Yazı

Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–4
Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–4 

Asil S. Tunçer

—Hey Onbeşli Onbeşli—

Savaşta gömülemeyen ölüler on binleri bulmuş, hele yaz aylarında ortalık kokudan ve sinekten geçilmemiş, domuzun bile yaşamayacağı şartlarda askerler bu şartlar altında savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple sağlanan ilk ateşkes bir dostluk gösterisinden çok zarurettendir.  Bu fırsattan istifade ilk kez insani şartlarda birbirleriye temas kuran bu insanlar bir günlük bile olsa arkadaşlık kurduklarını, birbirlerine sigara ve yiyecek ile tespih ve yüzük gibi ufak tefek hediyeler verdiklerini gören bir Türk subayı bu sahneyi şu sözlerle değerlendirir: “Çanakkale’yi gören bir insan zalimleşir; bir zalim de insanlaşır”.
 
Ortalığı basan sinekler yüzünden hiçbir yiyecek maddesinin birkaç tane sinek yutmadan yenilemedi; dizanteri başta olmak üzere tifo ve vb salgın hastalıkların en az savaş kadar can aldı; bir İngiliz askerinin hasta arkadaşını büyük abdestini yapmak için tuvalet çukuruna girerken gördü; oradan çıkmayınca çukura koştuğu; hasta askerin bayılarak pisliklere batmış olduğu, arkadaşlarının ise onu yukarı çekemeyecek kadar güçsüz kalmış olduklarından, çukura düşen askerin kendi pisliğinde boğularak can verdiği işgal güçleri safında savaşmış bir askerin günlüğünde yazılıdır.  
 
İkinci çıkarmadan önce İngilizlerin komutanlarını değiştirdiğini, yeni gelen Sopford’un emekli bir asker olduğunu, çıkarma yapıldıktan sonra uzun zamandır Gelibolu’da bulunan tüm subay kadrosunun şiddetli itirazlarına ve “hemen şimdi saldırırsak Türkleri arkadan çevirip bu işi bitiririz, bu tepeler bomboş” önerilerine karşın büyük bir aptallık (iyi ki öyle yapmış) yaparak “yoldan geldik yorgunuz; bugün dinlenelim, yarın rahat rahat savaşırız” diyerek askerlerine dinlenme emrini verdiğini, çıkarma yapan askerlerin bomboş tepeler önünde gün boyu denize girerek eğlendiğini, mangal yaparak keyif yaptığını hayal edebiliyor musunuz?
 
Bu tarafta ise çıkarmayı haber alan Esat Paşa’nın, Yarımada’nın öbür ucunda bulunan birliğe düşmanı karşılama emrini verdiğini, bu komutanın ise “askerlerim günlerdir uykusuz ve yorgun; bu şartlar altında Yarımada’yı yürüyerek geçemeyiz” itirazını anında o subayı görevden alarak cevaplandırdığını, yerine Anafartalar Grup Komutanı olarak Mustafa Kemal’i görevlendirdiğini, aç-yorgun ve sefil bir halde olan Mehmetçiklerin Mustafa Kemal’in arkasından 20 saat yürüdüğünü, bu sırada İngiliz askerlerinin kıyıda mangal ve piknik yaparak dinlenirken, bu birbirinden zıt ve farklı şartları yaşayan birliklerin sabah güneşinde karşılaştıklarını, Türk askerinin mermiyle ve mermi bitince süngüyle ve daha da olmadı yumrukla tekmeyle düşmanın üstüne boca ederek vatan toprağını ne şartlarda müdafaa ettiğini unutmak mümkün müdür?
 
Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, çoğu kaybımızın da anlaşmalara ve centilmenliğe aykırı olduğu halde İngilizlerin Açıkhava hastanelerine yaptığı bombardımanlarda verdiğimizi hatırlayalım. Bugün aynı neslin torunları bizlere inan hakları dersi vermeye çalışıyorlar.  Bunlardan en bilinenleri Zığındere’deki Sargıyeri Şehitliği ile Akbaş Şehitliği’dir.
 
Galatasaray Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştular. 15–16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildi. Olayı gören bir Türk askeri yıllarca ağzını bıçak açmadı ve ne zaman Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağlardı. Darü’l Fünun’un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun veremedi ve genç Türkiye Cumhuriyeti en az 5–6 yıl yetişmiş elemandan yoksun kaldı; çünkü kalifiye bir nesil Çanakkale’de toprağa gömüldü. 
 
Ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, memleketin her köşesinden yine delikanlıları istiyordu. Bu kez sıra yaşı on sekize yeni basmış delikanlılarda... Şehirden şehire, köyden köye haber uçuruldu. Sırtını kayalara dayamış Tokat da titredi bu havadisle. Bin üç yüz on beş doğumlular kışlada toplanacaklar. Karayağız Türkmen delikanlıları kalktı geldi, kara zıpkalı Karadeniz uşakları, ince yapılı dil bilmez Çerkes gençleri beşer onar gruplar halinde akın etti çevre köylerden. Kimini Çanakkale'ye yazdılar, kimini Filistin'e, Yemen'e. İllerini, köylerini bırakıp bilinmedik diyarlara doğru sürdüler atlarını. Kara tren vagonlarına doluştular. Gözü yaşlı duacı analarla sabırlı yavuklular kaldı geride. Ardından bir maşrapa su döktükleri delikanlıları için yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmalarının ucundaki gül oyalarına sildiler. Geride kalan kalbi kırık yavuklular içlerindeki yangını türkü yaptı, on sekizlik yiğitlerin ardından ağlayarak söylediler:
Hey on beşli, on beşli
Tokat yolları taşlı…
 
“İYİ BAYRAMLAR”.


8 Aralık 2008  01:17:11 - Okuma: (1037)  Yazdır




İstatistik