Yazı

Ahıska Türkleri–7
Ahıska Türkleri–7 

Asil S. Tunçer

Aras Türk Hükümeti Ordubad'dan Zengibasar bölgesine kadar dağlarla Aras nehri arasını kapsayan coğrafyada hâkimiyet sağlamıştır.

Mütareke sonrasında Osmanlı askerlerinin terhisi nedeniyle ortaya çıkan otorite boşluğunda Ermeni saldırılarına karşı direnebilmek amacıyla 3 Kasım 1918'de merkezi Iğdır olmak üzere kurulmuştur. Revan, Eçmiyazin, Nahçıvan, Sürmeli ve Iğdır'ı Ermeni saldırılarına karşı korumak bu hükümetin temel amacı olmuştur. Bir yandan Ermenilere karşı mücadele ederken diğer yandan da Ermenilerin çıkarlarını savunan İngilizlere karşı mücadele etmiştir. 27 Kasım'da Yakup Şevki Paşa Ermenilere karşı tedbir alınması hususunda İtilaf Devletlerine bir rapor hazırlamıştır. Raporda "Terk edilecek bölgede halkın Ermeni mezalimine uğraması durumunda tedbir alınması, şayet bu halde yardım edilmezse Ermeni katliamının daha da artacağını belirtmiştir.
         Askeri birliği olmayan Aras Türk Hükümeti, hiç vakit kaybetmeden düzenli askeri birlik oluşturmak için gayret sarf etmiştir. Cihangiroğlu İbrahim Bey askeri taburların oluşmasında önemli katkıda bulunmuştur. Ancak güçlü olmak için birlik olmanın inancına sahip olan bu hükümette 30 Kasım 1918'de Kars İslam Şûra'sına bağlanarak onun bir uzantısı olarak bölgede Ermenilere karşı mücadelesini devam etmiştir.

           Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler Kafkasya'da ve Doğu Anadolu'da kontrolü tam anlamıyla sağlayamamışlardı. Bolşevikler Ekim 1917 İhtilâlinin üzerinden bir yıl gibi kısa bir zaman geçmesine rağmen güçlenmişlerdi. İtilâf Devletlerinin desteklediği Çarlık Rusya Rejimi taraftarı Beyaz Ruslardan oluşan Denikin, Kolçak ve Wrangel Ordusuna karşı savaşan Bolşevik Kızıl Ordu, Kuzey bölgelerinde de yine İtilâf devletlerinin desteklediği Lehistan (Polonya) ordusuna karşı da başarıyla savaşıyordu. Bolşevik Kızılordu, sahip olduğu jeo-stratejik önemin yanı sıra yeraltı ve yerüstü kaynaklarından ötürü Kafkaslara da yerleşme siyaseti takip etmeye başlamıştı. Böylece Kafkasya, Bolşevik Ruslarla İngilizler arasında tam bir rekabet alanı haline gelmişti. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan yönetimlerini ele geçirmek amacıyla İngiltere ve Bolşevik Rusya Mondros Mütarekesi sonrasında aralarında kıyasıya bir mücadeleye başlamışlardı. Menşevik Gürcistan yönetimi, Bolşevik Rusya'ya güvenmemenin yanı sıra Rusya'da tekrar kurulacak bir Çarlık Rejim ile ülkelerinde daha rahat ve güvende yaşayabilme inancı içerisinde İngiltere'nin bölgedeki politikalarını çoğu zaman destekler politikalar izlemişlerdir.

          Diğer taraftan Doğu Anadolu'da yaşayan Türkler ise Mondros Mütarekesi sonucu Türk Ordusunun dağıtılması sonrasında güvenliklerini sağlamak amacıyla İngilizlere ve onların desteğindeki Ermenilere karşı örgütlenme içersine girmiş, mücadele etme kararı almıştı. İlk Örgütlenmelerine Kars ve etrafındaki bölgelerde başlayan Türklerin en büyük siyasi teşekkülü olan Cenüb-i Garbi Kafkas Hükümeti, İngilizler tarafından dağıtılmıştı. Fakat bu müdahale, Doğu Anadolu'da Türk Örgütlenmelerinin sonu olduğu anlamına gelmiyordu. Özellikle Ermeniler bölgedeki otorite boşluğundan kaynaklanan güvensizlik ve asayişsizlik ortamında Türklere yönelik katliamlarda bulunuyor bu tür eylemler de Türklerin topraklarını terk etmeleri yerine birlik olma ve mücadele etme duygularını perçinliyordu. Ermenilerin Mondros Mütarekesi sonrasında özellikle Doğu Anadolu'da Türklere karşı gerçekleştirdikleri katliamlardaki temel dayanak noktası, Wilson Prensiplerinin "bölgede çoğunlukta kimler yaşıyorsa o bölge onların olacaktır" maddesidir. Bu maddeden hareketle kendilerini bölgede çoğunluk kalabilmek için her türlü yolu denemişlerdir.

          Kafkasya'da ve Anadolu'da oluşan bu durum İngilizlerin bölgede otoritelerini tesis etmede işini her geçen gün daha da zorlaştırmıştır. Üstelik bu iki bölge, İngilizlerin Hindistan'a giden sömürge yollarının stratejik güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.

          Kafkaslarda Bolşevik ilerlemesinin ilk hedefi, sahip olduğu petrol rezervi bakımından Azerbaycan'ın Hazar Denizi kıyısında yer alan Bakû toprakları olmuştur. Yine Bolşevik orduları şayet Azerbaycan'ın batı topraklarını zapt edebilirlerse Gürcistan ve Ermenistan'ı da rahatça "Bolşevize" edebileceklerdi. Böylece Kafkasya'da sahip olduğu stratejik noktaları ile bilenen Gürcistan'da hâkimiyet tahsis edilebileceği gibi Bakû petrolünü de Karadeniz'de önemli bir liman kenti olan Batum' dan transfer edebileceklerdi. Yine Gürcistan'ı Kuzey Kafkasya'ya bağlayan Vladi- Kafkas' daki Daryol geçidini tutarak tüm Kafkasya'nın hâkimiyetini ve güvenliğini ellerine geçirebileceklerdi. Ancak onlar için bu bölgede tek olumsuz faktör İngiliz varlığı olarak görülmekteydi. Çünkü Türkler Mondros Mütarekesinin kararları gereği Kafkasya'dan ordularını çekmişlerdi. Üstelik Türk toprakları İtilâf Devletlerinin kontrolü altına girmekteydi. Bununla birlikte, Bolşeviklerin Anadolu'ya yakınlaşması İngilizleri bir başka taraftan da endişeye götürecekti. Doğu Anadolu'da Türk Milli direnişi tam anlamıyla örgütlenirse iki taraf güçlerini birleştirebilir ya da yardımlaşma içine girebilirdi. Bu durum da bölgedeki İngiliz varlığının son bulması anlamına gelmekteydi. Bu teorilerden hareketle İngilizler, Gürcistan ve Ermenistan'ı güdümüne alıp, topraklarında kontrolü sağlayabilirlerse Bolşeviklerle Türker'in muhtemel İngiliz karşıtı politikaları gerçekleşmeyebilirdi. Daha açık bir anlatımla, Kafkas ülkelerinden Ermenistan ve Gürcistan'da Türk ve Bolşevik Rus karşıtı yönetimler kurarak, Türklerle Bolşevik Ruslar arasında oluşabilecek yardımlaşmalarının önüne bir set çekmeyi gerekli görmüşlerdi. İngilizlerin düşüncesinin ürünü olarak Gürcistan ve Ermenistan topraklarından Türk ve Bolşevik Rusların geçişini, her türlü ilişkilerini engellemesi düşünülen bu sette "Kafkas Seddi" denilmektedir. Nitekim İngilizler mütarekeden sonra bu düşüncelerini hayata geçirebilmişlerdir.

 ...sürecek...


13 Mayıs 2007  19:49:47 - Okuma: (1427)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik