Yazı

Atatürk ve Geometri
Atatürk ve Geometri 

Ahmet Mocan

"Öyle istiyorum ki Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar." Mustafa Kemal Atatürk

 
  Bugün matematik dersi görenlerin ya da görmüşlerin bildiği bir kural vardır: “Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesiyle irtifaının hâsıl-ı darbının nısfına müsavidir.” Anlayabildiniz mi bilmiyorum; ama bu cümlede “bir” dışında Türkçe sözcük yok. Bu tanımı şöyle yazarsak sanırım daha iyi anlarız: “Bir üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımımının yarısına eşittir.”
 Bu tanımı böyle yazmamızı (birçok şeyi olduğu gibi) Atatürk’e borçluyuz. Neden mi? Bazılarımız bilebilir; ama bilmeyenlerin de olabileceğini düşünerek açıklamak istiyorum.
 Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 1936-37 yıllarında bir “Geometri” kitabı yazmıştır. Kitap, 1937 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yazarının adı olmadan yayımlanmıştır. 44 sayfalık kitap, “geometri öğretenlerle bu konuda kitap yazacaklara kılavuz” olarak hazırlanmıştır. Atatürk’ün “Geometri” kitabı bir terim sözlüğü değil, o güne kadar kullanılan yabancı kökenli terimler yerine Atatürk’ün türettiği Türkçe terimlerle yazılan kaynak bir kitaptır. Kitapta tam yüz otuz yedi terimin tanımı verilir. Her tanım, ilgil, kavramı tüm ögeleriyle eksiksiz ve açık biçimde anlatmakta, özel ve temelli nitelikleri içermektedir. Gerekli ve yeterli örnekler de verilmiştir.
 
 Atatürk, 1937 yılının 29 Mart’ında, ceyb (sinüs) ve teceyb (cosinüs) terimlerinin karşılıklarının bulunması için Ulus Gazetesi’ne ilan verdirerek bir yarışma açar. Daha sonra, hazırlanan tüm terimler üç aylık Türk Dili Belleten Dergisi’nin Ekim 1937 tarihli sayısında yer alır. 26 Eylül’de yapılan 5. Türk Dil Bayramı etkinlerinin de yer aldığı sayıda; matematik, fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeoloji terimlerinin Türkçe karşılıkları, Osmanlıca ve Fransızca adları bulunmaktadır.
 
 Atatürk, terim çalışmalarının ülkedeki etkilerini fiili olarak da inceler. Ülkedeki pek çok okulu ziyaret ederek öncelikle matematik derslerine girip öğrencilerin dersteki başarılarını gözlemler. 1937 yılında Kültür Bakanı Saffet Arıkan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, İsmail Hakkı Tekçe ve yaveri Naşit Mengü eşliğinde bir heyetle Sivas Lisesi’ne gider. Lisenin 9-A sınıfında programdaki geometri (o zaman ki adıyla hendese) dersine girer bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırır. Öğrenci, tahtada çizdiği koşut iki çizginin, başka iki koşut çizgiyle kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını söylemekte zorluk çekip yanlışlıklar yapınca durumdan etkilenen Atatürk tepki gösterir. “Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe yeni terimlerle anlatılmalıdır.” diyerek tebeşiri eline alır, tahtada çizimlerle ‘zaviye’nin karşılığı olarak ‘açı’, ‘dılı’nın karşılığı olarak ‘kenar’, ‘müselles’in karşılığı olarak ‘üçgen’ gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak, birtakım geometri konularını bu arada Pisagor teoremini anlatır.

 Türk Dil Kurumu Başuzmanı Agop Dilâçar, Atatürk’ün “Geometri” kitabı üzerine şunları söyler:
 “Atatürk hep matematikle uğraşırdı. Eski geometri terimleri çok ağdalı idi. Ben bile uzun uzun bu terimleri okuduğum halde, şimdikiler karşısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum. Pedagojide bir gerçek var: Fikir yolunun açık olması, bir ipucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker. Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan kaldırılmıştır. Sülüs’ten türetilmiş bir kelime olduğunu öğrenici nasıl bilsin? Arapça yoğurucu bir dildir. Örneğin müsteşrik, şark kelimesinden gelmiş bir kelimedir. Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiş. Bunun aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir. Okullarımızdan Arapça, Farsça kaldırılmış olduğundan, öğrenci “müselles”i kütle kelime olarak karşısında görecektir. “Üç” aklına gelmeyecektir. Ama müselles yerine üçgen dersek, bir üç var. “Gen”, Atatürk’e göre “genişlik”ten alınmıştır. Bir ipucu var. “Dörtgen”, dörtten gelmiştir. Bir ipucu vardır. Eşit, denk anlamına gelen eş’ten gelmiştir. Ama müsavi Arapça bir kelimedir. Bu sebeple Atatürk’ün prensipleri burada da doğru idi. Onun için bu en ağdalı olan bilim dalını ele aldı ve kitabı örnek olarak bıraktı.”
 
 Atatürk’ün türettiği/önerdiği sözcüklerden çoğu benimsenmiştir ve bugün de kullanılır. Yalnız bazıları zamanla değişime uğramıştır: “varsayı-varsayım, pürüzma-prizma, yüre-küre, dikey üçgen-dik üçgen, dikey açı-dik açı, tümey açı-tümler açı, bütey açı-bütünler açı” olmuştur.
 
 Aşağıda, Atatürk’ün önerdiği kelimelerden bazılarını sunuyorum:
 
 “Bu’ud – boyut / mekan – uzay / satıh - yüzey / kutur – çap / nısf-ı kutur - yarıçap / kavis - yay / muhit-i daire - çember /
mümâs – teğet / zâviye – açı / kaide - taban / re’sen mütekabil zâviyeler - ters açılar / zâviyetan’ı mütabâdiletân-ı dâhiletan - iç ters açılar / kaide - taban / ufkî – yatay / şâkulî - düşey / amûd - dikey / muhammes - beşgen /zâviyetân-ı mütevâfıkatân - yöndeş açılar / va’zîyet – konum / mustatîl - dikdörtgen müselles-i mütesâviyü’l-adlâ’ - eşkenar üçgen / mecmû – toplam / nisbet - oran /
müselles-i mütesâviyü’ssâkeyn - ikizkenar üçgen / şibh-i münharif – yamuk / tenasüb - orantı / mesâha-i sathiyye – alan / müsavi – eşit / mahrut - koni / faraziye – varsayı(m) / mukavves - eğri / dılı - kenar / muvazi - paralel-koşut / menşur – pürüzma(prizma) /
hatt-ı mail - eğik / re’s - köşe / zâviye-i hadde - dar açı / hatt-ı munassıf - açıortay / muhit - çevre / veter – kiriş / kaim zaviyeli müselles - dikey üçgen / murabba – kare /tamamlıyan zaviye - tümey açı’(tümler açı)”
 
 Her alanda bir önder olan Mustafa Kemal’in kıymetini her zaman bilmek dileğiyle…
 
Ahmet Mocan
 


Kaynaklar:
  1. Şükrü Halûk Akalın, Geometri‘nin Yeni Yayımı Dolayısıyla, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 675
  2. Bilim ve Teknik, Kasım 1982, S. 180
 
 


25 Ekim 2008  01:52:09 - Okuma: (770)  Yazdır




İstatistik