Yazı

Sporda Etik Değerler ve Ötesi
Sporda Etik Değerler ve Ötesi 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Son günlerde Türk sporunun inişli çıkışlı gidişinden, her gün yeni bir kaosun oluşmasından kendini sorumlu tutanlar ve tutmayanlar diye bir ayrım yapmak, hem doğru olmaz hem de olayı bu şekilde açıklamak işimizi daha da zorlaştırır. Sporun içinde aktif ya da pasif olarak bulunan herkesin yaşanan başarısızlıklardan kendine birer pay çıkarması gerekmektedir.

Özellikle Pekin 2008 Olimpiyatları'nın bitiminden sonra ortaya çıkan tabloya ilişkin, spor otoriteleri gidişatın doğru olmadığı, en kısa zamanda oturup değerlendirmenin yapılması gerektiği gibi konuşmaları oldukça sık yapmaya başladılar ancak söylediklerini kimlerle ve nasıl yapacakları doğrusu beni çok ama çok yakından ilgilendiriyor.
Bir taraftan ülkedeki sporun genel durumu böyleyken, diğer taraftan Türk milli futbol takımımızın Ermenistan ile Erivan'da oynadığı maçın öncesi, maç esnasında ve maç sonrası yansımalarını gözlemledik buna da eyvallah diyelim ve gelelim kendi evimizde Belçika Futbol milli takımına karşı oynanan oyun ve bu oyunun arifesinde yaşananlara!
Ne zaman iyi bir sonuç alsak hemen ardından kötü bir ortamın oluşmasında her şeyi sorunlar yumağına çevirmekte üstümüze yok. Hem de antrenörümüzle, basınımızla, sorunlara sesiz kalan yöneticilerimizle! Spor ahlakı ve etiği hiç yokmuş gibi davranmak hiç de hafife alınmayacak bir olaydır...
Buradan hatırlatmakta yarar görüyorum; hiç bir kişi ve hiç bir kurum tek başına ahkam kesme lüksüne sahip değildir. Neden mi? Futbol, dolayısıyla spor farklı bilim dallarının pozitif etkileri ile beslenerek belirli yerlere gelir ya da tam tersi; bilimi kullanamayanlar hiç bir yere gelemezler ama buna rağmen bilimle alay edenler onu kullanmamalarına rağmen kendilerini küçük başarıların arkasında gizleyerek öne çıkarlar.  

Bizim de bu durumda, bu ülkede en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar bazı sorumlulukları taşımak zorunda olduğumuzu hatırlamamız gerekir, etik değerlerden soyutlanmadan objektif değerlendirmelerimizi ön planda tutmalıyız. Sorumluluk; bunu taşıyorum demekle olmaz, asıl önemli olan sorumluluğu, kendi yaşam biçiminizde, yaşayarak, konuşarak ve davranarak yerine getirmenizdir.
Ne yazık ki, sporumuzun hala elle tutulur ve gözle görülür bir spor siyasetimiz  olmadığını görmek ve bu karmaşa içerisinde öylece yaşamak, bana hiç zevk vermiyor, sadece bana mı? Kim bilir daha kaç bin kişi bunları görüyor düşünüyor? ama dile getiremiyor. Umarım, bu yazımla o insanların da hislerine tercüman olabilmişimdir.

Beni gerçekten düşündüren ve üzen şey;  Ülkemizde,  sporu yönetenlerin hala devleti yönetmek gibi yönetme inadının hala var olduğudur, yani sporu siyasete araç etmeleridir. Ama bizim buradaki asıl yapmamız gereken ve isteğimiz sadece ve sadece zaman kaybetmeden sağlıklı bir spor siyasetinin oluşturulmasına hizmet vermektir. 
Devlet adamları ve spor,  görsel ve yazılı basın dolayısı ile spor yazarları ve spor, bilim adamları ve spor,  spor kulüpleri ve spor ve daha buna benzer spora ilişkin bir sürü örnek verebilirim. Ve şimdi sizlere soruyorum; Tüm bu sorunların altından kalkabilmenin yolu nasıl olmalı? Spor ahlakı ve Spor etiği konusunda hala yeterli bir kültürel olgunluğa ulaşabilmemiz için neler yapmalıyız acaba?
Sporun asıl amacı ve hizmet ettiği alan olan; dostluk ve birleştiricilik özelliği sadece sahalarda mı olmalı yoksa bunun yansımaları taraftarlara ve hatta ülkelerin siyasetine de etki etmeli mi?  Ermenistan ile yılların biriktirdiği bir düşmanlığı bile ortadan kalkmasına hizmet etmesini bile çok farklı biçimce algılayıp açıklayanlara üzülüyorum. Ve tekrar soruyorum bu sporun dostluğu geliştirmesi sadece bazı kişi ve kuruluşlara mı ait? Yoksa bu işlevini Türkiye-Ermenistan halkları arasında da uygulayabilir mi?
Gelelim sevgili Hıncal Uluç ve benzeri yazar kardeşlerimize; Yıllarını yazılı ve görsel basında geçirmiş deneyimli, kültürlü bir kişi olarak tanıdığımız bu arkadaşımızın bazı sporcuların tavırlarını beğenmiyorum diye karalama yapması yerine, önemli bir futbol maçı öncesi ulusal takım elemanlarına daha saygılı davranması daha doğru olmaz mıydı? İnsanların eğitilmelerinin yeri orasımı olmalı? Oraya gelene kadar kendi eğitim sistemimizi bir gözden geçirmemiz gerekmiyor mu?
Burada hiç bir kişiyi eleştirme lüksüne sahip değiliz ama yapılan tüm bu olaylar karşısında tepkisiz kalmak kendi spor ahlakımıza ters düşmez mi? Bu nedenle kendimize ve sporumuza zarar veren durumlar olduğu zaman buna karşı tepkilerimizi göstermemiz gerekmektedir diye düşünüyorum.  
Burada sporcularımızın çok sağlıklı ve etik olarak bir eğitim aldıklarını ve öyle yetiştirildiklerini söylemekle, sayın Uluç'a ve diğer eleştirmenlere haksızlık etmiş olurum. Bunu da söylemek istemiyorum ama işte bizim spor kültürümüz de bu. Maalesef, bizler bu kadarız. Sporcularımızla, basınımızla, idarecilerimizle. Ve hatta yarışmalarımızı kaybedince de takındığımız tavırlarımızla da bu kadarız, kapasitemiz bu kadardır, hiç yarını düşünerek hesap yapmıyor. İlgili ilgisiz herkes toplum olarak ve dolayısı ile antrenörlerimiz de çoğu zaman başarısızlıklarını kendilerinin dışındaki nedenlere yüklemektedirler.
Bu da daha dış denetimli  bir toplum olduğumuzu ortaya koymaktadır. (zaten neyimiz kendi denetimimiz altında ki!),  Ancak başarılı olduğumuzda, yarışları kazandığımızda da durum tam tersi oluyor, burada başarıya sahiplenmek için çabucak ön plana çıkan da bizleriz, yani biz Türk insanı kendi başarısızlıklarımızı başkasına, başarılarımızı da kendimize atfetmeyi sanat edinmişiz.  İşin ilginç yanı; yaşam koşullarının her gecen gün daha zorlaşması nedeniyle herkesin kendini mafianın bir parçası sanması, tehdit dolu tavırlar alması ve saygısızca davranışların artıyor olmasıdır.  
Eğer bir gün; neden başarısız olduğumuza ilişkin, sağlıklı düşünüp, sağlıklı çözümler üretmeye çalışmaya başlarsak, biliniz ki çözümler  için ilk adımı atmış olacağız. Şimdi "Ya hep ya hiç!" sloganı ile el ele vermenin zamanıdır. Elinde imkanı olan insanlar, bu imkanlarını daha pozitif ve daha öğretici olarak kullanmalılar  ve birbirimizi küçük düşürme yerine motive etmeye, doğruyu göstermeye çalışmamız bizlerin spor alanlarında olgunlaşmamıza katkı koyacaktır.
Belki yarar sağlar düşüncesiyle; bir doğu öğretisini burada ifade etmeden geçemeyeceğim; “Eğer bir kişi hakkında bazı kararlar alacaksanız mutlaka ve mutlaka sevgi ve nefret denilen iki şeyden uzak durunuz! Aksi takdirde kararlarınızda duygusal olursunuz ve adil olmayan sonuçlarla karşılaşırsınız”.
En içten sevgi ve saygılarımla


12 Eylül 2008  00:36:55 - Okuma: (1567)  Yazdır




İstatistik