Yazı

Kalbim Foça’da Kaldı
Kalbim Foça’da Kaldı 

Ümran Songun

Kalbim Foça’da Kaldı

Keşke…
Keşke anı dondurabilsek…
         Hiç gitmeseniz keşke!
         Ama gitmezseniz özleyemezsiniz ki bizi.
Hep özlem olsa… keşke…
Keşkelerle dolmasa bu sayfa.
 
22-23-24 Ağustos tarihlerinde Foça da bir festivali yaşadım. Cumhuriyet’ i yaşadım dolu dolu. Gülen mutlu yüzler gördüm. Saygıyı, sevgiyi buldum. İşte orada içime sindirdim Cumhuriyet’ imi.
 
         Orada kendimizi hiç yabancı  hissetmedik, sanki yıllardır orada yaşayan Foçalı gibiydik.  Belki kısa zaman içerisinde zordur çevreyi ve o yöre insanlarını tanımak. Ama birkaç nokta vardır dikkatinizi çeken ve o nokta sizi etkiler, kendinizce not verirsiniz. Önce şaşırdım o kadar kalabalık insan topluluğunu görünce. Kahvelerde, restoranlarda boş kalan tek bir masa ve sandalye yok. Yollar insan seli sanki...
      
        Esnaf güler yüzlü. Hangi mekana girseniz hoş karşılanıyorsunuz, esnafın gösterdiği ilgi hoşunuza gidiyor. Çalışanların pek  çoğu, hoş, sempatik güzel giyimli bayanlar. Kimi gözlük, palet, kıyafet, çiçek, yanıp sönen oyuncaklar satıyor, kimi kahvehanelerde çay ve kahve dağıtıyor. İçtenlik ve samimiyeti hissediyorsunuz aldatıldığınızı hiç düşünmeden. Onca kalabalığa rağmen yollar tertemiz. Elimdeki sigara izmaritini yere atamıyorum. Burada  insanlar belli bir kültür seviyesine ulaşmış anlaşılan. Ayakta yorulduğunuzu hissettiğiniz an oturmak için bir sandalye aradığınızda, göz göze geldiğiniz kişilerin rahatsız ve tedirgin olduğunu hissediyorsunuz. Her biri size sandalye bulmak için çevrede boş sandalye araştırıyor ya da ayağa kalkıp oturmanız için yer veriyorlar.
Onca kalabalığa rağmen, izdiham yoktu yani, insanlar bir şeyler onların olsun diye saldırmıyordu. Son derece sakin ve saygılılardı.  
   
                 Foça’da aradığınız yeri bulmak kolay. Her köşe başında, ince uzun   direklere  asılmış  yön gösteren zarif tabelalar var. Sokak ve mahalle isimleri , hatta belediye binası, itfaiye, hükümet binası, liman, müze... yazıyor ve o yerlerin hangi yönde olduklarını gösteriyor tabelalar.  Bu olayı bir   Praque da gördüm bir de Foça’da. Bilmediğimiz, tanımadığımız bir yerde kaybolmadan gezip olduğun yere geri dönmenin kolaylığını yaşamıştık orada hiç kimseye sorma gereği duymadan.
 
         Deniz kıyısında bulunan meydanda akşam yemeği yerken. Bir mekanın açılışında saygı duruşu ve söylenen İstiklal Marşı ile kocaman meydanın bir anda sessizliğe gömülüşünü izledim.  Sürüklenen masa ve sandalye sesleri altında onca kalabalığın ayağa kalkarak dimdik duruşunu ve hiç kıpırdamadan İstiklal Marşını söyleyişini izledim içim titreyerek. Harika bir görüntüydü. Sanki zaman durmuş gibiydi. O anın canlı olduğunu gösteren tek kanıt ortalıkta şaşkın şaşkın yürüyen bir köpekti.
 
Gecenin karanlığını gündüze çevirecek kadar kalabalık fener alayını hayatımda ilk kez orada gördüm. Yanan meşalelerin altında ışıldayan gözlerle marş söyleyen binlerce insan... Bundan sonra da böyle bir ışık selini  görebileceğimi sanmıyorum.  Tüylerinizin ürperdiğini ve ister istemez ağlamaklı bir halde boğazınıza koca bir düğümün atıldığını hissediyorsunuz. Festivalin yapılacağı şehir merkezindeki meydana geldiğimizde, sanatçıların çıkacağı platformun karşısına binlerce sandalyenin yerleştirilmiş olduğunu gördüm. Ayakta kalan bir tek kişi vardı o da şarkı söyleyen sanatçıydı. Genç , dinamik ve aynı zamanda sempatik bir belediye başkanı vardı Foça’nın. 3 gece boyunca halkıyla beraber o da coşmuş ve onlarla birlikte el ele omuz omuza halay çekmişti. Gece bitip insanlar alanı boşaltıncaya kadar da meydanı terk etmemişti. Neden böyle söylüyorum; çünkü belediye de hizmet veren  yaşlı bir sağlık memurunun konuşmasını unutamıyorum: “ 33 yıldır Foça belediyesinde çalışıyorum. Onca yıl çalıştım onca şey yaşadım ama hiç böylesini görmedim. Halkını böylesine seven, belediye çalışanları ile böylesine iç içe geçmiş olan ve gece gördüğü  rüyayı sabah uygulamaya geçiren  bir başkanı ilk defa  görüyorum.”
        
        Ve harika üç gecenin sonunda sanatçılar gidip onuncu yıl marşı çalmaya başladığında meydanı dolduran insanlardan hiçbiri dağılmıyor, havai fişekler eşliğinde çalan marşa ayağa kalkıp hep bir ağızdan eşlik ediyorlardı.
        
         Festival bitip insanlar meydanı terk ettiğinde  Foça belediye başkanının konuşmasına şahit oluyorum. Festivalde görev alan insanlar için, onları onurlandıran bir konuşma yapıyor. “ Arkadaşlar, çok çalıştık, çok yorulduk. Belki birbirimize kızdık, bağırdık , üzdük, üzüldük ama harika bir organizasyonu da böylelikle başardık. Bu yaptığımız 8. festival önümüzde bir de balıkçılık festivali var. Onu da başaracağımızdan eminim. Sizlerle gurur duyuyorum. Sağ olun, var olun arkadaşlar. Şimdi dağılmıyorsunuz, eğlenme sırası bizdedir.”
  
         Her kalabalık dağıldığında, arkasında  kirli iğrenç bir meydan bırakır. Pet şişeler, çekirdekler, kola ve bira kutuları, ciklet, çikolata kağıtları...  Merak ettim. Sandalyelerin arasına ve altına  baktım. Bir tek çekirdek kabuğu  dahi atılmamış yerlere. Belki meydan da üç bin kişi vardı ama bir tek çöp yoktu. Foça’da tüm mekanların camlarına asılmış olan bir yazı gördüm  işte ne anlama geldiğini o meydanın temizliğini görünce anladım.
"HAVA BİZİM, SU BİZİM, FOÇA DA BİZİM... ÖYLEYSE KİRLETMEYELİM!...
Hayat devam ediyor.
Her zaman eder... 
Taa ki bitene kadar.
Gün gelir herkes ölür ama; 
Kimse gerçekten yaşamaz...


26 Ekim 2008  21:28:34 - Okuma: (1794)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik