Yazı

Yaşam...Aşk ve Küçük Kedi Yavruları...
Yaşam...Aşk ve Küçük Kedi Yavruları... 

Mutlu Köse

Aşk yavaş yavaş uyuşturuyordu benliğimi… Hani ölmek üzere olan bir insanın şuursuzca uykuya dalmasından korkulur ya…

Korkuyordum kendi aşkıma dalışımdan… Artık sol elimin tutmamaya başladığı günlere kadar geldi çattı aşk… Çok korktu kimileri… “Sende Kalp mi var acaba?” diye endişelenenler bile olmuşken aklımdan geçen “Acaba sizde de kalp var mı” diye düşünmek oldu… Neyse ki küçücük panik ataklarla atlatmıştık biz kalpsiz olmayı.
                    Ve yaşamın bizden bir şey aldığı, çalmaya çalıştığı ya da ayağımıza çelme çakmaya çalıştığı da yoktu aslında. Aslında kötü geçen bir günde yaşamın ne günahı vardı? Aslında yaşamın tek tek bizi yani – beni, kalbimi ve diğerlerini –taktığı da yoktu. Yani o öyleydi işte umursamazdı. Umursamazlığı takmayışından değil de sanki birazda ne yaparsa yapsın değiştiremeyeceğini bilmesinin öğretilmiş çaresizliğiydi. Ama onun payına düşen hep “ Yaşamın kötüye gittiği ya da yaşam benden neleri çaldı biliyor musun?” cümleleriydi. Çok kere hayıflanırken yakalamıştım onu… “Ah siz insanlar” diyordu “Nasılda seviyorsunuz elinizde o kadar çok seçenek varken yinede mutsuz olmayı seçmeyi?” diyor ve ekliyordu “Ve benim sahnemde sizin oyunlarınızı izlerken en kötü seyircinin benim olduğumu söylemeniz ise bir o kadar kırıcı” … Ve o da etten tırnak dan bir insan gibi olmuş, soyutluktan sıyrılmış ve artık kırılmıştı. İşte o gün bu gündür umursamadı… Değiştiremeyeceği hiçbir şeyi umursamadı. O umursamadı biz belki o umursar da tepki gösterir umuduyla daha çok mutsuz ettik kendimizi.
                     Kendisini mutsuz etmek adına ruhundan çaldıklarının suçunu yaşama atanlarımız oldu.Yada annesini kesen çocuklar duyduk, kızına dokunmaya çalışan babalar, aldatan kadınlar, çocuğunu bırakıp kaçanlar, dostluklarının en büyük sırlarını 30 kontöre satanlar, insan olmanın kadın ve erkek olmaktan başka bir şey olmadığını sananlarımız bile oldu ve bu yüzden trafik kazası geçiren bir travestiyi tedavi etmek istemeyen doktor yüzünden o kişinin ölüme terk edilişini de okuyup gazetelerde insanlık bu mu? Dediğimiz zamanlar da olmuştu. Yani biz kadın ya da erkek olunca mı insan olacaktık? Sonra kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan ve bir türlü onu yakalamayı beceremeyen küçük kedi yavruları gibi yaşamı suçlayıp durduk. Suçladık ve yakalayamadık yaşamı.
                  Sonra aşk aradık, sevgi aradık, saygı aradık, sadakat aradık, şefkat aradık… Hep aradık… Oluruna bırakamadan aşkı kurtaracağız diye çabalarken iyice dibe batırdık. Sonra yedinci sanatın en büyük yapıtlarından birinde şu cümleleri duyduk “ Ben ne yaptıysam ona aşkımdan yaptım. Onu o kadar sevdim ki onun için yaptığım bunca kötülük yüzünden cehenneme gitmeyi göze aldım” diyen kişiyi haklı bulup alkışlamaya kalkanlar bile olmuştu. Oysa söylenemeyen sözdü bazen aşk, her sabah gözünü açtığında aklında olan ve yatarken ona sarılıp tüm bu kirden pasaktan uzak huzurla uyumayı bekleyendi belki de. Bazen aşk çok sitem eder ve söylenirdi, tekrar aynı şeyleri yaşamaktan korktuğundandı belki. Belki kaybetmekten korktuğu şey aşığını kaybetmek de değil aşığına hissettiği o yoğunluğu kaybetmekten korkuyordu aşk.
                  İşte tüm bu hengâme içinde aşk yavaş yavaş uyuşturuyordu benliğimi... Neyse ki artık sol elimin tutmamaya başladığı günleri küçük panik ataklarla atlatmıştık biz. Sonra kulak misafiri oluyordum yaşamı suçlayanlara ve kendi kuyruğunu yakalayamayan küçük sevimli kedi yavruları gibi olmuştuk.

23 Ekim 2008  15:00:24 - Okuma: (1007)  Yazdır




İstatistik