Yazı

Adı Cumhur Olsun…
Adı Cumhur Olsun… 

Ali Can

Yıl 1923, “Kasım ayının soğuk bir günüymüş, hem de çok soğuk bir günmüş, ben doğmuşum” dedi. Belli belirsiz gülümsedi.

El yazısı ile yazdığı ve bana verdiği hatıratında, babasının 1310 (1894) yılında Denizli-Tavas doğumlu olduğunu bildirmektedir.
Babası, Topal Halil Efendi, rüştiyeyi 2. sınıfta terk eder ve bir süre sonra da askere gider.
 Zaman mı? Zaman, fırtınalara tutulduğumuz bir sonbahardır. I. Dünya Savaşı tüm şiddetiyle devam etmektedir.
Topal Halil Efendi, I. Dünya Savaşı Yıllarında İstanbul’da Rami Kışlası’nda 1. Tabur, 1. Bölükte “Obüs” top çavuşudur. İki ayda bir, Mustafa Kemal’in emri ile topçu erleri gruplar halinde Çanakkale’ye akar.
Şehit haberleri Rami Kışlası’na ulaştıkça, Topal Halil Efendi’nin üzerine yıkılır sanki kışlanın duvarları. Kışladakiler kederlerinden yataklara düşer. Halil Çavuş’un (Topal Halil Efendi) sıkıntıdan bütün vücudunu yaralar kaplar.
Tarifi imkânsız acılar içindedir.    
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nde 3 yıl yatar ve terhis olur. Memleketi Tavas’a döner, 2 yıl da Tavas’ta yatağa mahkûm olarak yaşar. Günden güne iyileşir ve eski sağlığına yeniden kavuşur.
1923 yılının Mayıs ayında Tavas’tan Akıncılar’a  (Selçuk) göç ederler.
 
(İlçemizin adı Ayasuluğ olarak anılmakta iken 1914 yılında Selçuk olarak değiştirilmiştir. 1922 yılında yapılan yeni bir değişiklikle de
Akıncılar olmuş ve bu durum 1943 yılına kadar devam etmiştir)
 
MEHMET SARIDEDEOĞLU (2008)
 
29 Ekim 1923 de Cumhuriyet ilan edilir. Cumhuriyetin ilanının üzerinden henüz 22 gün geçmiştir ki yazımızın kahramanı, Mehmet Sarıdedeoğlu doğar.
Peki, sende baban Topal Halil Efendi’ye ait, mektup veya başka bir belge yok mu diye soruyorum.
“Yok” diyor, susuyor… ”Aslında bir albümümüz var ama İzmirli Fotoğrafçı…… (isim tarafımdan yazılmamıştır)…. hepsini yürüttü.  Ama bir gün bulacağım onu” diyor.
 Kızdığını kızarmasından anlıyorum.
 
         “Doğumuna dönelim” diyorum. Gülüyor…”Ben doğduğumda cumhuriyet ilan edileli henüz 22 gün olmuş. Aile fertleri arasında, bana konulacak isim konusunda tartışmalar çıkmış. Önce, adı Cumhur olsun demişler. Daha sonra babam, ilk erkek evladı ben olduğum için, kendi babasının adını vermiş bana
“Mehmet” olsun demiş.
Gerisini kah gülerek kah ağlayarak anlatıyor: “Şimdiki bu İsabey İlköğretim Okulu var ya, işte onun önündeki ağaçları ben diktim. Bizim zamanımızda bu okulun adı Kazım Dirik idi. Biz ise okula eski Halk Partisi Binası’nda başladık.
1 yıl orada eğitim gördükten sonra Kazım Dirik’e (İsabey İlkokulu) geldik. Ben okulun ileri gelen öğrencilerinden biriydim. Kooperatifi ben işletiyordum. Ayrıca okulumuzun, İzmir Valisi Kazım DİRİK tarafından hediye edilen bir tane bayrağı vardı. Bayrak bana zimmetliydi. Bayrağı her yaz tatili döneminde alır eve götürürdüm.
.
“Ah anacım” dedi, gözleri doluverdi…”Bayrağı güveler yemesin diye tütün yapraklarına sarardı. Evladı gibi sakınırdı, onu öper koklardı.  Evlat; işte bizde öyle bir bayrak sevgisi ve yürekten bağlılık vardı” dedi..
         “Beşinci sınıfa giderken Başöğretmen Cemal Özkaynak, Atatürk’ün buraya geleceğini ve karşılama komitesinde bizim de yer alacağımızı söyledi.
Tabii olarak okulun ileri gelen öğrencilerine, yani bize çok iş düşüyordu.”                                                            
 
MEHMET SARIDEDEOĞLU (1937)
 
Büyük Önder, 9 Ekim 1937’de Ege Manevralarını izlemek üzere Aydın’a gelmiştir. Bu Atatürk’ün Aydın’a ve havalisine yaptığı son seyahat olacaktır.
Ata, başka bir ziyaretinde Selçuk tren istasyonunda (10 Nisan 1934)
Mehmet Amca anlatmaya devam ediyor:
“12 Ekim 1937 Salı Günü saat 11.00 civarında Büyük Önder İlçemize ayak bastı. İstasyonun arka tarafında, Şimdi havuzun bulunduğu yerde bekleyen protokol ve öğrenciler arasında heyecan iyiden iyiye artmıştı.”
Protokolün arasında bayrak tutan, efe kıyafetli, güleç yüzlü bir çocuk bulunmaktadır. İşte bu çocuk Mehmet Sarıdedeoğlu’dur.
Tuttuğu bayrak yüzünü kapattığı için Mehmet  (Sarıdededoğlu) tam olarak her şeyi görememektedir. Ancak, bir ara esen rüzgar bayrağı dalgalandırır ve Mehmet (Sarıdedeoğlu) Gazi ile göz göze gelir.
Kendisi anlatıyor: “Protokol ile selamlaştıktan sonra, bayrak tuttuğum ve yerel efe kıyafetleri giydiğim için bana doğru geldi. Heyecandan o anda ölebilirdim. Bana adımı sordu. Mehmet dedim.”Okumayı seviyor musun çocuk” dedi. Evet dedim. Bu kısacık cevaplar bile heyecandan boğazına düğümlenmişti. 
“sağ eliyle sol omzumu tuttu. Efeler bizim can damarımızdır” dedi. O anda kanatlanıp uçabilirdim. O anda düşman ormanına bir balta gibi dalabilirdim.
         Yüreğine küçüklüğünden beri yerleşen Mustafa Kemal sevgisi bu olayla daha da büyümüştür.
         Büyük Önder’in vefatını öğrendiği günü, kara gün olarak hatıratına not etmiştir.
         10 Kasım 1953 tarihinde Atatürk’ün naaşı geçici olarak konulduğu Ankara Etnografya Müzesinden alınarak Anıtkabir’e defnedilir.
Mehmet Amca Kendisi anlatıyor: “Bazı arkadaşlarımla bu nakil törenine katılmak üzere Ankara’ya gittik.(bu seyahate ilişkin fotoğraflar elimde olup başka bir araştırmada kullanılacağı için bu yazıya konulmamıştır)Tören için Ankara’ya giderken Ata’nın Selçuk’ta bastığı topraktan bir miktar yanımızda götürdük. 11 Kasım 1953’de Anıtkabir’i ziyaret ettik. Ancak; yanımızda götürdüğümüz toprağı mezara dökmemize izin vermediler.”
Selçuk’tan götürdükleri vatan toprağını, gözyaşları içerisinde, cumhuriyet evlatları Ata’sına giderken çiğnesin diye Aslanlı Yol’a serpiştirirler.
20 Kasım Mehmet Sarıdedeoğlu’nun doğum günü. İyi ki doğdun Mehmet Amca…
Senin diğer adın Cumhur olsun, doğum günün kutlu olsun. ALİ CAN
Atatürk’ü vefatının 70. yıldönümünde milletçe hasretle anıyoruz.


10 Kasım 2008  18:50:54 - Okuma: (1750)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik