Yazı

Ah Şu Geçmişte Kalanlar
Ah Şu Geçmişte Kalanlar 

Özcan Nevres

İnsan gençlik yıllarında ömür denilen bir labirentin içinde yaşadığını fark edemiyor.

O labirentin tek bir çıkışı vardır. O da ölüm dedikleri kaçınılmaz sondur. Nedense insanlar hep geçmişini sorgularlar. Yaşamları boyunca neler kaybettiklerinin hesabını yaparak keşkelerle kahrolurlar. Zaman içinde yitirilenler ne kadar da değerli olurlar. Yapabildikleri ile yapamadıklarını bir terazinin kefesine koyup değerlendiremezler. Gözlerinde hep yapamadıkları büyür. Oysa yapmanın sınırı yoktur. Hiç kimse elde ettikleri ile yetinmek istemez. Bu nedenle de ömür boyu didinip dururlar.
Onunla arada sırada karşılaşırdık ama doğru dürüst bir görüşmüşlüğümüz olmamıştı. Bir gün dükkânıma geldi. Bir vantilatör fabrikasında üretim sorumlusu olduğunu ve benden bazı bilgiler almak istediğini söyledi. Elimden geldiğince ve aklımın erdiğince yardımcı olurum dedim. Soruları hep elektrik ile ilgiliydi. Kendisini öğrenmek istediği konularda aydınlatmaya çalışmıştım. Bir gün yine geldi. Üretimine yeni başladıkları saç kurutma makinesinde bir sorunu olduğunu ve sorunu çözemediğini anlattı. Kullandığı diyotlar kısa zamanda yanıyormuş. Diyot olarak ne kullanıyorsun dedim. 4001 dedi. İşte yanlışlık orada dedim. 4001 elli volt ve bir amperlik bir diyottur. Seni rezistansın ucundaki voltaj aldatıyor. Orada 4007 kullanacaksın. Her ne kadar bu diyot yedi yüz volt bir amper olsa da dayanıklılık için bu gereklidir. Pek aklı yatmamıştı ama yine de deneyeyim dedi. Birkaç gün sonra geldiğinde neşeliydi. Dediğini uyguladım ve çok iyi bir sonuç aldım dedi. Uzun bir zamandan sonra bir gün yine geldi. Emekli oldum. Bundan sonra sana çok daha sık uğrayacağım dedi.
Kahvehanede oturuyoruz. Babasından miras kalan bağda çift T sistemi uygulayacağını ve bu sayede iki misli ürün alacağını anlattı. Boşuna uğraşma. Sizin bağcılık anlayışınızla verimliliği hiçbir zaman yakalayamazsınız. Zira arazinizin nasıl bir yapıya sahip olduğundan haberiniz yok. Menemen ovası tümüyle Gediz deltasıdır. Bu nedenle toprağının karma bir yapısı vardır. Senin arazinde otuz santim derine inersen tarımda hiçbir işe yaramayan kalaycı kumu ile karşılaşırsın. Sen asmanın dallarını dört koldan uzatırken asmanın ürününü besleyemeyeceğini düşünmek dahi istemiyorsun. Ben bağcılık yapacak olsam sizin gibi sıra aralarını iki metre seksen santim aralığında yapmam. Sıra arasını bir metreye düşürür ve toprağın verimli yüzünden olabildiğince yararlanırım dedim. Olmaz öyle şey. Ben yapayım da bak gör nasıl başarılı olacağım. Kendini bu iki T ye adamıştı. Her gün Mobiletine biner ve üşenmeden on kilometre uzaklıktaki bağına gider gelirdi. Bazen takılırdım. Oldu olacak bağında bir kulübe yap ve bağından hiç ayrılma diye. Keşke öyle yapsaydı. Bir gün bağ dönüşü motor sıkleti arıza yapmış. Arızayı onarmaya çalışırken bir araba çarpmış. Çarpan vicdansız onu o halde bırakıp kaçmış. Yoldan geçen onlarca aracın sürücülerinden hiç biri durup yardım etmeyince kan kaybından orada yaşamanı yitirmiş.
Sağlık Memuru Osman Kaya benim gibi motor sıklet tutkunuydu. O nedenle onunla sıkı bir arkadaşlığımız vardı. Seferihisar’da aldığı yazlık için sık sık yanıma uğrardı. Evimin bahçesine ne dikeyim diye. Bahçe dediği yirmi metre kare bile değil. O, o minicik bahçesinde her türlü meyve ağacını yetiştirecek ve yetiştirdiği ağaçların meyvelerini torunuyla birlikte toplayıp yiyeceklerdi. O denli küçük bir bahçe için ne önerebilirdim ki? Bir gün yine yanıma geldi. Bu kez hedefi çok büyüktü. Çandarlı açığında bir ada varmış. Beş bin dönüm kadarmış. O adayı kırk dokuz yıllığına kiralayayım. İkimiz orada sebze ve meyve yetiştirelim dedi. Öyle bir şey söyledin ki, gülmek mi gerekir yoksa ağlamak mı? İşte bunu kestiremiyorum dedim. Niye dedi. Nedeni çok basit. Ege’deki tüm adalar su fakiridir. Su olmayan yerde senin tasarladığın şekilde tarım yapılamaz. Sakın tankerle su taşırız deme. Zira taşıma suyla değirmen dönmez. Dahası bu adaya ulaşım denizden. Denize güvenilmez. Anladım dedi. Açık açık bu iş olmaz diyorsun. İstanbul’a yerleştikten sonra onunla görüşmez olmuştuk. Aziz hocaya bal almak için gittiğimde arıcılık arkadaşı Osman Kaya’yı sordum. Haberin yok mu dedi? O son zamanda bunalıma girmişti. Büyük bir motor sıklet alıp sık sık turlara çıkıyordu. Torununu askerliğe uğurlarken yol kenarına dökülmüş bir kum yığınına daldı. Arkadan gelen bir araba çarpınca da beyin kanaması yüzünden iki ay komada kaldıktan sonra öldü Ölümünün üzerinden neredeyse iki yıl geçti dedi.
İşte yaşam dedikleri labirent bu. Ne kazandığımızı ve ne de kaybettiklerimizi bilmeden yaşamımızı noktalıyoruz. Hem de geride bir iz bile bırakmadan.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com

1 Kasım 2008  16:43:58 - Okuma: (494)  Yazdır




İstatistik