Yazı

Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–3
Çanakkale’nin Bilinmeyenleri–3 

Asil S. Tunçer

İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın taramacıları sorumlu tuttuğunu, hepsinin kurşuna dizdirildiğini çok azımız bilir...

Savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince boş yere suçlanıp kurşuna dizilen bu askerlerin ailelerinden özür dilenir, tazminatlar ödenir ve iade-i itibar yapılıp ‘şerefli birer asker olarak öldükleri’ ilan edilir. 
 
İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekâtı yapmaya karar verdiklerini, bunun için Mısır’da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp “Nasıl olsa orada Türklerle işimiz çok kolay olacak” diyerek bu askerlere baştan savma bir eğitim verdiklerini, burada toplanan askerlerin 16 farklı ülkeden geldiğini, aralarında Müslümanların bile olduğunu, daha sonra bu askerlerin savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp savaşmaktan vazgeçtiklerini ve ölümle cezalandırıldıklarını duyuyoruz.
 
Türk ordusunun başında bir yabancı general olan, Alman Liman Von Sanders Paşa’nın çıkarma beklenen bölgeleri kasıtlı olarak yanlış hesapladığı, İngilizleri ve Türkleri olabildiğince birbirine kırdırarak, İngilizlerin dikkatini bu bölgeye çekmeyi ve bu sayede Avrupa’da savaşan Alman askerlerinin karşısında daha zayıf bir askeri güç olmasını sağlayarak Alman birliklerini rahatlatmayı amaçladığını, bu gizli hesabın her iki taraftan da yüz binlere mal olduğunun ispatlanamamış bir iddia da olsa beyinleri bulandırdığını söylemeliyim. Yoksa Seddülbahir ve Arıburnu’nu boş, savunmasız bıraktıran gerekçe ne olabilir.
 
Alman General Liman Von Sanders Paşa’nın tüm savaş boyunca yürüttüğü tahminlerin hiç birisinin tutmadığı da aşikârdır. Bu yüzden sonunda dayanamayıp komutayı Esat Paşa ve Mustafa Kemal’e devredecektir. Düşmanın her hamlesini doğru tahmin eden bu iki üstün komutan yaptıkları kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini değiştirmiş, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek güvenini ve hayranlıklarını kazanmışlardı. Bu yüzdendir ki Mustafa Kemal, “ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum!” diyebilmiştir.
 
Öte yandan çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4.000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli tüfek (!) birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının onları arkalarından ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini düşünürsek…
 
Tüm çıkarma harekâtı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya çalıştıklarını, başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandıklarını, ölümün kesin olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanıldığını Mel Gibson’un gençlik yıllarında başrol oynadığı “Gallipoli” adlı sinema filminde bu konuya inceden göndermeler yapıldığını duymuş muydunuz?
 
İngilizlerin tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptıklarını, aptalca kararlar aldıklarını, emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar olduğunu, verilen önemli emirlerin asla yerine ulaşmadığını, kimden geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yaptıklarını, mevzi ve can kaybının bu nedenle çok artığını, İngiliz savaş kaynaklarında, askerlerin anılarında ve araştırma eserlerinde bunun gibi yüzlerce olay yaşandığını Gelibolu siper savaşlarının tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu, on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun yağdırır gibi bombalar yağdırdıklarını, kolların bacakların havalarda uçtuğunu hayal edebiliyor muyuz?
 
Savaş istatistiklerine göre bir 1 m2’ye 6.000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu, 15 milyondan fazla mermi harcandığını, iki merminin hedeflerine varmadan havada çarpışma ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de çokça bulunduğunu, savaş gazilerinin “cehennem diye bir yer vardır ya; işte biz orayı çok önceden daha Çanakkale’deyken gördük” dediklerini nasıl hatırlarımızdan çıkarabiliriz…
 
 
Sürecek…


3 Aralık 2008  09:30:33 - Okuma: (1132)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik