Yazı

İmam Hatip Liseleri ve Osmanlıca
İmam Hatip Liseleri ve Osmanlıca 

Etem Kutsigil

İmam-Hatip Liseleri Müfredat Programından Beklediğim Fayda

Yazımı okurken eminim ki pek çok okuyucum “Yine mi İmam-Hatip Liseleri konu ediliyor!” diye düşünecektir. “Memleket toz duman içinde, bin bir dertle uğraşırken, bu konu da nereden çıktı?” derseniz anlatayım.
 
Yalnız konuya girmeden şunu da gururla, belirtmek isterim ki, Atatürk ilke ve devrilerinin bizler için hayatî bir öneme sahip olduğuna inandığım gibi, onlara tüm varlığımla bağlıyım ve -Allah geçinden versin-son nefesimi verinceye kadar da bağlı kalacağım Bu kesin kes biline!
 
Bu konuyu yazmamın nedeni, aylardan beri duyduğum merak ve merakıma çare bulamamamın sıkıntısı... Açıklamakla mutluyum ki, ailemin bir hastalığı vardı. Bu hastalık kendilerine gelen mektup ve belgeleri atmama ve saklama alışkanlığıdır. Bu yazılar ve belgelerin tarihleri 1800’lü yılların sonlarından başlıyor. Onları sınıflandırırken, 1950 ve sonrasını “Bunlar yeni mektuplar” diye ayırdım. Oysa ki, onlar bile 58 yıllık... Laf aramızda insan yaşlandığını, elli sekiz yıl öncesine “yeni” deyince anlıyor.
Bu mektupların çoğu maalesef eski yazıyla yazılmış. Ve onlara “ağaçların (!) trene baktığı gibi” bakıyorum.
Tecrübemle sabittir ki, Üniversitelerin Tarih ve Türk Edebiyatı Bölümlerine devam eden öğrenciler, ya alt yapıları olmadığından, ya tesadüfen ve isteksizce o fakülteye girdiklerinden, ya da yalnızca sınıf geçmek ve öğretmen olmak için çalıştıklarından, yeteri kadar Osmanlıca basılı metinleri, el yazılarını okumasını öğrenmeden okulu bitirmektedirler. Bunda öğretmenlerinin hoşgörülü davranmasını da eklemek gerekir. Şunu da itiraf edeyim ki, ancak “tarihi” seven veya bu konuda karier yapmak isteyen öğrenciler “eski yazı”yı öğreniyorlar. Öğrenemeyen öğrenciler için en büyük engel, dilimizin kısa denecek bir süre içinde çok değişmiş olması. Çocuklarım eski mektuplarımı okurken bile, adeta benim Tevfik Fikret’in veya Abdülhâk Hâmit’in şiirlerini okurken çektiğim sıkıntıyı çekiyorlar. Buna ek olarak önemli bir engel de, Avrupa dillerinde bazı harfler yazılması, fakat okunmaması. Osmanlıcada ise yazılmaması, fakat okunması. Doğaldır ki, bu durumda öğrenciler, Osmanlıca öğrenmekte zorlanıyorlar. Okusalar bile okuduklarını anlamıyorlar.
Bu arada yalnız Devlet Arşivinde milyonlarca belge, bırakın okunması, konularının sınıflandırılması için bile yıllardır bekliyorlar ve bu gidişle yıllarca da bekleyecekler. Eğer, bunları vagonlara doldurup komşu devletlere veya SEKA’ya gönderecek sivri akıllı veya akıllılar çıkmazsa...
 
İMAM-HATİP LİSELERİNE DÜŞEN GÖREV
Bildiğiniz gibi İmam- Hatip Lisesi öğrencilerinin gördüğü dersler arasında “Arapça dil dersi” de var. Bu ders, Kur’an okumanın ve onu anlamanın vazgeçilmez koşulu... Aynı zamanda bu ders, Osmanlıca’yı anlamanın da, en hafif ifadesiyle koşullarından biri. Liseden mezun olmuş bir öğrenci, Osmanlıca okumasını ve anlamasını, bir İmam Hatip Lisesi mezunu kadar kolay başaramaz.
Deniyor ki, Kur’an harfleri ile Osmanlıca yazılar, her ne kadar aynı harflerle yazılmış olsalar da, Kur’an’ın doğru okunması için konan işaretler, Osmanlıcada olmadığı için öğrenciler zorlanır... Doğru, fakat bu Arapça öğrenmekten de zor değil ya....
 
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DÜŞEN GÖREV
Şu da var ki, Harf Devrimi’nden bu yana Osmanlıca okur-yazarların sayısı doğal olarak azalıyor. Ve ne yazık ki, yakın gelecekte daha da azalacaklar. Çünkü Harf Devrimi, dönüşü olmayacak  şekilde kökleşmiştir. Bu kökleşme, Türkiye Cumhuriyeti içindeki okur yazar sayısının hızla çoğalması gibi çok önemli ve faydalı bir sonuç vermiştir. Bu tartışılamaz!
Fakat şu da var ki, bu gün, tarihimizi daha iyi okuyup anlamak için Osmanlıca bilenlere de ihtiyacımız vardır. 
 
Hulki Cevizoğlu’nun bir programına katılan zamanın Talim Terbiye Kurulu Başkanı, “Milli Eğitim Bakanlığımızda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden onlarca yabancı uzmanın çalıştırıldığını” itiraf etmiştir. Bunların aldıkları kararların birçoğu, MİLLİ EĞİTİMİMİZİ yanlış yerlere doğru yönlendirmekte ve okumuş cahiller yetişmesine yol açmaktadırlar. Bu uzmanların MİLLİ olması gereken “eğitim politikası”, şüphem yok ki, Cumhuriyetimizi temellerinden sarsma amacını gütmektedir.
Bakanlığımızın, yıllardan beri istismar edilen İmam –Hatip Liselerinin, son iki yılında, haftada iki-üç saat olmak üzere “Osmanlıca” dersi koymasını böylece bu gençlerden önemli bir alanda görevlendirilmesini öneriyorum. Bunu yapmakla Bakanlığımızın da, özellikle ESKİ BELGELERİ OKUYUP TARİHİMİZİ ÖĞRENMEMİZ açısından olumlu bir puan alacağına inanyorum.
Özellikle birkaç yıldan beri gelişen dış siyasal olayların enine boyuna araştırılması için, tamamen bu amaca hizmet edecek Osmanlıcanın, kesinlikle devrimlerden dönüş değil, tersine Türkiye’nin geleceği yönünden, ulusal anlamda devrimlere hizmet olacağına inanıyorum.

18 Kasım 2008  20:29:06 - Okuma: (1263)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik