Yazı

ÖZELEŞTİRİ
ÖZELEŞTİRİ 

Etem Kutsigil

Atamızın sonsuzluğa göçüşünün 70. yılı da geldi.

Bu gibi özel günlerin her yıldönümünde, fakat özellikle her onuncu yıldönümlerinde, geçen yıllara bakarak bir özeleştiri yapmanın gereğine inanıyorum. Bu özeleştiri sonucunda ilerisi için bir rota belirlemek ve gerekirse “balans ayarı” yapmanın çok yayarlı olacağına inanıyorum. 
Son zamanlarda sinemalarda gösterilen “Mustafa” filmi için çok şeyler söylendi, söylenmeye de devam ediliyor. Yapılan olumsuz eleştiriler, filmin, Atatürk’ün kusurlarını öne çıkarıp, meziyetlerini gölgeleme amacı güttüğü merkezinde yoğunlaşıyor.
Kravatlı kravatsız yobazlara sözüm yok. Onlar Atatürk’ü sevmediler, sevmeyecekler de... Fakat yeni moda şu; Aydın diye geçinen basından ve üniversitelerden, unvan sahibi pek çok kişi sözde tarafsız bir gözle “Atatürk’ü her yönüyle inceleme” adına onun hayatını didik didik etme ve olumsuz saydıkları yönlerini yeni bulmuş gibi davranarak, genç kuşağa Atatürk’ü anlatmak.
Şunun bilinmesi gerekir ki, Atatürk de bir insandı. Onun da her insanda bulunabilecek kişisel özellikleri, alışkanlıkları hatta kusurları olabilir. Ona “karanlıktan korkardı” diyenler, her gün televizyondaki görüntüleri bile içimizi karartan kişilerin, aydınlıkta ve kendi halkından bile korktuğu için yüzlerce koruma ile dolaştıklarını görmüyorlar mı? Onlar cesur, Atatürk karalıkta uyuyamayan korkak biri, öyle mi... Sevsinler o cesurları...
Şu da bilinmelidir ki, Atatürk Peygamber değildi ama NUTUK gibi bir kitabı, GEÇLİĞE HİTABE gibi bir kehaneti var! Son zamanlardaki devlet adamlarının çoğu bir hafta sonrasını görmezken, Atatürk 80 yıl önce bu günleri görmüş ve bizleri uyanık olmaya çağırmıştır.
Ve inanıyorum ki onu ATATÜRK yapan da bu özelliktir. Yoksa Mustafa filmindeki zırvalıklar değil!
ÖZELEŞTİRİMİZE GELİNCE;                                                                                                                   
Sevgili kardeşlerim; Bu günlerin gelmesinde bizim hiç mi suçumuz yok? Geçen bu seksen yılda kendimizi zapt edilemez bir kalenin içinde gördük. Yalnızca bu kalın duvarlara güvendik. Atatürk’ün buğday başağı gibi sarı saçları, denizler kadar engin mavi gözlerini dinledik ve sonra da anlattık yıllarca. Oysaki toprak altındaki yılanlar, çıyanlar seksen yıl hiç durmadan bu burçların altındaki toprakları kemirdiler. Altımızı oydular. Zoru görünce hemen yer altına girip, saklandılar. Tâ ki, istediği nemi ve sıcaklığı bulunca çimlenen tohum gibi, sabırla beklediler. Ve iklimi uygun gördükçe yavaştan yavaştan tekrar toprağı kemirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. Biz ise, başımızı kuma gömerek, gelen tehlikeyi yok zannettik. Karşı taraf, “adam adama markaj” uygulayıp taraftar kazanırken, biz Atatürkçülüğü birbirimize anlattık. Onlar bize, karşı bir fikir ileri sürünce, onlara birer öğretmen gibi gerçeği anlatacağımıza, olara kızdık. Okuyamamışlara yüksekten baktık. Anlamakta zorlananları birçoğumuz küçümsedi, aşağıladı. Bazan da onlara küstük...Arkadaşlar! Bu bilgilendirme yöntemiyle taraftar kazanılmaz. Karşı fikre fanatik kişiler kazandırılır. Bu tartışmalar günlük siyasette yapılabilir.
Fakat ATATÜRK İLKELERİ GÜNLÜK SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR!
Sosyolojide bir söylem vardır. “Bir toplumda Devrim hareketleri tabandan geldiği oranda kalıcı olurlar.” diye. Dikkat ediniz, Osmanlı İmparatorluğundan beri “Islâhat Hareketleri” ( Düzeltme, yeniden düzenleme hareketleri) hep toplumun üst katmanlarından gelmiştir. 3. Selim, 2. Mahmut yenilik hareketleri buna örnektir. Bu hükümdarların yenileşme hareketlerinin çok azı kökleşmiştir.
İşte bizler, bu kökleştirmeyi yapamadık. Buna ek olarak, devrim karşıtları karşımıza mertçe çıkamadıklarından, Prof. Dr.Yaşar Nuri Öztürk’ün “ALLAH’LA ALDATMAK” kitabında da vurguladığı gibi, Emevî’lerden beri yapıla gelen yöntemi utanmadan sıkılmadan uyguladılar ve halkımızı Allah’la aldattılar, aldatıyorlar. Bunun sonucunda da bizler Atatürk’ün çizdiği yolda giderken, seçimlerde bize birkaç çelme takıldı. Tökezlendik. Fakat yıkılmadık. Yıkılmayacağız da... Bu yüzden şimdi yapacağımız şu; Atatürk’ün Devrimlerini önce iyi öğrenmek, kendi kendimize ters sorular sorup, bu fikirleri çürütmek. Bunun için de Atatürk’ü anlayarak okumak. ASKERÎ ZAFERLERİNİ, DEVRİMLERİN ÖNEMİNİ İNCELEMEK VE HALKA EDEBİYAT YAPARAK DEĞİL, ANLAYACAĞI DİLDE ÖRNEKLER VEREREK ANLATMAK. Önemli bir kusurumuz “TARİH YAZMAYI BİLMEMEK VE YABANCI KAYNAKLARDAN ÖĞRENMEK.”
BARİ ATATÜRK’ÜN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİNİ, YABANCILARDAN ÖĞRENMEYELİM! ÇÜNKÜ YABANCILAR ONUN ÖNEMİNİ BİLDİKLERİNDEN ONU UNUTTURMAK İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLAR.
Söylenecek söz söz “Özür dileriz ATATÜRK istediğin gibi olamadık. Bizleri affet!”

10 Kasım 2008  00:16:51 - Okuma: (616)  Yazdır




İstatistik