Yazı

‘BAFA GÖLÜ’ ÖLMESİN–3
‘BAFA GÖLÜ’ ÖLMESİN–3 

Asil S. Tunçer

Kaderine terk edilmiş Bafa, derin bir ölüm sessizliğinde ölüme ayak diretiyor. En son Sakarmeke kuşlarının cansız bedenleri de kıyıya vurdu. Bafa ölüyor! Hem de tüm tabiatıyla birlikte…

Bafa’ya ilk gittiğim günlerde, Kapıkırılıların doyumsuz sohbetlerine konuk olmak için selam verip oturduğum çardak-altı kahvelerde içtiğim çayın parasını ödemeye yeltenmek gibi (Bafalılara göre) bir terbiyesizlik ve saygısızlıkta bulunmuşum o zaman farkında olmadan. Siz sakın aynı yanlışı yapmayın! Bana “doğru otur!” dediklerinde önce anlamadığım ve ne anlama geldiğini bilmediğim bu cümlenin daha sonra ‘misafirin para çıkarmak için elini cebine atmasını engellemek ve ayıplama’ olduğunu öğrendim. Hani, Bafa’da gün batımını seyrederken insan kırmızı kuşaklı cam bardaklarla utanmasa 10 bardak çayı bir oturuşta içer alimallah...

Latmos (Beşparmak) Dağı eteklerinde bulunan Yediler Manastırı’nda manzara muhteşem. Yanımda bulunan kılavuzum Abdullah (Akgün) Amca’ya “bu yaşta bu zorlu dağları arşınlamasının ve ‘ihtiyar delikanlı’ oluşunun sebebi bu manzara ve temiz hava olabilir mi?” diye soruyorum. O da Bafa’da insanın ihtiyarlamadığını sadece yaşlandığını söyleyip kırılmış eski bir mermer künkü işaret ediyor. Her yerde olduğu gibi burada da kaçak kazı yapan, o güzelim freskleri barındıran bir duvarı kıran definecilerin antik suyolunun mermer oluğundan ne istemişler onu anlamıyorum. Cevabı Abdullah Amca veriyor; “altın ve para”. Su borusunda da altın ve para aramışlar ya; yuh! … Tırmandığımız güzergâhta bulunan mağara ve kovuklardaki 10.000 yıllık şekiller insan aklını zorlar cinsten. Yalnız her geçen gün doğaya yenik düşen bu eşsiz eserler mutlaka koruma altına alınmalı. Zaten değerli maden arayışında olan bazı kimseler, altlarında işlerine yarayacak parasal bir şeyler bulma kaygısıyla bu resimlerin bazılarını tahrip etmişler bile.

Agora’nın üstüne inşa edilmiş ilkokulda herhangi bir öğrenci eğitim görmüyor. Zaten son derece bakımsız ve metruk bir durumda… Sayıları 23’ü bulan öğrenciler her gün midibüsle Bafa İlköğretim Okulu’na gidip geliyorlar. Bu yaklaşık 8 yıldır böyle devam ediyor. Durumdan veliler şikâyetçi değiller çünkü hem daha kaliteli hem de parası devlet tarafından karşılanan bir eğitim olanağı sunuluyor kendilerine… Athena Tapınağı, tiyatro, meclis binası, su deposu ve anıtsal çeşme… Hepsi kazı ve ilgi bekliyor. Hele hele dağlardaki onca mağara ve manastır birer kültürel zenginlik ve turistik değer… Dağdan indikten sonra kurt gibi acıkmış vaziyette sofraya oturuyoruz. Kapıkırılıların özgün mutfağından aklıma gelenler şunlar ilk etapta: ev ekmeğiyle gözlemesi, iri kefallerden yapılan balık çorbasıyla yılan balığı ızgarası ve zeytinyağlı sarmasıyla düğün topalağını sayabilirim. Yanına da bol zeytinyağlı çoban salatası ve de üstüne buz gibi köpüklü ayranı diktiniz mi, ehhh o zaman deme gitsin. Gerçekten Bafa’dan ayrılmak istemezsiniz. Hele meşhur keşkeğinin tadına bakmadan zaten terk eylemeyin oraları yoksa içinizde bir şeylerin yarım kalacağı kesindir Kapıkırı ve Bafa adına…

Endymion’da son derece kötü durumda. Hâlbuki burayı farklı kılan yapı bu aslında. Ay Tanrıçası Selene ile sevgilisi çoban Endymion’un buluşup birlikte oldukları mitosun tapınağı olan bu yapı yeknesak ve çok ayrıcalıklı. Bu yapının çok acilen kazısının tamamlanıp konstrüksiyonunun tamamlanması çok elzem. Üstelik bekçi kulübesi buraya giriş çıkışları tam anlamıyla kontrol edecek bir noktaya dikilmemiş; girişte ikiye ayrılan yolun yukarıya doğru yani köyün içine giden kısmına daha hâkim ama alttan yani Endymion’a giden yola daha az hâkim konumda fiziki olarak. Yoğunlukta ve dalgınlıkta kötü niyetli bir kişi para ödemeden Endymion’a çok rahatlıkla geçebilir. Gördüğüm kadarıyla buradaki bekçi ve ailesi canla başla burayı korumak ve giriş ücretlerinden elde edilen gelirleri artırmak için çaba harcıyorlar; çalışıyorlar. Üstelik ne mesai kavramı var onların ne de hafta sonu izinleri doğru dürüst… Bekçi ama silahı yok hatta bir telsizi bile... Tüfeksiz nöbetçi asker misali can güvenlikleri Allah’a emanet!

Kapıkırı’nın bakkalı da süpermarket gibi; her şey onda. Eğer Milas anayolundan içeriye yani Kapıkırı’na gitmeye bir araç bulabildiyseniz çok şanslısınız. Taksiye binmeyip yoldan geçen bir arabaya binerim derseniz o zaman saatlerce bekleyebilirsiniz; belki de yayan yürümemeyi bile göze alacaksınız… Eğer akşamdan gelecekseniz köye, bu süper-bakkallara pek güvenmeyin çünkü erken kapatıyorlar. Neden mi? Bafa’da hayat gün doğarken başlıyor ve kararınca sona eriyor da ondan; tedarikinizi bu yüzden gelmeden yapmalısınız. Yalnız, sokakta kalmaktan korkmayın! Kapıkırılıların birinin evinde misafir edilmeniz işten bile değil. Zaten kalacağınız pansiyondan da çok büyük şeyler beklemeyin. Neden mi? SİT olayından dolayı; Kapıkırı’na yeni ve modern bir şey yapmak kesinlikle yasak… Zaruretten her şey doğal ve eklemesiz. Bu da dolayısıyla size günlük hayattan bir kaçış, dinlenme ve biraz da sadelik sunuyor.

Eğlence ve gece hayatı diye bir şey Kapıkırı’nda söz konusu değil. Eşek anırması ve köpek havlaması dışında Kapıkırı’nda başka ses duymak neredeyse olanaksız. Latmos Herakleiası, dinlenmenin, stres atmanın ve gerçek köy yaşamını öğrenmenin adı… Özetle; Bafa ve Kapıkırı, gece Selene’nin koynunda yatıp sabah da Endymion’un kaval sesiyle uyanmanın, 2.500 yıllık bir zaman tünelinden geçerek, antikiteyi, tarihi ve coğrafyayı adeta göl havasıyla karışık içinize şöyle bir derin çekmenin adı…

Daha dün geçtim yollarından Kapıkırı’nın,
Eteklerinde el sürdüm, yol ezdim Bafa’nın.

Hala izi var Endymion’da son otlayan keçiyle tekenin,
Yanı başında sere serpe ölüme mahkûm Sakarmekenin.

“Ben ölürken sessiz ölürüm” diyor, Kaşıkçı ile Karabatak,
Pelikan morarmış, Ördekler kanatsız ve Elmabaş tepetaklak.

Patkadan haber yok, Kırlangıçlar uçmuyor, nerdesin Kızkuşu,
Flamingolar neden sessiz, hani yılanbalıkları, nedir bu derin huşu…
Asil S. TUNÇER


9 Kasım 2008  23:54:49 - Okuma: (1082)  Yazdır




İstatistik