinde 7 kere el değiştirdiğini, bunun bir savaş değil, boğuşma olduğunu, sonunda İngilizlerin ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anladıklarını, özellikle İngiliz işbirlikçilerinin bu işten vazgeçme kararı aldıklarını çok iyi biliyoruz.
 
Çanakkale Savaşları’nda daha önce hiç bilinmeyen türlü bir çeşit zekâ ürünü hileler ve aldatmacalara başvurulmuş. Türkler, soba borularından top bataryaları yapmışlar; İngilizler tahtadan savaş gemileri (tahta at gibi), ayrıca tahta düzenekler yaparak siperden hiç çıkmadan tüfek atışı yapabilmişler. Bundan başka bomba fırlatan düzenekler, yeraltından tüneller kazıp siperleri alttan havaya uçurmaya kadar bir dizi savaş taktik ve tertibi uygulanmış… 
 
Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun istihkakları azalttığını, askere günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru olduğunu, Mehmetçiğin açlık ve yokluk içinde siperlerde yaşam savaşı verdiğini hatırlarsak şayet fedakârlık buysa bizim bildiğimiz hiçbir fedakârlığın bununla kıyaslanamayacak kadar önemsiz ve fedakârlıktan sayılmayacağının bilincinde olarak bu vatanı bize canı ve kanı pahasına hediye edenleri minnetle anmak mecburiyetindeyiz.
 
İngilizlerin kendi ifadelerine göre mükemmel bir geri çekilme planı yaptıklarını, hiçbir kayıp vermeden çekip gittiklerini, onların ifadesine göre Türklerin hiçbir şeyden haberinin olmadığını ama yine kendi yalanlarını kendi kaynaklarından suratlarına tükürürcesine, geri çekilme esnasında Türk siperlerinden müttefik güçlerin siperlerine üzerine kâğıt sarılmış bir taş fırlatıldığını, bu kâğıtta düzgün bir İngilizceyle “gittiğinize üzülüyoruz, Süveyş Kanalı’nda görüşürüz” yazdığını ve bu olayın, geri çekilmeden Türklerin haberleri olduğunu ama Türklerin kaçanı arkadan vurmayacak kadar mert birer savaşçı olduklarının altını çizmektedir.
 
Bu hadise aynı zamanda okuma-yazma oranının %5 olduğu bir dönemde bizim Çanakkale’ye o dönemin şartlarında çok iyi İngilizce konuşabilecek derece iyi eğitim almış kalifiye çocuklarımızı, hangi yetişmiş evlatlarımızı yolladığımızı ve memleketin en az 100 yılını bozuk para harcar gibi harcadığımızı çok iyi anlatmaz mı?
 
Yaralı düşman askerini kollarına alıp karşı yine düşman siperlerine taşıyan Mehmetçiğe kendini medeni atfeden İngilizlerin beyaz bayrak sallayan Türk askerlerini kurşuna dizdiğini, esir askerlerimizi tahta barakalara doldurarak diri diri yaktıklarını, esir alınan aç Türk esirlere maymunlara fıstık atar gibi yiyecek kırıntıları atarak eğlendiklerini, Türk askerinin savaşta silahsız hiçbir düşman askerini öldürmediği halde tam tersi uygulamalara maruz kaldıklarını karşı tarafın askerlerinin anılardan öğreniyoruz.
 
Düşmanına bile merhametle yaklaşabilen Mehmetçik sayesinde çok sayıda İngiliz ve Anzak’ın ölümden döndüğünü, bunlardan birinin sonraki yıllarda İngiltere Genel Kurmay Başkanı olduğunu diğerin de Avustralya Genel valisi seçildiğini biliyor muyduk? Bu adamların insanlık adına ne varsa Çanakkale’de bizden öğrendiğini, savaşın sonlarına doğru az da olsa evcilleştiklerini, Çanakkale ile yapılan her belgeselde ama ne yazık ki çekilen filmlere ve anlatımlar bazen bunun tam tersi temalara rastlanıldığını da görüyoruz. Yalnız biz bu temanın özellikle ve abartıyla işlendiğini, bu savaşın kendilerine de büyük pay çıkararak ve yaşadıkları ağır yenilgiyi psikolojik olarak örtbas etmek için yapılan son centilmen (!) savaş olduğunu utanmadan söylediklerini, Türk kökenli yapılan belgesellerde inanılmaz bir İngiliz ve Anzak yalakalığı yapıldığını hayretle görüyoruz. Bu ülke çok ilginçtir; nice vatansever yetiştirdiği gibi aynı oranda hain de yetiştirmektedir.
 
 Çanakkale savaşının sonuçları itibariyle hiçbir savaşla kıyaslanamayacak kadar dünyayı etkilediğini, birçok ülkede politik gidişi etkilediğini, özellikle Rusya’da Bolşevik devrimine yol açtığını Yarım milyon ceset ile kat kat fazla sayıda mühimmat ve merminin Gelibolu’da toprağın kimyasını değiştirdiğini, hâlâ toprağın altında kemikler, boş mermi kovanları ve patlamamış top mermileri çıktığını, tarihin en büyük teknolojisine ulaşan ve teknolojiyle her şeyi halledeceklerini zannedenlerin tarihin en büyük yenilgisini aldıklarını göğüs göğse hiçbir çarpışmayı kazanamadıklarını, torunlarının güya bundan ders çıkarıp şimdi uzun menzilli silahlar yaptıklarını, uzaktan kumanda ile savaştıklarını, hiçbir uçaksavarın vuramayacağı yükseklikten uçan ve bombalar atan uçaklar yaptıklarını, Irak’ta bu silahlarını denediklerini ama ne var ki yine çuvalladıklarını görmekteyiz.
 
Ayrılırken hırsını alamayan İngiliz ve Avustralyalı askerlerin ölü Türk askerlerinin kafataslarını keserek ülkelerine götürdüklerini ve aslında bu kuyruk acısını asla unutamayacaklarını ve sırf bu yüzden buraya bir gün yeniden gelebileceklerini aklımızdan çıkarmamalıyız.
 
Sürecek…

15 Aralık 2008  12:06:56 - Okuma: (1014)  Yazdır




İstatistik