Yazı

Yabancı Dilde Yapılan Bilinçsiz Eğitimin Zararları–1
Yabancı Dilde Yapılan Bilinçsiz Eğitimin Zararları–1 

Asil S. Tunçer

Yabancı dilde verilen eğitim sonucu, ülkeye olan yabancılaştırma sürecinde açık sömürü aşamasına gelinmesi, yabancı kültürle yetişen ve kendi ülkesine yabancı olan (sözde) aydının bu oluşuma bilerek/bilmeyerek katkı sağlaması…

Milli Eğitim Bakanlığı’nın orta öğretim kurumlarında yabancı dil ile eğitime karşı almış olduğu karardan sonra özel okulculardan ge­len tepkiler sonucu karanın kapsamı da­raltılıp sadece Anadolu liselerinde yabancı dil ile eğitime son verilmesi uygun görüldü (1997 yılı son ayları). Ama fırtına dinmedi ve tartışmalar kamuoyunda uzunca süre devam etti.  Yabancı dil ile eğitimin lehinde ve aley­hinde yazılar yazıldı, bildiriler yayımlandı. O zamandan bu zamana konu hala tam anlamıyla açıklığa kavuşturulmuş, çocuklarımıza nasıl bir eğitim vermemiz konusunda henüz tam anlamıyla kararlı bir politika saptanmış değildir.
         Eğitim-öğretimin yabancı bir dil ile yapılması ve yabancı dil öğrenmek, aynı şeylermiş gibi algılanıyor hala çoğumuzca. Oysa yabancı dil ile eğitim yapmak bir yabancı dili iyi öğretmek veya öğrenmek için bir ön koşul olamaz. Hele hele yabancı dil öğrenmenin ilköğretimin 4. sınıf düzeylerine kadar indirilmesinin abesle iştigalden ibaret olduğunu belirtmek gerekir. Dahası Avrupa Birliği’ne giriş, ya da Avrupa ile bütünleşme sürecinde her şeyi okullarda yabancı dille eğitimi körükleyerek çözebileceğimiz, Avrupa ile kucaklaşmayı ancak bu şekilde gerçekleştirebileceğimiz yanılgısına düşmekten kendimizi biran önce kurtarmak gerekmektedir. Çünkü eğitim- öğretiminin yabancı dille yapılması büyük bir yapbozun parçalarından birisi. Eğitimsel bağımlılık içerisinde sömürgeci ülkenin dilini dayatması çok önemli bir yere sahip. Bu dayatmanın sonucu olarak bilginin üretimi ve dağıtımı tama­men kontrol altına alırken sömürülen ülkenin egemen elitinin (seçkininin) yetiştirilmesi, eğitim- öğretim di­linin sömürülen ülkenin anadilinde yapıl­maması olayın ana politikası ve öncelikli hedefi. Başka bir deyişle yap-boza yerleştirilen her parça zamanla karşımıza bağımlılık resmini çıkarmaktadır. Bu tarzda eğitim, sömürgeci devletlerin, savaşla yıkamadığı ulusları içeriden çökertmeye yarıyor, ülke zaman içerisinde kendi kendine teslim olacak bir yapıya kavuşarak olanaksızmış gibi gözüken kalelerin fetholunması sağlanıyor.
 ­        Bu eğitimin, bağımlılık, sömürgecilik üçgeni ve yabancı dil öğrenme, yabancı hayranlığı, yabancı kültür emperyalizminin birbiriyle olan ilişkilerinin karmaşıklığı çok boyutluluğu, devingen bir yapıya sahip oluşu ve siyasal olarak son derece hassas olmasından kaynaklanmaktadır. Bunlara ek olarak küreselleşme (globalisation), yenidünya düzeni, karşılıklı bağımlılık ve uluslararası işbölümü gibi kavramlar yoluyla yukarı­da sözü edilen ilişkiler ağını insanların görmesi, anlaması ve yorumlanması hatta karşı seslerin yükselmesi bir anlamda da ka­sıtlı olarak engellenmesinden ileri gelmektedir. Tüm bunların sonucunda insanların büyükçe bir kısmı eğitim-bağımlılık-sömürgecilik ilişkilerini gerçekten kavrayamıyorlar ve yabancı dil ile eğitimin devamından hatta daha da yaygınlaştırılmasından yana tavır geliştiriyorlar. İlkokula daha yeni başlayan çocuklarımıza bilgisayar alma, henüz daha Türkçeyi öğrenememiş yavrularımızın okullarda İngilizce ile tanıştırılmaları yanlışlığının yapılması gibi. Türkiye’nin geleceğini Dolar’a ve Avro’ya endekslemiş bir diğer grup insanlarımız da yukarıdaki ilişki­ler ağını görmezden geliyorlar. Çünkü bu durumun devam etmesi ile kişisel çıkarları uyum içerisinde. Onlara göre za­ten bağımsızlık çok saçma ve ilkel bir kavram, milliyetçiler de dar kafalı, küresel­leşme, yenidünya düzeni ve uluslararası işbölümü gibi kavramları anlayamayacak kapasiteler. Hâlbuki küreselleşmenin gerçek anlamda ne manalara geldiğini ve yenidünya düzeni şemsiyesi altında bağımsızlık yerine karşılıklı bağımlılık kandırmacısının nasıl işletildiğini görmemekteler, görmekten çok uzaktalar. Neden? Çok basit; öyle yetiştirildiler, onlara verilen program buydu. Emperyalizme hizmet et, etmesen de en azından sempati duy, hatta hiç olmadı ses çıkarma, işi zorlaştırma.  ­
         Son 30 yıla baktığımızda ülkemizde eğitim müfredatının ne kadar çok ve ne sıklıkta değiştiği malumdur. Bunun sebebi Coğrafya, Matematik, Tarih ve Türkçede meydana gelen çok sık değişiklikler mi? Hayır. Öğretmenler mi değişti? Türk insanı mı değişti? Eeee... Uzaya çıkıp dünya mı değiştirdik? O da hayır? O zaman cevabını siz verin.
         Oxford gibi dünyanın klişeleşmiş eğitim kurumları müfredatlarının değişmemesi, oturmuş bir köklü eğitim-öğretim politikalarının olmalarıyla övünürler. Ülkemizde de iki kardeş aynı kitabı okumaz, abla ya da ağabey kardeşine yardım edemez. Çünkü eğitim ve öğretim her yıl yenilenir, değiştirilir. Aslında değiştirilmez, biz öyle sanırız. Değişen tek şey, eğitim politikalarının her geçen gün daha fazla açmaza sürüklenmesi, dışa bağımlı hale gelmesidir; tıpkı ekonomimizde olduğu gibi. Bu tek bizim sorunumuz değil aslında ama bizi önce bizler ilgilendirdiğinden incelemeyi daha çok ülkemiz açısından ele almak istedim. Biz gibi ülkelerin merkez ülkelere (sanayileşmiş ve sömürgeci) bağımlılığını pekiştiren ya da belirleyen birçok etmen arasında ekonomik, siyasal, askeri, teknolojik, eğitimsel ve kültürel olarak dışa bağımlılık ve sömürülme sahaları gösterilebilir. Eğitimse bu bağlamda çok önemli bir işlevi yüklenmekte olup sömürge du­rumundaki ülkelerdeki eğitimi sö­mürgeci ülkelerin ihtiyacı olduğu ya da istediği şekle sokmada kullanılmaktadır. Eğitim programları bir çırpıda değil zamanla azar azar yenilenerek yani değiştirilerek özünden saptırılmakta, oturmuş yerlerinden çıkartılarak sömürgeci zihniyetlere göre şekillendirilmektedir. Bu da birden yapılmamakta dikkat çekmemesi ve haklın uyandırılmaması için yavaş yavaş, sindire sindire bilinçli olarak yapılmaktadır. Kendi öz yurduna, milletine hizmet etmeye yönelik olan milli eğitimin amacı değiştirilmekte, öğre­nim dili sömüren ülkenin diline dönüştürülmekte, sömüren ülkedeki eski eğitim teknolojileri sömürge ülkelere satılarak üstelik sömürgeci ülkeye daha baştan para kazandırmaya başlatılmaktadır. Bu bağımlılık ve sömürge durumunun devamını sağlamak amacıyla gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkelere yönelik olarak bilinçli poli­tikalar üretmesi, kurumlar ve kavramlar yaratması da yeni sömürgecilik (neo-co­lonialism)  anlayışının bir politikasıdır. Bu         çok iyi bakıldığında Batı dillerinin sömürgecilik mirasının bir parçası olarak bilimsel, kültürel, teknolo­jik ve düşünsel yaşamı bir anlamda kendi hegemonyası altına almış ve bunu sürdürmekte olduğu gözlemlenir. Bu­nun içindir ki sömürülen ülkelerdeki ege­men elit (yabancı ülkelerde eğitim görmüş ya da kendi ülkesinde yabancı müfredata göre eğitim veren bir okuldan mezun olmuş) gruplar sömürgeci ülkelerin dil­lerini yoğun bir şekilde kullanmayı top­lumsal ve siyasal kontrolün sürdürülmesi açısından yararlı görmektedirler. Tüm bu nedenlerden dolayıdır ki sömürge ülkele­rin birçoğunda eğitimin ve düşünsel söy­lemin (intellectual discourse) dili sömürgeci ülkeninki ile aynıdır. İnsanlık tarihi bunun örnekleri ile doludur. Amerika, Britanya, Fransa, Almanya ve eski Rusya kendi dili ve kültürlerinin öğretilmesi ile ilgili programları özel bir takım yardım kandırmacıları ile önce desteklenmişler daha sonra bağımlılığı arttırıcı yan öğeler olarak hep kullana gelmişlerdir.
…sürecek…


15 Mayıs 2007  00:05:18 - Okuma: (1138)  Yazdır




İstatistik