Yazı

Kimdi Bu Harika Sesli Kız
Kimdi Bu Harika Sesli Kız 

Özcan Nevres

Yıldız’daki birliğimize yeni katılmıştım.

Gecenin sessizliğinde Hamiyet Yüceses’in o muhteşem sesiyle söylediği şarkılar dalga dalga kulağımıza geliyordu. O yılların Büyükdere’si gecekonducuların yaşadığı bir yerdi. Ses Büyükdere‘nin karşı yakasından geliyordu. Bu salaş yerde Hamiyet Yüceses’in ne işi olabilirdi. Merakımı yenemedim. Eskilerden bir arkadaşa sormuştum. Nasıl oluyor da Hamiyet Yüceses bu salaş yerde şarkı söylüyordu. Arkadaşım o Hamiyet Yüceses değil, Yüksel abla. Şaşırmıştım. Nasıl olurdu bu kadar benzerlik. Arkadaşım o otuz yedi yaşında bir kız. Bir zamanlar biriyle nişanlanmış. Çok feci bir kaza ölesiye sevdiği nişanlısını sonsuzluğa o geriye dönüşü olmayan yola alıp götürmüş. O günden bu yana o yanık sesiyle her gece acısını dile getiren şarkıları söyleyip durmuş.
Nasıl bir kız bu? Onu hiç gördün mü?
Bu birliğe geldiğimde onu çok merak etmiştim. Bir gece onun yanına gitmeye karar verdim. Büyükdere’nin bu yakasında yerleşen olmamış. Gördüğün gibi geçit vermeyen bir fundalık. Fundalığın içine daldım. En az bir saatlik zorlu bir yolculuktan sonra Yüksel ablanın evine vardım. Evinin bahçesinde tahta bir sedire oturmuş o yanık şarkılarını söylüyordu. Yüksel abla diye seslendim. Sesimi duymuştu ama oralı olmamıştı. Şarkısını bitirince bana dönüp,
Ne istiyorsun diye sordu. Yanınıza gelebilir miyim?
Neden?
Günlerdir her gece söylediğiniz şarkıları büyük bir zevkle dinliyorum. Sizin kadar da duygulanıyorum. İzin verin bana sizi yakından göreyim.
Göreceksin de ne olacak? Herkesin bildiği gibi otuz yedi yaşında evde kalmış çirkin bir kızım.
Beni sizin güzelliğiniz değil. Sesiniz ilgilendiriyor.
Görebildiğim kadar askersin. En fazla yirmi iki yaşında olabilirsin. Benim gibi evde kalmış bir kızı görmekle eline ne geçecek?
Bakın ben size abla diyorum. Keşke siz benim öz ablam olsaydınız. Zira sizin gibi bir kıza günümüzde çok zor rastlanır. Bana söylediklerine göre nişanlınızı elim bir kaza sonucu yitirmişsiniz. Yitirdiğiniz nişanlınızın yasını halen sürdürüyormuşsunuz. Muhteşem bir duygu bu. Aşkların günü birlik olduğu bu yıllarda ölesiye sevdiğiniz nişanlınızı asla unutamamak inanın beni çok duygulandırdı. Size dert ortağı olarak yaklaşmak istiyorum. Ne olur beni kırma.
Bu güne kadar hiçbir erkekle konuşmayı kabul etmedim. Zira yaşadığım o muhteşem aşkı hiçbir şekilde kirletmek istemiyorum. Ama sizin bir ayrıcalığınız olacak. Zira benden yaşça çok küçüksün. Bu nedenle seninle bir abla gibi konuşabiliriz. Hadi gel yanıma otur. Mademki dert ortağı olacağız. Kaçgöç olmamalı. Gidip yanına gösterdiği yere oturdum.
Genç adam söyle bakayım. Seni şarkılarımın duygulandırmasına neden olan derdin ne? Yoksa sen de birini ölesiye mi sevdin?
Evet abla. Benim sevdiğim kız ölmedi. Beni terk etti. Bana ihanet etti. Onun vefasızlığı beni kahrediyor.
Neden terk etti?
Neden terk ettiğini tahmin edebilir misiniz?
 Önce şu resmiyeti bırak. Bana abla veya sen de. Ben resmi olmayı sevmem. Seni terk etmiş olmasının nedenini nasıl bilirim ki?
Tamam, abla bundan sonra dikkat ederim. Sana ya abla ya da sen derim.
Tamam, o zaman hadi anlat bakalım. Seni dinliyorum. 
Onu henüz on beş yaşındayken tanımıştım. Evimizin karşısındaki eve taşınmışlardı. Göz göze geldiğimizde içim ürperiyor ve sanki içimde sıcak, sıcak bir şeyler akıyordu. Onun da aynı duyguyu yaşadığını hissediyordum. Toyluk bu ya. Bir türlü ona açılamıyordum. Oysa hemen hemen her akşam birlikte oluyorduk. O yıllarda radyosu olan ev çok azdı. Bizim de radyomuz yoktu. Onu bahane ederek her akşam radyo dinleme bahanesiyle evlerine gidiyordum. Annesi de ablası da bana çok yakın ilgi gösteriyorlardı. Bir gece yengesi eşi kendisini aldattığı için hüngür hüngür ağlıyordu. Eşini kayınvalidesine şikâyete gelmişti. İkimiz yan yana durmuş annesi ile ablasının yengesini teskin etmeye çalışmalarını izliyorduk. Bir ara kollarımız birbirine değdi. İçimi, büyük bir heyecan dalgası kaplamıştı. Elini tuttum. İtiraz etmedi. Bir süre öyle kaldık. Evime gitme zamanı gelmişti. Gideceğimi söylediğimde,
Ben seni kapıya kadar uğrayayım dedi. Evlerinin dar uzun bir bahçesi vardı. Kapıya kadar ellerimiz ayırmadık. Sokağa çıkmak için tam kapıyı açacakken ayağımı koyarak açmasını önledim. Nasıl cesaret ettiğimi bilemiyorum. Birden kollarımı beline dolayıp kendime doğru çektim. Dudaklarımız adeta birbirine kenetlenmişti. Diğerleri kendi dertlerinde olduğu için bizim ortadan kaybolmamızı belki de anlamamışlardı. Zaman sanki durmuştu. Orada o durumda ne kadar kaldığımızı bilmiyorum. Belki de hayatıma giren ilk kız olduğu için sevişmemizden müthiş bir haz alıyordum.
Bir gün evden çıkarken onu karşımda gördüm.
Gel dedi. Evde kimse yok.
Bu daveti nasıl kaçırırdım ki? Konuk odasına girdik. Sevişmeye başladık. Bir ara sokak kapısının açıldığını duyduk. Zira kapı açıldığında kocaman bir çanın çalmasına neden oluyordu.
Eyvah annem dedi. Saklanacak bir yer aradım ama bulamadım. Çok dar küçük kapıyı açtı,
Gir buraya. Buraya bakmak annemin aklına gelmez dedi. Girdim ve annesinin gitmesini beklemeye başladım. Böyle durumlarda zaman ne kadar ağır geçiyordu. Bir ara annesi,
Neslihan hadi ben gidiyorum. Kardeşine iyi bak. Meğer annesi küçük kızını uyutmak için eve dönmüş. Annesi gider gitmez inimden çıktım. O halen daha sevişmeye devam etmek istiyordu ama bende sevişecek hal kalmamıştı. Bir gün bana ne zaman evleneceğimizi sordu.
Daha yaşımız küçük. Hele bir evlenecek yaşa gelelim ailenden hemen isteteceğim.
Yaşımızda ne var ki evlenmek için çok uzun bir süre  niye bekleyelim?
Henüz daha aile geçindirecek bir işe sahip değilim. Baba ekmeği yiyerek bir yuva kurmak bana ters gelir. Birden hiddetleniverdi.
Bana bak. Ya hemen beni istetirsin ya da aramızdaki her şey biter. Şaşırıp kalmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Aklıma gelen acaba bunun benden başka bir sevgilisi mi var olmuştu. İçime kuşku düştü ya. Onu izlemeye başlayacaktım. Eğer benden başka bir sevgilisi varsa kokusu mutlaka çıkardı.
                                                    ***
Bana çektiği resti sanki unutmuş gibiydi. Annesi ablasıyla ev gezmesine gittiğinde hemen beni arardı. Yine yatak odasına girip deliler gibi sevişirdik. Bazen onunla yalnız kalmakta annesinin parmağı var mı? Diye düşünüyordum. Bir gün annesi gayet pişkin bir şekilde,
Daha kızımla ne kadar oynayacaksın. Ne zamandan beri sevişiyorsunuz ama halen kızımı istetmedin dedi. Daha ev geçindirebilecek bir gelirim yok ki nasıl isteteyim. Kızınızı istemeleri için anneme babama nasıl söylerim? Bana önce ekmek paranı kazan demezler mi?
Delinin düşündüğüne bak. Evini geçindirmek için biz ne güne duruyoruz. Kayınpederinin yanında çalışırsın dedi. Evlilik çemberi giderek daralıyordu. Kızın annesinin bana önerisini aileme söylesem delirirlerdi. Babamın ve annemin gözünde beş paralık itibarım kalmazdı. İkisinin birden haykırışlarını duyar gibiydim.
Demek bizim sevgili oğlumuzun iç güveyliğini düşünecek kadar gözü dönmüş ha… Beni evlatlıktan reddedebileceklerini bile düşündüğümde içimi büyük bir korku sarmıştı. En iyisi bu ilişkiyi bitirmekti ama nasıl? Zira onu canımdan bile çok daha fazla seviyordum. Günler aylar birbirini kovaladı. Yine her zamanki gibi yatak odasına kapanıp uzun uzun sevişiyorduk. Bir gün annesinin ve ablasının evden ayrıldıklarını gördüğümde hemen evlerinin kapısını açıp içeri daldım. Evde sanki kimse yoktu. Aşk yuvamız yatak odasının kapısı kapalıydı. Tam dönecektim ki içerden gelen sesleri duydum. Geri döndüm. Kapıya kulağımı iyice yaklaştırdım. Sevgilimin başka biri ile seviştiğini hissettiğimde delirecek gibi oldum. Kapıyı açıp içeri dalmayı düşünmedim değil. Ya içerdeki benden güçlüyse? Ya ikisi bir olup bana saldırırlarsa ne yapabilirdim. Çaresiz evime döndüm. Neyse ki annem evde yoktu. Sokak kapısının arkasına bir sandalye koyup oturdum. Sevgilimin evinin kapısının açılmasını bekliyorum. Yaklaşık bir saat sonra kapının açıldığını duydum. Gözümü anahtar deliğine dayayıp evden çıkanın kim olduğunu görmeye çalıştım. Çıkan iki sokak ötede oturan benden yaşça büyük olan biriydi. Nasıl yıkıldığımı anlatamam. Daha sonra sevgilimle karşılaştığımda yaptıklarından haberim olmadığını zannettiğinden yine beni evine davet etti ama gitmedim.
Neden gelmiyorsun? Dediğinde,
Yeni aşkını lekelemek istemiyorum dedim. Yüzü kıpkırmızı olmuştu ama belli etmemeye çalıştı.
Sen bize gelen Muammer’i mi kıskandın? Delinin zoruna bak. O bizim aile dostumuz. O bize her zaman gelir dedi. Oysa o zamana kadar o adamı onların evine girdiğini ilk defa görmüştüm. Yalanın böylesine pes doğrusu. Kesin kararımı vermiştim. Onu ne kadar seversem seveyim ondan ayrılacaktım. Zaten ailem de onunla evlenmeme karşıydı ve asla evlenmemize izin vermeyeceklerdi. Sonunda ona artık kendisini sevmediğimi ve yaptığı ihanete katlanamayacağımı söyledim. Omuz silkti ve
Çok da önemli değil dedi. En çok neye yanarım biliyor musun? Sen evleneceğim kişiden çok daha yakışıklısın. Evlendikten sonra seninle gizli gizli buluşuruz. Doya doya sevişiriz. Bunu niye söylemişti? Bir gün yeni sevgilisine aramızda geçenleri anlatırım diye mi korkmuştu? İçimde ona karşı adeta yontulmamış bir kin doğdu. Beni unut dedim. O senin dediğin asla olmaz. Nitekim kısa bir zaman sonra o gördüğüm gençle evlendiler. Ben onu defterimden silmiştim ama o beni silmemişti. Annesine geldiğinde beni yine evine davet ederdi. İşte beni yıkan aşkımızın son bulması değil o davetiydi. Uğradığım bu ihanetten ve onun çirkefliğine tanık olduktan sonra kadınlardan nefret eder oldum. Ablacığım evlilik bu ise ben o evliliğin içinde yokum. Karar verdim. Ölünceye kadar asla evlenmeyeceğim. Yüksel ablanın dolunayın ışığında ışıldayan yüzünde sevecen bir gülümseme olduğunu fark ettim.
Bak kardeşim. Bütün kadınların aynı olmadığını bana bakarak öğren. On yedi yaşındaydım nişanlandığımızda. Nişanımız görücü usulüyle olmuştu ama ilk görüşte ona deliler gibi aşık olmuştum. Çok sık ziyaretime gelirdi. Onunla el ele tutuşur ve gezerdik.
Bazen bu gördüğün çalılıklar içinde gözlerden uzak kalırdık ama sevişmek aklımıza bile gelmezdi. Zira nişanlımın evine tertemiz bir kız olarak gitmek istiyordum. O da beni anlayışla karşılar ve ele ele tutuşmamızdan daha fazlasını istemezdi. Düğün günümüz iyice yaklaşmıştı. Harıl harıl evlilik hazırlığı yapıyordum. Çeyizlerime yeni çeyizler katmak için didinip duruyordum. Bir gün nişanlım geldi.
Görevli olarak Ankara’ya gidiyorum. On beş gün kalacağım. Bu zaman sevenler için çok uzun bir zaman. Gitmeden önce belime sarılıp öpmek istediğinde tüm gücümle ittim. Yüzme uzun uzun baktı ve
İşte ben seni bunun için çok seviyorum dedi. Vedalaşıp giderken içinde sanki bir burukluk vardı. Belki kendimi öptürmediğim için kırılmıştı ama aldırmadım. Ne bilirdim onu son defa gördüğümü? Bindiği otobüsün devrildiğini ve ölenler arasında nişanlımın da olduğunu öğrendiğimde nasıl yıkıldığımı anlatamam. Günlerce gözyaşı döktüm. Keşke diyordum. Keşke ona o öpücüğü esirgemeseydim. Onca nişanlılık günlerimize rağmen dudaklarımız birbirimizin dudağına değmemişti. Belki de ona o öpücüğü vermiş olsaydım bu kadar acı çekmezdim. Zira mutluluğu yaşarken öldüğüne inanacaktım ama olmadı. Bütün kabahatler benim. İşte bu acıyla evlenmeyi hiç düşünmedim. Düşünemem de. Zira onun acısını yüreğimden hiçbir zaman silemem. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Onun çektiği acının ne kadar büyük olduğunun farkındaydım. Belki de onu ziyarete gelerek acılarını depreştirmiştim. Bu nedenle bu güzel kıza daha fazla acı vermemek için veda etmeye karar verdim.
Abla, izin verirsen birliğime döneceğim. Aramak akıllarına gelirse firarımı verirler ve zor günler yaşarım dedim. Ayağa kalktı.
Seni bir dert ortağı olarak değil öz kardeşimmiş gibi sevdim. Sen de beni bir abla olarak kabullenirsen seni her zaman beklerim ama böyle zamansız gelme ki sana bir şeyler ikram edeyim.
Üzülme abla dedim. Dertlerime dert kattığın dertlerin bana olan en güzel ikramın. Sayende benim gibi nice insanlarda da aşk yarası olduğunu ve aşk yarasının acısını çektiklerini öğrendim.
Çok gençsin. Bana kalırsa şu evlenmeme kararından vaz geçersin. Zira aşkına sadık olan benim gibi nice kızların olduğunu düşünmelisin.
Tamam, abla, eğer sizin gibi sevecek birini bulursam tereddüt etmeden evleneceğim. Evleneceğim kız senin gibi tertemiz olmalıdır. Kendini kucağıma kolayca atan biri ile asla olmaz.
İnşallah karşına seni deliler gibi sevecek ve sana ömür boyu sadık kalacak bir kısmetin çıkar dedi. Tokalaşarak ayrıldık.
Zaman zaman onu ziyarete giderim. Zira onu öz ablam kadar sevdim. O şarkılarını söylemeye başladığında onu en rahat dinleyeceğim bir yer seçer oturup onu dinlerim. Gecenin karanlığını üstüme örtü yapar hayal alemine dalarım. Beni hayata küstüren eski sevgilimi aklıma bile getirmek istemem. Onun yaşadığı o tertemiz aşkı bana da yaşatacak olan bir sevgiliyi düşlerim. Arkadaşımın anlattıkları beni de çok duygulandırmıştı. Ne de olsa herkes gibi benimde gönlümde bir aşka yarası vardı. Ben de terk edilmişliğin acısını yaşamıştım.
 
                                                    ***
Aradan nice uzun yıllar geçti. Bunca yıla rağmen arkadaşımın anlattıkları kulaklarımdan hiç silinmedi. Keşke derim. Keşke o güzel aşkı yaşayan ve aşkına ölünceye kadar sadık kalmaya kararlı olan Yüksel abla gibi benim de bir sevgilim olsaydı. Bu duyguyla belli ki ben de evde kalacağım. Zira nişanlısını delicesine seven Yüksel abla gibi bir sevgiliyi asla bulamaya cağım. 15.11.2008
 Özcan Nevres

17 Kasım 2008  21:32:34 - Okuma: (1000)  Yazdır




İstatistik