Yazı

Çanakkale'nin Bilinmeyenleri–1
Çanakkale'nin Bilinmeyenleri–1 

Asil S. Tunçer

Çanakkale Savaşları sırasında, 13 Aralık 1914’te,

Boğaz’ın korunmasında Sarısığlar bölgesinde demirleyerek sabit batarya görevi alan Mesudiye zırhlısının, düşman denizaltı saldırısı sonucu batırılmasıyla, gözler bu konuya çevrildi ve o andan itibaren çeşitli karşı tedbirler alındı. Bu tedbirlerin içinde en etkilisi ise Boğaz’ın Nara geçidinde kurulan Denizaltı engel ağı oldu. Dünya harp tarihinde, mânia ağı ilk kez Çanakkale’de uygulanmıştır.


Kahraman Mehmetçik, düşman donanmasının boğazı geçmek için düzenlediği çeşitli manevralara ise yanıltıcı telsiz görüşmeleriyle taktik uyguladı. Gelibolu yarımadasında Kilitbahir Köyü, Goncasuyu bölgesindeki Telsiz Muhabere İstasyonu’nun düşman kuvvetlerinin telsiz haberleşmelerini iyi izleyip, şifrelerini çözdü. Planlanan harekâtlara yönelik bu istasyondan yaptıkları telsiz görüşmeleriyle yanıltıcı bir muhabere uygulamaları, dünya savaş tarihinde ilk olarak kullanılan taktikler arasında yer buldu.

Nusrat Mayın Gemisi’nin mayın dökme planının çok önceden İngiltere ve Osmanlı ile dostken, İngiliz Bahriye Heyeti’ne mensup Halifaks adlı bir subay tarafından gerektiğinde Çanakkale Boğazı’na ne şekilde mayın döküleceği tespitleri yapılmıştı. Mayın hatlarının tesisinde Halifaks’ın hazırladığı mayın planlarından istifade edildi. Ancak bu planlar üzerinde, gereken değişiklikler yapılarak ve yeniden hazırlanarak. Bu şekilde hem sürpriz etkisi sağlandı hem de düşman yanıltıldı.

Denizaltı ağı olarak bilinen Agmania ağı sistemi, dünya savaş tarihinde ilk kez Çanakkale savaşlarında kullanıldı. Bu ağlar, dev çıpalarla deniz dibine tutturuluyordu. Denizaltı ağlarını bu çıpalar tutuyordu. Goliath (Kocakarı)’ı işte bu ağlar batırdı.

Fransız amiral yanlış bilgi veren oğlunun idamını gözyaşlarıyla imzaladı. Çanakkale Savaşları sırasında yaşanan bir ilginç ayrıntı, düşman donanmasında görevli Fransız Filo Komutanı Amiral Guepret’nin, emrinde çalışan oğlu Yüzbaşı Guepret’nin yanlış istihbarat verip, bunun sonucunda babasının başkanlık ettiği mahkemece idam kararının verilmesiydi. Boğaz’da görevli Fransız Filo Komutanı Amiral Guepret’nin oğlu, Yüzbaşı Guepret’ye onur görevi olarak Boğaz’daki mayınların tespit edilmesi görevi verildi. Yüzbaşı Guepret, havadan yapılan keşif uçuşunda, Nusrat’ın döktüğü mayınları tespit edemedi, Boğaz’ın mayınsız olduğunu belirten temiz raporunu filolara verdi. 18 Mart günü düşman gemilerinin sonunu hazırlayan bu mayınlar, Amiral’in oğlu Yüzbaşı Guepret’nin de sonunu hazırladı. Yüzbaşı Guepret, babasının başkanlık ettiği Askeri mahkemeye çıkarıldı, idama mahkûm olup kurşuna dizildi.

Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize (Sultan Osman ve Reşadiye) İngilizlerin göz göre el koyduğunu, tüm girişimlerimize rağmen paramızı (5 milyon altın sterlin) geri alamadığımız gibi gemilerimizi de teslim etmedikleri ve hatta bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıkları pek bilinmez.

Türk tarihçilerinin ‘Kızıl Sultan’ adını taktıkları Sultan Abdülhamit’in olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale’deki tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirttiğini ama aynı Sultan’ın zamanında dünyanın en güçlü donaması olan Osmanlı Donanmasını Haliç’te çürüttüğü, Çanakkale Savaşlarında güçlü bir donanmaya sahip olmayışımızın acısını çektiğimiz çoğu zaman gözden kaçan hususlardandır.

Çanakkale ve Gelibolu’daki savaşa asker toplamak için gece gündüz çalışan İngiliz devlet adamları ve komutanları Avustralya ve Yeni Zelanda gençlerini “Avrupa’yı Almanlardan kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla toplandığı bilinmelidir. Bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile duymadıklarını II. Çıkartma için savaşa giden bir Avustralya askerine nereye gittiğini soran bir yaşlı adama “Türkler buraya gelip yerleşeceklermiş, onları öldürmeye gidiyoruz” dediğini biliyoruz. Bu söz üzerine yaşlı adamın binlerce kilometre karelik çöle doğru baktığını ve “Eee, gelsinler ne olacak ki burada yer çok” dediğini de.

Öte yandan Avustralya’da yaşayan iki Müslüman, Türklerle savaşa giden Avustralya birliğine ateş açtığını ve karşı ateş sonucunda orada şehit olduklarını; (yurt dışında) ikinci şehitlerin onlar olduğunu hatırlamalıyız. İlki tarafımıza teslim edilmeyen gemileri almaya giden deniz müfrezesinin teslimat sırasında İngilizlerin kalleşliği karşısında silahlı çatışmaya girip şehit olduklarını anımsayalım.

Sürecek…


22 Kasım 2008  22:01:37 - Okuma: (1136)  Yazdır




İstatistik