Yazı

'Bafa Gölü' Ölmesin!-2
'Bafa Gölü' Ölmesin!-2 

Asil S. Tunçer

Bafa Gölü, bunan 30 yıl önce tek bir şahıs malıymış. Evet, yanlış duymadınız. Koca göl bir şahsa ait özel mülkiyetmiş.

Civar köylerde yaşayan balıkçılar ise bu yasağa karşın gölde kaçak avlanıyorlar bunun sonucunda çatışmalar oluyor, insanlar yaralanıp öldüğü hadiseler yaşanıyormuş. Bafa’da doğal olarak tüm balıkçılık faaliyetleri o zamanlar göl sahibinin tasarrufundaymış ve köylülerle göl sahibinin ekmek kavgası kamulaştırıldığı 1978 yılına değin sürmüş. Bafa Gölü 1989’da SİT Alanı, 1994’te ise Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiş. Peki, kimmiş Bafa Gölü’nün sahibi? Göl ve kıyılarının tapusunu 1978 yılındaki kamulaştırmaya kadar elinde bulunduran Osmanlı Hanedanı’ndan Sultan Vahdettin’in son torunu Hümeyra Sultan’ın oğlu, Kuşadası Kısmet Otel’in sahibi, Halim Özbaş’ın babası Halil Özbaş. Üstelik Aydın İli sınırları içindeki Didim- Akköy- Dalyan bölgesinde bulunan kanalın da sahibiymiş. Bu hukuka, gölün tümündeki balıkların avlanması da dâhilmiş. Bu durumda, göl kıyısındaki Serçin Köyü’nün balıkçıları gölde kaçak avlanmak zorunda kalıyorlarmış. 1960’lı yıllarda kaçak avlanan balıkçılar ile mülk sahibinin adamları arasında çıkan silahlı çatışmalarda can kayıpları meydana gelmiş. Özbaş ailesi ile köylüler arasında giderek tırmanan gerginlik 1978 yılında Ecevit Hükümeti zamanında tapu ihtilafının yargı yolu ile çözülmesi neticesinde sona ermiş.
 
Herakleia ad Latmos yani Beşparmak Dağları’ndaki Kapıkırı'nın üstünde yerleştiği Herakleia Antik Kenti ile bu dağlardaki zengin kaya resimleri ile manastırlarını gerçek anlamda dünyaya ilk tanıtan araştırmacı olarak yöreye 1971'de ilk ayak basan Arkeolog Dr. Anneliese Peschlow-Bindokat olmuş ve gördüklerini yazmaya başlamış. Alman Arkeoloji Enstitüsü bursu ile Doğu Akdeniz Bölge'sini gezen Peschlow, Latmos Herakleiası’nda gördüğü harabelerden, özellikle de Latmos'un vahşi kayalık arazisinden çok etkilenmiş. 1974 yılında burada "ikinci vatanım” dediği, Herakleia’da ve Latmos yani Beşparmak Dağları’nda çalışmaya başlamış. Bugün Herakleia'da hemen herkes Anneliese'yi yani Peschlow’u tanımakta. Halen bazı aylarda Herakleia'ya gelerek kendisine üs olarak seçtiği bir pansiyonda kalarak, Latmos Dağları'ndaki gezilerine devam etmekte ve çalışmalarını belgelemektedir.

Peschlow’un elbette çok faydası oldu tanıtım yönünden ama her defasında “tarih ve antik eserler yok ediliyor” karşı propagandası ile yüz yüze geldik diyenler de var Latmos Herakleiası yani Bafa-Kapıkırı’nda. “Çünkü onunla tarihimiz ayrı yazılmaya ve kaderimiz farklı çizilmeye başladı diğer köylü ve köylerden…” diye de ekliyorlar. Pek yanlış da değil hani söyledikleri. Sonuçta Kapıkırılı olmanın bir ayrıcalığı olduğu kadar, bir yükü ve sorumluluğu da var elbet…
 
Bafa Gölü’nün kuzey kıyısında yer alan Herakleia, Kapıkırı köyü ile iç içe bir yerleşime sahip. Yani Kapıkırı köylüleri hem gölle hem de dağla iç içe yaşam sürmek durumundalar. Kısmen kuruyan veya suyu çekilen gölün yarı-bataklığa dönüşen bölgelerinde çok sayıda sivrisinek yetiştiğinden Kapıkırı özellikle geceleri tam anlamıyla sivrisinek istilasına uğruyor. Kalacağınız konaklama biriminin pencereleri sineklikle kaplı ve yatakları cibinlikli değilse mutlaka bir sinek kovucuya ihtiyacınız var yoksa benim gibi odanızda sabaha kadar sinek kovalarsınız… Tarihle iç içe yaşayan Kapıkırılılar kimi yerde eski yapıların duvarlarını ve etraftaki taşlardan işe yarar bulduklarını zamanında yapı malzemesi olarak kullanmışlar.

Yalnız Pesclow’dan sonra, köy 1. derece sit alanı ilan edildiğinden köylü kendisine tuvalet bile yapamz hale de gelmiş. Evlenecek gençler için bir yatak odası veya güzel bir banyo inşası olanaksız. O halde ya bu şartlarda yaşayacak ya da kaçacaklar çünkü yeni yapılar inşa etmenin cezası ağır. Onlarda çareyi köylerini terk etmekte buluyor. Özellikle gençler birer-birer Milas ve Bodrum başta olmak üzere daha büyük ve iş imkânı yüksek yerleşim birimlerine göçüyorlar. Öte yandan bölgeye artan ilgiyle bu köylere yerleşenler de var aksine. Bu da Kapıkırı ve civar köylerin nüfus değişiminde ve yeni etkenlerin oluşumunda önemli rol oynuyor. Kalanlar ya ihtiyar, ya çocuk veya inadım inat burada ölürüm diyenler… Bir de köylerine âşık olan üç-beş Kapıkırı-perver mevcut işte.

Oysa M.Ö. 4.yy.da Karya Satrabı Mausolos, Latmos Herakleiası halkını burada iskâna zorlamış; nüfusu çoğalsın diye… Şimdi ise adeta kaçmaları için... Bugünkü Herakleialılar yani Kapıkırılılar, kendi kendilerine şunu soruyorlar: “Herakleia korunsun korunmasına da yapılan göze batar bir şey de yok ortada. Bafa Gölü kuruyor, insanlar köylerini terk ediyor. Bu işin sonu nereye varacak?”. Burada yaşayan halkın başlıca gelir kaynağı dağdaki zeytin, göldeki balık ve tarladaki mahsuldür. Ehh! Bir de bir-iki turist gelir de üç-beş kuruş bırakırsa işte o zaman Kapıkırılıların cebine biraz para gider. Ziyaretçilerine iyi davranan, bağrına basan ve misafirleri gibi ağırlayan insanları tanımak için gecikmeden herkesi Kapıkırı’na, Gölyaka’ya kısacası Bafa’ya davet ediyorum; zamanı kesintisiz Herakleia-Kapıkırı uzantısında yaşamak için…


Sürecek…



5 Kasım 2008  23:47:01 - Okuma: (522)  Yazdır




İstatistik